DAIMLER (2)

1872 yılında Daimler

Carl Eugen Langen ve

Nikolaus August Otto’nun

Gasmotorenfabrik Deutz

(Deutz Gaz Motorları Fabrikası)

şirketinde göreve başlar…

Otto’dan atölyelerin yönetimini devir alır.

Kendisini izleyen kader arkadaşı Maybach burada

Daimler’in yönetiminde “Otto” motoru

seri imalat aşamasına kadar geliştirir.

Bu gelişmelere paralel olarak

Deutz fabrikası küçük bir atölye iken

dünya çapında bir kuruluşa dönüşür.

Ancak! Demiş hikayemize virgül koymuştuk…Öykümüze devam ediyoruz…

Ancak! bir süre sonra fikir ayrılıkları doğar.

Daimler üretilen motoru

daha küçük hale getirerek

vasıtalar üzerinde kullanmanın peşinde koşarken

şirket yönetimi tam tersi bir stratejiye odaklanmakta…

Büyük sanayi motorları üretmeyi doğru bulmaktadır.

Görüş ayrılığı neticesinde 1882 yılında

Daimler’in Rusya’da bir iş seyahatinde bulunduğu esnada

şirket yönetimi kararını verir.

Karara göre Daimler şirketi temsil etmek üzere

daimi olarak Rusya’ya gönderilecek

sürdürmekte olduğu görevi ise Otto’ya devredecektir.

Seyahat dönüşü şirketin kararını öğrenen

Daimler çok öfkelenir ve

arkadaşı Maybach ile birlikte şirketten istifa eder.

Daimler duygularını günlüğüne düştüğü

şu cümleyle ifade eder

“Benden her şeyimi aldılar…

Otto’ya her şeyi verdiler”.

Daimler’e Deutz’ta yaptığı çalışmalar neticesinde

alınan patentler için 112.000 Reichsmark karşılığı

Deutz hisseleri verilir.

Aynı yıl içerisinde Daimler Stuttgart’a bağlı

Cannstatt’ta ilk atelyesini kurar. Okumaya devam et

DAIMLER (1)

1876 yılında

Nikolaus Agust Otto

tarafından icat edilerek

patlamalı motor tekniğinin

temeli atılılır…

On yıl sonra

03 Temmuz 1886’da

Karl Benz tarafından

otomobile dönüştürülür…

 ve yedi ay sonra

04.03.1887’de 

Gottlieb Daimler’in motorlu aracını

devreye sokar…

Lakin…

birbirinden  habersiz ve

bağımsız çalışmalar yapmış

bu iki mucid…

ürettikleri motor ve araçlara

kendi isimlerini verdi.

“Benz” ve “Daimler”

Karl Benz’in ve Mercedes isminin

nereden geldiğini yazmıştım…

Daimler’in öyküsünü nakledeyim… Okumaya devam et

Carl ve Bertha Benz (2)

Her şey para değil ki…

Benz gece gündüz çalışır…

Bazen üç gün uykusuz…

Sayısız ve başarısız denemeden sonra 31.12.1879 akşamı…

Yılbaşı gecesi eve gitmez,

çalışmaya devam eder.

Eşi Bertha, 2 oğlu ve 1 kızını yanına alarak yılbaşı kutlaması için babasının evine gider…

Bertha yılbaşını kocasından ayrı…

Ailesiyle kutlamak zorunda kalır.

Babası Bertha’nın durumuna çok üzülmüştür ve öfkelidir.

“Sana hayalperest bu adamla evlenme demiştim…

Gözümün önünde eriyip gidiyorsun. Adam doğru dürüst geçimini bile sağlayamıyor.

Bırak, ne hali varsa görsün.

Gerekirse atölyesinde tek başına çürüsün.

Çocukları al, yanıma gel…”

Bertha her zaman olduğu gibi kocasının arkasında durur ve babasına,

“Kocamı seviyorum…

Bunu neden anlamıyorsun.

Her şey para değil ki…”

yanıtını verir

Ve gece yarısını beklemeden çocuklarını alarak evine döner.

Fevkalade soğuk olmasına rağmen

Carl Benz’i atölyede çalışırken bulur…

Benz, bronşit hastasıdır,

fakat kendisi hastalığının farkında değildir.

İleride bu hastalıktan hayatını kaybedecektir.

Elleri metal kesiklerinden paramparçadır.

Bertha yerde oturan kocasının

yanına çöker ve

“Hadi kalk artık biraz uyumalısın” der

Carl, “Şimdi olmaz… Bırakamam…

Hadi bir daha deneyelim” yanıtını verir.

 Esrarengiz Kuvvetler…

Birkaç denemeden sonra

Carl Benz benzinli motoru    çalıştırmayı başarır. Okumaya devam et

LÜTUF ve ZERAFET…

Fransa’da yaşayan tüccar ve Avusturya Nice Başkonsolosu

Emil Jellinek kızına

Mars gezegeninin İspanyolca ismini verir…

“Mercedes”

Kelime anlamı, lütuf ve zarafettir.

LÜTUF ve ZERAFET…

Fotoğraftaki kızı tanıdınız mı?

Gerçi ismini biliyorsunuz…

Tüm Dünya’nın bildiği gibi…

Bu kız kim mi?

Hikâyesini anlatayım…

***

Fransa’da yaşayan tüccar ve Avusturya Nice Başkonsolosu

Emil Jellinek kızına

Mars gezegeninin İspanyolca ismini verir…

“Mercedes”

Kelime anlamı, lütuf ve zarafettir.

***

1897 yılında

Emil Jellinek

Daimler fabrikasını ziyaret eder… ve bir otomobil satın alır… Uluslararası finans dünyası ve aristokrasi ile iyi ilişkiler içindedir Jellinek.

Bu otomobille Fransa’da büyük ilgi toplar…

1899’da 23 beygir gücünde motorla donatılmış bir Daimler yarış otomobiline büyük kızı “Mercedes”in adını vererek Nice’te bir yarışa katılır ve birinci olur… Okumaya devam et

YOL VE ŞOFÖR

Yol-şoför yapışık kardeş gibidir.

Amma, ‘şoförü şoför yapan otomobil değil midir?’ diyenler olacaktır.

Otomobil bu kardeşliğe bir sebeptir.

Netice itibariyle, üçü bir bütün demektir.

Hem öyle bir bütün ki, bugün yeryüzündeki insanların en az yüzde yetmiş beşinin severek, isteyerek meydana getirdiği bir bütünlüktür bu.

Takside çalışan da, hususi arabasının direksiyonunda sefa süren de, gece sabahlara kadar yollarda, yüzlerce binlerce insanın hayatını yüz binler değerindeki malını emniyet ettiği otobüs ve kamyon direksiyonundaki de şofördür.

Sık sık tekrarlanan bir ifade ile “yağlı minder”e oturan herkes şofördür.

Ve bu insanların direksiyonda geçen ömürleri içerisinde unutamadıkları hatıraları vardır.

Saatlerce aç kalıp nefis yemek yediği orman içerisindeki bir kır lokantası, tiryaki usulü çay yapan bir kahve, çeşme başları, ve unutamadıkları en mühim şey yollardır.

Yolun kıymetini şoför bilir ancak… İyi bir yolda rahat bir yolculuk yapan insan tabii ki memnundur. Birkaç defa yeri geldikçe anlatır. Fakat hepsi o kadar. Amma, ömrünü geçirdiği yollar hakkında en iyi hükmü Okumaya devam et

BU ÖYKÜ GERÇEKTİR!

“Sait, kalabalık bir ailenin oğluydu.

Babasının 4 köyü, biraz da altını vardı.

Sait okumayı değil, çocukluk hayallerini süsleyen otobüs şoförlüğünü tercih etti.

 Sait’in babası, oğluna 1992 yılı

Ekim ayında bir miktar para verdi;

Gönül verdiği ve en iyi bildiği işi yapması için.

 Sait, peşinatını verdi ve 24 tane senede imza attı, korkudan ödü patlıyordu.

 Sait, aldığı O 304 otobüsle

Sıcakta, karda, buzda durmadan yolcu taşıdı.

Sait, 1994 Ekim’in de son senedini ödeyecek.

Şu anda O 304’üne 3 milyar 800 milyon TL istiyor.

Otobüsü 480 bin kilometre de ama pırıl pırıl, cam gibi.

Bütün bakımları zamanında yapılmış;

kliması, retarderi, ABS’si, koltukları canavar gibi.

O 304’ü yalnızca kendi kullanmış.

Hâlâ az yakıyor,

Hâlâ rampada rakip tanımıyor.

Sait’in yerinde kim olsa,

O 304’ünden ayrılmak için bu parayı isteyecektir.

 Sait, geçen gün köyüne, babasının elini öpmeye gitti.

Babası bu kısa öyküyü dinledi, oğlunu alnından öptü ve şunları söyledi:

“Benim 4 köyüm hâlâ 4 köy.

Satsam alan yok, alan olsa 4 milyar veren yok.

Bir oğlan yetiştirmişim bir iş öğrenmiş,

Fedakârlıkla çalışmış, istese bugün

4 köyümü satın alabilir.”

 Gözleri doldu babanın.

Tabii Sait’in aklı 4 köyde değil,

yeni bir O 304’te.

Genç tabii; 4 köyü değil, 8 köyü hayal ediyor.

Sait köyünden ayrıldı, Okumaya devam et