OTOBÜS SEVERLERİN ANILARI

İnternette dolaşan otobüs severlerin anılarından derlemeler…

PARAZİT…

İlk televizyonlu servislerde biz maalesef film izleyemiyorduk.

O 302’ler peronda, açık TV’de haber, reklam ne varsa izleterek havalı havalı durarak yolcusunu beklerken yanındaki televizyonsuz otobüslerin yolcularını kıskançlıktan çatır çatır çatlatırdı.

Ancak yola çıkıldıktan sonra alıcıları zaten çok güçlü olmayan televizyonlar sürekli görüntü kayması ya da parazit yapar ve çok geçmeden sürücü muavini çağırarak talimatını verirdi:

“Kapat oğlum şunu başım şişti”.

TV kapatılır ve yolcunun bir kısmı sürücü ile aynı fikirdeyken bir bölümü de “nasıl televizyonlu servis bu?” diye içerlenirdi.

TV’lerde video filmleri gösterilmesi ise 80’lere doğru başladı.

O dönemlerde televizyon izleme merakı olan kaptanlarımız yoldan gözünü ayırdığı için kaza yapar düşüncesiyle bir ara televizyonun otobüslerde izlenmesi yasaklanmış.

 VİDEOLU…

Videolu servisler 1983 ortalarında başladı.

1984’te yaygınlaştı.

Ve aynı yılın sonlarına doğru tekrar yasak gelmişti. Okumaya devam et

NOSTALJİ: BAYRAM YOLCULUKLARI

Mola yerine gelindiğinde muavin hemen takozu çıkarıp arka lastiğin önüne koyar ve elindeki çekiçle her birine tek tek vurarak lastiklerin hava kontrolünü yapardı.

Bu muayene sonucunda;

Lastiklerin sağlam çıktığı nadirdir.

Mutlaka patlak bir lastik çıkar ve bu mola esnasında onarılırdı.

Dolayısıyla araba durduğunda “15 dakika buradayız” türünden yapılan anonslar da geçerliliğini kaybederdi.

En az bir ya da işin durumuna göre iki saat beklenilirdi.

Zaten buralar daha ziyade otobüs personeline…

Şoför ve muavine hitap ederdi.

En kuvvetli ve iyi yemekler ve taze çaylar;

“Kaptanlara Mahsustur” ibaresi ile ayrılan bölümlerde bu personele ikram edilirdi.

Yol lokantalarında genellikle pis tuvaletler… pek de sıhhi olmayan yemek ve çay servisleri… asık suratlı aksi garsonlar…

Yazın kapı önünde görülen sandalyelerde çay içerken otobüsleri ve yolu seyretmek…

Kışın da tesisin ortasına kurulu göbekli kömür sobasının etrafına toplanarak ısınmak mola yerlerinin en büyük eğlencelerindendi.

Eskiden şehirlerarası yolculuklara çıkılacağı zaman büyüklerimiz, özellikle annelerimiz yolluk hazırlardı.

Dolmalar, köfteler, haşlanmış yumurtalar ve börekler.

Umarım çoğu kişi hatırlayacaktır.

Susurlukta bir ya da iki dükkan vardı.

Sucuklu ya da peynirli tostu… köpüklü ayranı nefis olurdu.

Susurluk bugünde ayranı ve tostu ile meşhur ve çok lüks mola yerleri var ama o iki küçük dükkanın sunduğu tatları unutulmaz…

Aynı tatları bugün alabilmek mümkün değil.

HİLTON…

Yeni otobüslerde şoförlere ait yatma yerlerini “Hilton” olarak biliriz.

Eski Hilton arka camın önüydü.

Genellikle duralit ya da kalın mukavva tipi izolasyonu sağlam malzemelerden yapılırdı ki burada uyumaya çalışan kaptan;

Sıcak ve Güneşten yanmasın…

Camın soğuğundan donmasın…

Çünkü O 302 şimdiki otobüsler gibi çift ısıcamlı değildi.

Yani bu resimlerin dekoratif özelliğinden çok izolasyon özelliği vardı.

İşte size yine eskilerden bir ipucu. 

Direksiyonda işi biten kaptan şayet daha rahat edeceği boş koltuk bulamadıysa arka beşlinin arkasına geçip buradaki yastık/şilte/battaniye üçlüsünden istifade ederek uyumaya çalışırdı. 

 YOLCU KAPMA YARIŞI…

Trakya garajının faal olduğu yıllarda garajdan çıkıştan itibaren E-5 karayolu üzerinde Haramidere rampasına kadar yaşanan ölümüne yolcu kapma yarışı heyecan vericiydi.

Şayet sürat ve maceraya karşı merakınız varsa Haramidere’ye kadar olan bölümde de kesintisiz bir heyecan yaşama şansınız vardı. Okumaya devam et

BAYRAM ŞEKERİ

Bu yazı, Ramazan Bayramı öncesine denk geldi.

Düşündüm; sizleri bayramda uzaklara götürmek istedim.

İşim gereği sık geziyorum.

“Sizi Afrika’ya Sudan’a sıcak bir ortama götüreyim” diyorum.

Gördüklerimi, duyduklarımı sizle paylaşmak istiyorum.

 SUDAN USULÜ

Sudanlılarda toplumsal dayanışma ve sosyal ilişkiler çok kuvvetlidir.

Sudanlılar, karşılaştıklarında veya telefonla konuştuklarında birbirlerinin mutlaka hâl ve hatırlarını sorarlar.

…Ve de çok sorarlar.

Biz Türkler de sorarız ve lâkin Sudanlılar daha çok sorar…

Anlatayım:

Sudanlılar, karşılaştıklarında sağ elleriyle karşıdakinin sol omzuna yavaş yavaş vurarak selâmlaşırlar.

Tabii karşıdaki de aynı hareketi aynı anda yapar ve her ikisi de aynı anda konuşmaya başlar:

Nasılsın, baban nasıl, inşallah iyidirler…

Çocukların nasıllar, iyidirler inşallah…

Komşular nasıl, sağlıktalar inşallah… İnekler nasıl, inşallah sütleri çoktur. Tavuklar nasıl, yumurtalar çoktur inşallah…”

 EN BASİT İŞTE BİLE…

…Ve bu selamlaşma, dakikalarca sürüp gider.

Karşılıklı sağ el ile sol omuzlara ritmik vuruşlar devam eder.

Konuşma bitene kadar…

Selamlaşma faslı, en son sarılmakla son bulur.

Sağ el boyuna dolanır, sol el bele dolanır ve kişiler birbirlerine sarılırlar.

Seremoni böylece sona erer.

Telefonla da selamlaşma aynı sözlerle olur.

Hatta en basit şeyi soracak olsa bile Sudanlı, telefon konuşmasına mutlaka “Sudanlı selamlaşması” ile başlar.

Anlayacağınız; 10 dakika selâm, 1 dakika iş… Okumaya devam et