Türkiye’de otobüs daima var olacak – Rota Haber

Mercedes’in Türkiye’deki tarihine ışık tutan “En iyisi ya da hiç” adlı kitabı kaleme alan Has Otomotiv Yönetim Kurulu Başkanı Latif Karaali ile Türkiye’de otobüsün geleceğini konuştuk.

Has Otomotiv Yönetim Kurulu Başkanı Latif Karaali, “En İyisi Ya Da Hiç” isimli bir kitap yazdı. Karaali, ilk kez kitap yazan bir işadamı değil. Bu kitap da Karaali’nin ilk kitabı ama son kitabı olmayacak, çünkü yeni kitabına yoğun bir şekilde çalışıyor. “En İyisi Ya Da Hiç” aslında Mercedes’in Türkiye’deki tarihi gibi görünse de otobomilin ülkemizdeki pek bilinmeyen tarihini anlatıyor. Başka hiç bir yerden bulamayacağınız, birinci elden anlatımı ile pek çok bilgi var.

Mercedes’in Türkiye’deki tarihine ışık tutan “En iyisi ya da hiç” adlı kitabı kaleme alan Has Otomotiv Yönetim Kurulu Başkanı Latif Karaali ile Türkiye’de otobüsün geleceğini konuştuk.

İşte Latif Karaali’nin Rotahaber’e özel yaptığı o a Okumaya devam et

OTOBÜS TARİHİNİN BELGELERİ: BİLETLER-5- JET TURİZM VE MAS TURİZM

Geçen hafta Jet Turizm’in hazin hikâyesini yazmıştım.

Bu hafta Babam’dan (Mehmet Selim Kara) Jet Turizm ve Mas Turizm ile ilgili bana anlattıklarını bulacaksınız.

 Mehmet Selim KARA anlatıyor:

 Jet vardı. Zeki Bayraktarlar’ın, çok büyüktü… Öncüydü…

Ben işe çok düşkünüm, nasıl kontrol ediyorsam… O da aynı… bir gün araba kalkarken İsmail amcanla beraber Etlik Garajına (Ankara’da eski garaj 1961) Zeki beyi ziyarete gittik.

Zeki bey hep iş başında duruyorsun dedim.

“Ya kardeşim; bakmazsan şoför bakmaz, muavin bakmaz, yolcu kırılır biz burada bir numarayız…”

 Öyle işini takip ediyordu.

 Günlerden cumartesi günü… Zeki Bey geliyor, zannedersem aylık dağıtacak… kasayı açamıyor. Uğraşıyor uğraşıyor kasa açılmıyor.

 Ondan sonra gidiyor İş Bankası’na kapısına girmeden evvel iki uçak çarpıştı biri Ulus meydanında düştü, iş bankasının üzerine ve orada öldü. Kasa açılsa gitmeyecekti. Kardeşi İsmail yıkıldı bunlar telaşla cenazeyi aldılar.

Geldi ertesi gün aynı anahtarı soktu açtılar kasayı… Okumaya devam et

DAIMLER (2)

1872 yılında Daimler

Carl Eugen Langen ve

Nikolaus August Otto’nun

Gasmotorenfabrik Deutz

(Deutz Gaz Motorları Fabrikası)

şirketinde göreve başlar…

Otto’dan atölyelerin yönetimini devir alır.

Kendisini izleyen kader arkadaşı Maybach burada

Daimler’in yönetiminde “Otto” motoru

seri imalat aşamasına kadar geliştirir.

Bu gelişmelere paralel olarak

Deutz fabrikası küçük bir atölye iken

dünya çapında bir kuruluşa dönüşür.

Ancak! Demiş hikayemize virgül koymuştuk…Öykümüze devam ediyoruz…

Ancak! bir süre sonra fikir ayrılıkları doğar.

Daimler üretilen motoru

daha küçük hale getirerek

vasıtalar üzerinde kullanmanın peşinde koşarken

şirket yönetimi tam tersi bir stratejiye odaklanmakta…

Büyük sanayi motorları üretmeyi doğru bulmaktadır.

Görüş ayrılığı neticesinde 1882 yılında

Daimler’in Rusya’da bir iş seyahatinde bulunduğu esnada

şirket yönetimi kararını verir.

Karara göre Daimler şirketi temsil etmek üzere

daimi olarak Rusya’ya gönderilecek

sürdürmekte olduğu görevi ise Otto’ya devredecektir.

Seyahat dönüşü şirketin kararını öğrenen

Daimler çok öfkelenir ve

arkadaşı Maybach ile birlikte şirketten istifa eder.

Daimler duygularını günlüğüne düştüğü

şu cümleyle ifade eder

“Benden her şeyimi aldılar…

Otto’ya her şeyi verdiler”.

Daimler’e Deutz’ta yaptığı çalışmalar neticesinde

alınan patentler için 112.000 Reichsmark karşılığı

Deutz hisseleri verilir.

Aynı yıl içerisinde Daimler Stuttgart’a bağlı

Cannstatt’ta ilk atelyesini kurar. Okumaya devam et

DAIMLER (1)

1876 yılında

Nikolaus Agust Otto

tarafından icat edilerek

patlamalı motor tekniğinin

temeli atılılır…

On yıl sonra

03 Temmuz 1886’da

Karl Benz tarafından

otomobile dönüştürülür…

 ve yedi ay sonra

04.03.1887’de 

Gottlieb Daimler’in motorlu aracını

devreye sokar…

Lakin…

birbirinden  habersiz ve

bağımsız çalışmalar yapmış

bu iki mucid…

ürettikleri motor ve araçlara

kendi isimlerini verdi.

“Benz” ve “Daimler”

Karl Benz’in ve Mercedes isminin

nereden geldiğini yazmıştım…

Daimler’in öyküsünü nakledeyim… Okumaya devam et

LÜTUF ve ZERAFET…

Fransa’da yaşayan tüccar ve Avusturya Nice Başkonsolosu

Emil Jellinek kızına

Mars gezegeninin İspanyolca ismini verir…

“Mercedes”

Kelime anlamı, lütuf ve zarafettir.

LÜTUF ve ZERAFET…

Fotoğraftaki kızı tanıdınız mı?

Gerçi ismini biliyorsunuz…

Tüm Dünya’nın bildiği gibi…

Bu kız kim mi?

Hikâyesini anlatayım…

***

Fransa’da yaşayan tüccar ve Avusturya Nice Başkonsolosu

Emil Jellinek kızına

Mars gezegeninin İspanyolca ismini verir…

“Mercedes”

Kelime anlamı, lütuf ve zarafettir.

***

1897 yılında

Emil Jellinek

Daimler fabrikasını ziyaret eder… ve bir otomobil satın alır… Uluslararası finans dünyası ve aristokrasi ile iyi ilişkiler içindedir Jellinek.

Bu otomobille Fransa’da büyük ilgi toplar…

1899’da 23 beygir gücünde motorla donatılmış bir Daimler yarış otomobiline büyük kızı “Mercedes”in adını vererek Nice’te bir yarışa katılır ve birinci olur… Okumaya devam et

O 360 Motor…

“Dönüşte de durmuyorum,

yarım saat temizlik yapıp,

tekrar yolcuyu alıp İstanbul’a geliyoruz.

Erzurum’a giderken

Dört mevsimi yaşayabiliyorsun bazen. Buna rağmen stop etmeden gidip geliyoruz.”

 Bir anı Hayrettin Karaboğa’dan:

“Ben bunu Müşteri Hizmetleri Müdürü Brotkop’a anlatmıştım “Bizim ürünümüzün böyle

Stop etmeden devamlı çalışması… çok iyi.

Bu hiç kötü bir şey değil” dedi.

Neden dedim?

“E motora en çok zarar veren

hararet derecelerinin çok sık değişmesidir.

Şehirlerarası çalıştığı zaman

bir otobüs motoru

bir buçuk iki milyon km gider

ama şehir içine koy o kadar km yapmaz. Çünkü

durup kalkıyor, hararet yükseliyor. O nedenle, bırak kontak kapatmadan dolaşsınlar daha iyidir.

Korkma, bas gaza. Okumaya devam et

ANILARIMIZI YAZALIM

Sektör hakkında “bildiklerinizi anlatın”

demiştik…

Hatta,“yazın” demiştik.

Geçenlerde Halil Ak ziyaretimize geldi.

Bazı anekdotlar nakletti.

İşte Halil Ak’ın anlattıkları:

Yıl 1951…

İsmetpaşa-Gerede arası çalışıyorum.

1942 model bir Chevrolet’im var.

Kamyondan bozma.

Çadırlı-tenteli…

Koltuk yerine karşılıklı iki sıra tahta koyardık.

İnsanlar otururdu.

Tahtaların altına da Karabük’ten gelen demirleri yerleştirirdik.

Hem insan taşırdık, hem yük…

O zamanlar, Karabük ile Gerede arasında yol yoktu.

Gece saat 02’de Karabük treni gelirdi İsmetpaşa’ya.

Treni karşılar; yolcuyu, yükü alırdık.

İsmetpaşa-Gerede arası 55 kilometre.

55 kilometre yol, 2.5 saat sürerdi.
Gerede’nin kışı yaman olurdu.
Arabada kalorifer yok. İnsanlar donmamak

için battaniyelere sarınırdı.

Sonraları, egzoz borusunu

arabanın içinde dolaştırıp kalorifer yaptık.

Bu durum 63-64’e kadar sürdü.

Alışana kadar, çok kişi elini, bacağını yaktı.

56 senesine kadar, Avrupa’dan gelen
otobüslerde bile kalorifer yoktu.

Sene 53…

Allah rahmet eylesin; Ahmet Veli Menger‘den iki kamyon aldım.

Bursa’da otobüs kasası yaptırdım.

Bir araba krank kırdı.

Krank yok… Piston yok…

O günler “yokluk” devriydi.

Mengerler’e gittim,

“Siz bu arabayı getirip sattınız, parçası yok.

Ne iş” dedim. Okumaya devam et

OTOBÜS TARİHİ

Bir süredir bu köşede “Otobüs Tarihi” üzerine belge bilgi ve anılar üzerine makaleleri sizinle paylaşıyorum.

 OTOMARSAN’IN KURULUŞU

4 Mart 1966’da Mercedes-Benz Türk A.Ş. ile birlikte Türkiye’de bir Otobüs  Karoseri Fabrikası kurmak için gerekli Bakanlar Kurulu kararnamesi alınır.

SAFKAR MARKASI DOĞUYOR

Safkar… Ege Soğutmacılık 1988’de kuruldu…

Kurulduğu dönem “Sütrak” piyasayı kasıp kavuruyordu.

Almanlar Atilla abiye “Türkiye pazarı küçük yatırım yapmayız” demişlerdi.

Sonra yatırım yaptılar…

Öyle ki otobüsçüler “klimalı otobüs” yerine “Sütraklı” otobüs demeye başlamıştı.

Ege Soğutmacılık böyle bir dönemde kuruldu…

Sütrak’ı çağrıştıran bir isim düşündüler…

Safkan” ve “Safkar” isimlerini tescil ettirdiler…

1913 YILINDA BURSA’DA JULIEN VIEN ADLI BİR YABANCIYA, BURSA-İNEGÖL ARASINDA OTOMOBİL VE MİNİBÜS GİBİ ARAÇLARI İŞLETMEK ÜZERE VERİLEN İZİN BELGESİ

Bursa-İnegöl tarikinde ve Bursa’ya müntehi olan şoselerden yüz kilometrelik bir nısf-ı kutrun ihata ettiği aksam dahilinde eşya ve emtia-i ticarriyye nakliyatına mahsus otobüs kamyon ve vagonları ve atiyen yolcu içün otomobil ve minibüs işletmek üzere Dersaadet’te Perşembe pazarında 28 numaralı sokakda sinasson hanında mukim mühendis Jülyen Vogne atiyede münderic şeraite riayet etmek şartı ile verilen ruhsatnamedir.

 YILLARA VE YOLLARA ARMAĞAN OLSUN

 Otobüs müzesi kurma çabasındayım…

Hatay toplantısında;

1968 model Magirus’u,

Delegelerle birlikte,

Ulaştırma Bakanımız ve Müsteşarımız da gördü.

Yanda resimlerini gördüğünüz

Otobüsü incelediler…

Kendilerinden otobüs müzesi konusunda yardım istedim.

Sayın Bakan ve Müsteşar yardım edeceğiz dediler.

Bu otobüsün hikayesini Bakana anlattım. Okumaya devam et

NOSTALJİ: O 302

”Ara gazını otomatik veren yumurta topuklu ayakkabı”

Nostaljik otobüslere özellikle de 0302 ye meraklı olanlara küçük bir ipucu vereyim.

ALEV DİLİ…
Gece…

Hava iyice karardıktan sonra…

Arabanızla…

Rampa çıkan yada

100 km civarında hızlarda seyreden bir 0 302’nin arkasına takılın.

(O 302’nin yüksek devirde olması lazım.)

Çok yaklaşmanıza da gerek yok.

Farlarınızı kısa bir süre için söndürüp, aracın egzozuna bir bakın.

Yaklaşık 50 cm. uzunluğunda pembe bir alev dilinin egzozun ağzından çıktığını göreceksiniz.

GÜLEN YÜZ… İNSANA GÜLÜMSERDİ…

Gerçekten de O302’nin yüzü anlamlıdır.

Yıllar boyu imal edilmiş en estetik otomobil;

1956 model Chevrolet Bel-Air’dir.

Otomarsan tarafından imal edilen O 302 de yıllar boyu üretilmiş en estetik otobüstür.

Gerçi Otomarsan üretimi O 302 ile aynı yıllarda Almanya’da üretilen O 302 arasında küçük de olsa farklılıklar vardır.

Bizdeki O 302 bizim rahatlıkla üretebilmemiz açısından dizayn olarak ufak tefek bazı tadilatlara uğramıştır.

Ama tadilli hali orijinalinden daha kübik, daha modern ve daha güzeldir.

Bir de şu anda piyasada gezinen O 302’lere bakarak estetiği konusunda karar vermeyelim.

Zira bu gün yollarda gezenlerde zaman içerisinde piyasa şartlarına göre tadilatlar görmüşlerdir.

En barizi düz beyaz renkte oluşları bu araçların estetiğini bozan bir faktördür.

O 302’nin bence en yakışan rengi açık mavi-lacivert kombinasyonlu olanıydı.

Laciverdi bir kalın, altta ve üstte iki ince şeritten oluşan tipte boyanan modelidir.

Yine aynı desenin sarı-siyah ve kırmızı-beyaz versiyonları da insanın içini açan renklerdi.

Bu bahsettiğim üç renkte de O 302 insana gülümserdi.

DÖKME DEMİRDEN…

Yine zaman içerisinde sürgülü, yan camlı O 302 nesli adeta tükenmiştir.

Camlar biraz da maliyetinden dolayı yekpareye dönüştürülmüştür.

Oysa ki bu cam modeli de O 302’ye estetik katar.

O 302 S yazısı sizi yanıltmasın. Okumaya devam et