OTOBÜSÇÜLÜK JARGONU

“Yapma Oto­büs”  Halk için bir anlam taşımayabilir

“Yapma” deyince, otobüsçü ne demek istendiğini anlıyor.

“Yapma otobüs”e “Bülent” diyen de var.

Bir de “boynuzlu” deyimi kullanılıyor.

Yandan uzun aynalı otobüse “boynuzlu” deniyor.

Bunlar, otobüsçülüğün jargonu…

Yani; argonun etkisinde, üstü kapalı meslek deyimleri.

İnce bir zekâ ve espri anlayışının ürünü.

Bir çeşit şifre!..

Hepsi, bir kültürün ürünü…

Ben; otobüsün, otobüsçülüğün jargonunu yazmak istiyorum.

Araştırma yapıyorum…

Sözlüklere girmemiş deyimleri, terimleri çıkarmaya çalışıyorum.

Herkesten yardım istiyorum bu konuda.

“Otobüsçülüğün  Jargonu”nu…

“Otobüsçülüğün  Argosu“nu…

“Garajın Argosu”nu birlikte çıkaralım.

Türk Kültüründe argo kitabından

yazarları Prof. Dr. Emine Gürsoy- Naskali ve

Doç. Dr. Gülden Sağol

editörlüğünü yaptığı kitaptan aşağıda alıntı.

Argo kullanımının mutlaka psikolojik ve sosyolojik

yönden bir açıklaması olsa gerek.

İster “bir suçu gizleme” olsun…

İster ticarî sırrı, ister inancı, ister müsteh­cenliği…

Gizleme ve gizlenme amacı, argo’nun cevap verdiği ilk ihtiyaç.

Bunun dışında; argo’nun “grup kimliği oluşturmak” gibi,

çok temel fonksiyonu da var.

Argo, dilin en dinamik alanı.

En yaratıcı zemini… Okumaya devam et

OTOBÜSÇÜ NEDEN OTOBÜS ALIR?

2005’te Travego görücüye çıktı.

Tanıtımda otobüsçülerin söylediği sözleri not etmiştim.

İşte o notları aşağıda okuyacaksınız.

* * *

“Bekleme kararı aldım”

– Travego isminden rahatsız.

– Rakam yüksek..

– Dingilli almak yetmiyor 54 kişi bulmak lazım.

– Şimdi 30 kişi bulunuyor.

* * *

– Zor satarsınız

– Daha gösterişli, heybetli araba bekliyorduk.

– Travego ismi olmaz, eski araba.

– Alsam da taksit ödenmez, nasıl öderim…

* * *

Kan akacak damarı yok.

– İş yok.

– Taşıdığımız yolcuda para yok.

– İş açılır, para kazanılır, otobüs alınır.

– 2’nci el para etmiyor.

* * *

– 2004, 250 bin €’ya almış, 185-190 € ediyor.

– Para kazanmamış…

– Şimdi nasıl satıp otobüs alsın.

– Çok hoşuma gitmedi.

– Fiyatta pahalı.

– İçime sinmedi.

– Biraz bekleyeceğim.

* * *

– 600 milyar.

– Bu görüntüye mi; bu kadar para vereceğiz.

– Fiyatı biraz pahalı geldi.

– Nasıl kazanacağız.

– Farklı fiyat uygulama yapabilir misin.

– Bu otobüsün her tarafı elektronik.

Kabul edilemez…

* * *

– İlk çıktığında otobüsü bizim millet beğenmiyor, sonra saldırıyor.

– İşte fiyatlar… Bu işsiz zamanda çıkması… Elde ki arabanın fiyatı düşük. Para kazanılınca, araba fiyatına kimse bakmaz. Okumaya devam et

CARL VE BERTHA BENZ (1)

Geçen hafta Mercedes isminin öyküsünü yazmıştım…

Carl Benz ve Gottlieb Daimler Birbirinden bağımsız çalışan iki mucit…

 Ürettikleri motor ve araçlara kendi isimlerini verdiler.

“Benz” ve “Daimler” Sonra bir araya gelip Daimler-Benz’i kurdular…

Otomobillerinin ismi de “Mercedes-Benz” oldu. Demiştim…

Yazıda bir cümle eksik çıktı…

Carl Benz ve Gottlieb Daimler Hayatları boyunca bir araya gelmediler…

Hatta tanışmadılar ama kurdukları şirketler birleşti…

Carl ve Bertha Benz Bertha 23 yaşındayken Carl Benz ile evlenir.

Evlendikten 14 yıl sonra Carl Benz 3 tekerlekli ve

gazla çalışan motorlu aracını icat eder…

Patent başvurusunu yapar

Bu patent otomobilin ve otobüsün doğum belgesidir.

Benz başarmıştır… Kolay olmamıştır. Zorlu bir süreçtir.

Ciddi başarısızlıklar da yaşamıştır: Moral bozukluğu… Kuşku… Güven sarsılması… Başaramama korkusuna kapıldığı anlarda İmdadına Bertha yetişmiştir.

Bertha’nın güçlü iradesi Eşinin başaracağına olan Sarsılmaz inancı, Soğukkanlılığı, Sonsuz desteği, Carl Benz’in hayalini gerçekleştirmesine ciddi katkı sağlamıştır.

Büyük bedeller de ödemiştir.

Bu Hayalperestle Evlenme! Okumaya devam et

LÜTUF ve ZERAFET…

Fransa’da yaşayan tüccar ve Avusturya Nice Başkonsolosu

Emil Jellinek kızına

Mars gezegeninin İspanyolca ismini verir…

“Mercedes”

Kelime anlamı, lütuf ve zarafettir.

LÜTUF ve ZERAFET…

Fotoğraftaki kızı tanıdınız mı?

Gerçi ismini biliyorsunuz…

Tüm Dünya’nın bildiği gibi…

Bu kız kim mi?

Hikâyesini anlatayım…

***

Fransa’da yaşayan tüccar ve Avusturya Nice Başkonsolosu

Emil Jellinek kızına

Mars gezegeninin İspanyolca ismini verir…

“Mercedes”

Kelime anlamı, lütuf ve zarafettir.

***

1897 yılında

Emil Jellinek

Daimler fabrikasını ziyaret eder… ve bir otomobil satın alır… Uluslararası finans dünyası ve aristokrasi ile iyi ilişkiler içindedir Jellinek.

Bu otomobille Fransa’da büyük ilgi toplar…

1899’da 23 beygir gücünde motorla donatılmış bir Daimler yarış otomobiline büyük kızı “Mercedes”in adını vererek Nice’te bir yarışa katılır ve birinci olur… Okumaya devam et

AYAKLARIM BENİ DAVUTPAŞA’YA GETİRDİ…

Sene 1969…

Teknik Elemana ihtiyaç duyuluyordu Türkiye’de…

Almanya’dan Türkiye’ye döndüğünde;

Üç şirkete müracaat eder.

Sungurlar Kazan Fabrikası

Ereğli Demir Çelik Fabrikası,

Otomarsan…

Üçünden de olumlu sonuçlar alır…

Murat Çorbacı:

“Açıkçası gönlüm

Demir Çelik fabrikasındaydı.

Ama sabahleyin kalktığımda…

Nereye gideceğimi bilmiyordum.

Hangisi hayırlısıysa o olsun…

Üsküdar’dan yola çıktım.

Ayaklarım beni Davutpaşa’ya getirdi.

Ve o gün Otomarsan’da iş başı yaptım.

21 Haziran 1969 günü…

Şansa güvenmek lazım.

Otuz iki yılın üzerinde çalıştım…”

FABRİKAYI NE ZAMAN GEZECEĞİZ…

“Ben fabrikaya girdiğim gün,

Şükrü Aksu benimle ilgilendi.

Kahvemizi, çayımızı içtikten sonra;

– Gel fabrikayı gezelim dedi.

Biraz gezdik…

Ofisine döndük oturduk.

– Şükrü Bey, fabrikayı ne zaman gezeceğiz?

– Fabrikayı gezdik ya…

– Fabrika bu mu?

İşte benim gördüğüm küçücük bir atölyeydi.”

 Evet!

Küçücük atölyeydi Davutpaşa

O 302’nin beşiği… Okumaya devam et

TARİHTEN BİR YAPRAK DAHA…

Otomarsan, 1972 İzmir Fuarı’nda teşhir için;

O 302 otobüs üretti.

Klimalı Otobüs…

Zeytin yeşili ve gümüş metalik renklere boyandı.

Termoking marka kliması tavan üstünde arkadaydı.

Otobüs ilgi gördü…

Lakin!

Teknik Belge çıkartmak için epey uğraşılır…

Nafile!

Karayolları ve Trafik Müdürlüğü;

Nuh der!..

Arka aks ağırlığı sorunu var yönetmenlik gereği.

Sonuç…

Otobüsün bir ayıbı var.

Trafiğe tescili ve kaydı mümkün olmadı.

Neticede Türk plakalı olarak trafiğe çıkamayacağı anlaşıldı…

Stoka çekildi.

O 302 klimalı otobüs yaklaşık bir sene stokta yattı.

Tam bir yıl sonra 1973 Ağustos ayındaki;

Suriye Şam Fuarı’nda teşhir edilip, mümkün ise orada satılmasına karar verildi.

Evet!

Suriye’ye satıldı.

Irak’a da klimalı otobüsler satıldı…

Ve bu otobüsler Suriye plakalı olarak

Şam-İstanbul…

Irak plakalı otobüs

Bağdat-İstanbul çalıştı.

 * * *

Türkiye’de şehirlerarası yollarda klimalı otobüs kullanılamadı,

1980 yılına kadar…

Neden mi?

Yönetmenlik gereği.

* * *

Dingil ağırlığı 8,5 tondan çok otobüslere biz ruhsat vermeyiz ama Otobüs yabancı ise rahat rahat yollarımızda dolaşır… Okumaya devam et

BU ÖYKÜ GERÇEKTİR!

“Sait, kalabalık bir ailenin oğluydu.

Babasının 4 köyü, biraz da altını vardı.

Sait okumayı değil, çocukluk hayallerini süsleyen otobüs şoförlüğünü tercih etti.

 Sait’in babası, oğluna 1992 yılı

Ekim ayında bir miktar para verdi;

Gönül verdiği ve en iyi bildiği işi yapması için.

 Sait, peşinatını verdi ve 24 tane senede imza attı, korkudan ödü patlıyordu.

 Sait, aldığı O 304 otobüsle

Sıcakta, karda, buzda durmadan yolcu taşıdı.

Sait, 1994 Ekim’in de son senedini ödeyecek.

Şu anda O 304’üne 3 milyar 800 milyon TL istiyor.

Otobüsü 480 bin kilometre de ama pırıl pırıl, cam gibi.

Bütün bakımları zamanında yapılmış;

kliması, retarderi, ABS’si, koltukları canavar gibi.

O 304’ü yalnızca kendi kullanmış.

Hâlâ az yakıyor,

Hâlâ rampada rakip tanımıyor.

Sait’in yerinde kim olsa,

O 304’ünden ayrılmak için bu parayı isteyecektir.

 Sait, geçen gün köyüne, babasının elini öpmeye gitti.

Babası bu kısa öyküyü dinledi, oğlunu alnından öptü ve şunları söyledi:

“Benim 4 köyüm hâlâ 4 köy.

Satsam alan yok, alan olsa 4 milyar veren yok.

Bir oğlan yetiştirmişim bir iş öğrenmiş,

Fedakârlıkla çalışmış, istese bugün

4 köyümü satın alabilir.”

 Gözleri doldu babanın.

Tabii Sait’in aklı 4 köyde değil,

yeni bir O 304’te.

Genç tabii; 4 köyü değil, 8 köyü hayal ediyor.

Sait köyünden ayrıldı, Okumaya devam et

HER KIZIMIZ BİR YILDIZ

Mercedes-Benz Türk, geleceğe odaklı kalite seviyesini korumak amacıyla çok önemli “eğitim” yatırımlarına imza atıyor.

Geliştirilen projelerde; genç kızlara ve eğitimin her aşamasında öğrencilere büyük önem veriliyor.

İlköğretim mezunu genç kızları meslek sahibi yapmak…

Meslek liselerinin teknik branşlarında eğitimi teşvik…

Genç ve yetenekli beyinlerin makine ve teçhizat kullanma becerisini arttırmak…

…Ve aynı amaçla üniversitelerle işbirliği!

Bütün bunlar; Mercedes-Benz Türk’ün “entegre” projeleri…

Genç beyinlerin bilgi ve becerilerini geliştirmek, MBT‘nin “topluma hizmet” anlayışının bir parçası…

Böyle “entegre bir proje”, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ile birlikte yürütülüyor.

“Her Kızımız Bir Yıldız” adını taşıyan projenin amacı; olanak­ları kısıtlı, ancak çalışkan ve kısa sürede meslek sahibi olmayı amaçlayan ilköğretim okulu mezunu kız öğrencileri meslek eğitimine teşvik etmek.

2004-2005 ders yılında 200 kız öğrenci ile başlayan projede, desteklenen öğrenci sayısı katlanarak artıyor. 42 ilden öğrenciler ile yürütülen eğitim projesinde öncelik verilen mesleki branşlar motor, elektrik/elektronik, torna/tesviye, makina ressamlığı, bilgisayar ve muhasebe.

Mercedes-Benz Türk’ün yanı sıra bayiler, yan sanayi firmaları ve Mercedes-Benz Türk çalışanlarının da desteği sayesinde bugün 950 öğrenciyi kapsıyor. Desteklenen öğrencilerin sayısı 2010/2011 öğretim yılında 1000’e çıkarılacak.

 Her yıl farklı illerden davet edilen öğrenciler, bu yıl Adana, Aksaray, Denizli, Sinop, Trabzon ve Van’dan geldiler

Yıldız Kızlar, İstanbul gezileri sırasında Mercedes-Benz Türk’ün Hoşdere Otobüs Fabrikası’nı gezip Mercedes-Benz Türk üst yönetimi ile biraraya geldiler. Mercedes-Benz Türk’ü daha yakından tanıma fırsatını elde ettiler. Eğitim aldıkları teknik branşlar hakkında sorular yönelten Yıldız Kızlar, gezi sırasında bir takım oyunu da gerçekleştirerek ‘takım olma’ duygusunu yaşadılar. Okumaya devam et

AİLE ŞİRKETLERİ ve KAVGALARI

 Geçen iki hafta önce değerli otobüsçü dostum Sabri Karataş annesini kaybetti.

Allah Rahmet Eylesin.

*

Mercedes-Benz Türk,

Otobüs firma sahiplerinin çocuklarına yönelik “Geleceğin Liderleri” eğitiminde otobüsçü dostlarla beraber Sabri Karataş’ta vardı.

Eğitim veren hocalardan “Yarının Aile Şirketleri” kitabı yazarı ve Capital Dergisinin Genel Yayın Yönetmeni M. Rauf ATEŞ kurumsallaşmayı anlatıyordu.

Sabri Karataş;

Hocam dedi: Ne anlatıyorsun?

Ben bir şoförü fahiş hatasından dolayı işten atmışım.

Kurumsallaşma çabasındayım.

İşten attığım şoför gitmiş annemin dizinin dibinde oturmuş, ağlamış, sızlamış annemde beni arıyor.

Bu şoförü tekrar işe alacaksın yoksa hakkımı helal etmem.

Kardeşim, hocam, benim şirketimin

Yönetim Kurulu Başkanı Annem.

Ne kurumsallaşması.

Git kurumsallaşmayı anneme anlat.

 EŞLERİ İŞE KARIŞTIRMAMALI

 Yukarıdaki anlattığım olayda annenin talepleri vardı.

Aile şirketlerinde sadece anne değil ortakların hanımlarının arasındaki güç savaşı…

( İşadamı İshak Alaton’a soruyorlar, Rahmetli Üzeyir Garih ile bu kadar uzun yıl sorunsuz ortaklığınızın sırrı nedir diye. Alaton, “eşlerimizi görüştürmüyoruz” diyor.)

Önde durma kavgası çıkıyor.

Bazı hanımlar kocalarını etkisi altına almayı marifet sayıyor.

Sonrası malum sıkıntılar, fırtınalar, kavgalar ve şirketin çatırdamas…

 Sektörden bir örnek: Okumaya devam et