OTOBÜS TARİHİNİN BELGELERİ: BİLETLER-5- JET TURİZM VE MAS TURİZM

Geçen hafta Jet Turizm’in hazin hikâyesini yazmıştım.

Bu hafta Babam’dan (Mehmet Selim Kara) Jet Turizm ve Mas Turizm ile ilgili bana anlattıklarını bulacaksınız.

 Mehmet Selim KARA anlatıyor:

 Jet vardı. Zeki Bayraktarlar’ın, çok büyüktü… Öncüydü…

Ben işe çok düşkünüm, nasıl kontrol ediyorsam… O da aynı… bir gün araba kalkarken İsmail amcanla beraber Etlik Garajına (Ankara’da eski garaj 1961) Zeki beyi ziyarete gittik.

Zeki bey hep iş başında duruyorsun dedim.

“Ya kardeşim; bakmazsan şoför bakmaz, muavin bakmaz, yolcu kırılır biz burada bir numarayız…”

 Öyle işini takip ediyordu.

 Günlerden cumartesi günü… Zeki Bey geliyor, zannedersem aylık dağıtacak… kasayı açamıyor. Uğraşıyor uğraşıyor kasa açılmıyor.

 Ondan sonra gidiyor İş Bankası’na kapısına girmeden evvel iki uçak çarpıştı biri Ulus meydanında düştü, iş bankasının üzerine ve orada öldü. Kasa açılsa gitmeyecekti. Kardeşi İsmail yıkıldı bunlar telaşla cenazeyi aldılar.

Geldi ertesi gün aynı anahtarı soktu açtılar kasayı… Okumaya devam et

ANILARIMIZI YAZALIM

Sektör hakkında “bildiklerinizi anlatın”

demiştik…

Hatta,“yazın” demiştik.

Geçenlerde Halil Ak ziyaretimize geldi.

Bazı anekdotlar nakletti.

İşte Halil Ak’ın anlattıkları:

Yıl 1951…

İsmetpaşa-Gerede arası çalışıyorum.

1942 model bir Chevrolet’im var.

Kamyondan bozma.

Çadırlı-tenteli…

Koltuk yerine karşılıklı iki sıra tahta koyardık.

İnsanlar otururdu.

Tahtaların altına da Karabük’ten gelen demirleri yerleştirirdik.

Hem insan taşırdık, hem yük…

O zamanlar, Karabük ile Gerede arasında yol yoktu.

Gece saat 02’de Karabük treni gelirdi İsmetpaşa’ya.

Treni karşılar; yolcuyu, yükü alırdık.

İsmetpaşa-Gerede arası 55 kilometre.

55 kilometre yol, 2.5 saat sürerdi.
Gerede’nin kışı yaman olurdu.
Arabada kalorifer yok. İnsanlar donmamak

için battaniyelere sarınırdı.

Sonraları, egzoz borusunu

arabanın içinde dolaştırıp kalorifer yaptık.

Bu durum 63-64’e kadar sürdü.

Alışana kadar, çok kişi elini, bacağını yaktı.

56 senesine kadar, Avrupa’dan gelen
otobüslerde bile kalorifer yoktu.

Sene 53…

Allah rahmet eylesin; Ahmet Veli Menger‘den iki kamyon aldım.

Bursa’da otobüs kasası yaptırdım.

Bir araba krank kırdı.

Krank yok… Piston yok…

O günler “yokluk” devriydi.

Mengerler’e gittim,

“Siz bu arabayı getirip sattınız, parçası yok.

Ne iş” dedim. Okumaya devam et

EGELİ ve KONYALI OTOBÜSÇÜLER

ALİ ACUN

“İlk başladığım arabalar önden motorluydu benim.

Bagajlar yukarıda, oradan çıkıp eşya indiriyorsun.

Heybeler, sepetler, fileler… öyle gördük.

Yağmur da geliyor, rüzgâr da uçan uçana ne olduğu belli değil.

Yumurta sepetleri uçuyor arabalardan yollara, bağlıyoruz iplerle ama sepet uçuyor yine.”

Sepeti uçan yolcu ne diyor peki?

“Ne diyebilecek yahu!”

*

Şoförün bir kıymeti var.

Mülki amirden daha forslu şoförler.

Kimse bir şey diyemez ki ona.

O zaman bir değeri vardı otobüsçülerin.

Otobüsü bırak şoförlerin çok büyük değeri vardı.

Bir yere gitti mi kaymakam gelmiş gibi karşılanırdı.

Gittiği yerlere köylere vali gelmiş gibi.

*

İlk defa burunlu arabalarla gittik İstanbul’a.

Futbol takımını götürüyorduk, Tirespor’u…

Sındırgı’da kaldık buzdan geçemedik. Maça da yetişemedik.

Evlerden ekmek aldık.

*

Chevrolet, kaptıkaçtı vardı.

Fiat otobüsle çıktı burunsuz, onlar yürümedi.

Magirus kamyonları otobüse çevirdiler

*

Lastik patladı mı söküyorduk.

Dıştan yarık zaten.

Şambrel ayrı bir olay.

Şambrel zaten 8-10 tane var arabalarda.

Eski meski…

Cıvatayı içerden vuruyoruz, dışarıya cıvata yapıyoruz onu.

Sıkıyoruz iyice.

İçerde getler vardır, lastiğin kabukları mengeneyle sıkıyoruz. 

Şoför, ağzındaki sigarayla tutuşturur kaynak makinemizdeki yanan bir madde var orasına yapışır o.

Çıkarınca bekliyoruz  soğusun diye.

Soğudu mu takıyoruz.

Gidiyoruz 4 km yine bir yerde su koyuveriyor lastik.

Yok ki yeni lastik.

Kontrol ederken leğen varsa biraz hava veriyoruz, suya koyuyoruz, kaçıran yerine bakıyoruz şambrel delik mi değil mi diye hep yara oluyor zaten…

*

İstanbul 24 saat sürüyordu.

24 saat sürüyordu İstanbul, yol da yoktu ki doğru dürüst. Okumaya devam et

ARA GAZINI OTOMATİK VEREN YUMURTA TOPUKLU AYAKKABI

Nostaljik otobüslere özellikle de 0302 ye meraklı olanlara küçük bir ipucu vereyim.

Alev Dili…
Gece…

Hava iyice karardıktan sonra…

Arabanızla…

Rampa çıkan ya da

100 km civarında hızlarda seyreden

bir 0 302 nin arkasına takılın.

(0 302’nin yüksek devirde olması lazım.)

Çok yaklaşmanıza da gerek yok.

Farlarınızı kısa bir süre için söndürüp

Aracın egzosuna bir bakın.

Yaklaşık 50 cm. uzunluğunda

pembe bir alev dilinin

egzost ağzından çıktığını göreceksiniz.

Gülen Yüz… İnsana Gülümserdi…

Gerçekten de 0 302’nin yüzü anlamlıdır.
Yıllar boyu imal edilmiş en estetik otomobil

1956 model Chevrolet Bel-Air’dir.

Otomarsan tarafından imal edilen

0 302’de yıllar boyu üretilmiş

en estetik otobüstür.
Gerçi Otomarsan üretimi 0 302 ile

aynı yıllarda Almanya’da üretilen

0 302 arasında küçük de olsa farklılıklar vardır.

Bizdeki 0 302 bizim rahatlıkla üretebilmemiz

açısından dizayn olarak ufak tefek  

bazı tadilatlara uğramıştır.

Ama tadilli hali orijinalinden daha kübik,

daha modern ve daha güzeldir.
Bir de şu anda piyasada gezinen

0 302’lere bakarak estetiği konusunda

karar vermeyelim.

Zira bu gün yollarda gezenler de

zaman içerisinde piyasa şartlarına

göre tadilatlar görmüşlerdir.
En barizi düz beyaz renkte oluşları

bu araçların estetiğini bozan bir faktördür.

0 302’nin bence en yakışan rengi…

açık mavi- lacivert kombinasyonlu…

Laciverti bir kalın, altta ve üstte iki

ince şeritten oluşan tipte boyanan modelidir.

Yine aynı desenin sarı-siyah ve

kırmızı- beyaz versiyonları da

insanın içini açan renklerdi.

Bu bahsettiğim üç renkte de

0 302 insana gülümserdi… Okumaya devam et

OTOBÜS TARİHİNİN BELGELERİ-BİLETLER-5-

 JET TURİZM VE MAS TURİZM

 Geçen hafta Jet Turizm’in hazin hikâyesini yazmıştım.

 Aşağıda Babam’dan Jet Turizm ve Mas Turizm ile ilgili bana anlattıklarını bulacaksınız.

 Mehmet Selim KARA anlatıyor:

 Jet vardı. Zeki Bayraktarlar’ın, çok büyüktü… Öncüydü…

Ben işe çok düşkünüm, nasıl kontrol ediyorsam… O da aynı… bir gün araba kalkarken İsmail amcanla beraber Etlik Garajına (Ankara’da eski garaj 1961) Zeki beyi ziyarete gittik.

Zeki bey hep iş başında duruyorsun dedim.

“Ya kardeşim; bakmazsan şoför bakmaz, muavin bakmaz, yolcu kırılır biz burada bir numarayız…”

 Öyle işini takip ediyordu.

 Günlerden cumartesi günü… Zeki Bey geliyor, zannedersem aylık dağıtacak… kasayı açamıyor. Uğraşıyor uğraşıyor kasa açılmıyor.

 Ondan sonra gidiyor İş Bankası’na kapısına girmeden evvel iki uçak çarpıştı biri Ulus meydanında düştü, iş bankasının üzerine ve orada öldü. Kasa açılsa gitmeyecekti. Kardeşi İsmail yıkıldı bunlar telaşla cenazeyi aldılar.

Geldi ertesi gün aynı anahtarı soktu açtılar kasayı… Kardeşinin ifadesi bu. İsmail Bayraktaroğlu’nun.

* * *

MAS’ın kurulmasını A dan Z’ye kuruluşunu biliyorum.

Mehmet Hanoğlu, şoförler ve otomobilciler federasyonu başkanı idi.

1950’li yıllarda, Chevrolet, Scania, MAN, Volkswagen bayiliği vardı.

Hanoğlu ile tanışmam yedek parça alırken oldu…

Parçaya ihtiyacın varsa belediyeye gidiyorsun veyahut trafik… belge alıyorsun…

1956’da Antakya’da trafik oldu.

Eski parçaları görüp belge verilirdi… parça ihtiyaç belgesi…

İthalatçısından esas birinci elden veya parçacıdan alamıyorsun.

El altından karaborsa satılırdı yedek parçalar…

 Hanoğlu ile samimi dost olduk…

“Parça geldiği zaman ne ihtiyacın varsa gel al.” derdi. Belirli bir dostluk oldu. Okumaya devam et