‘En İyisi Ya Da Hiç’

Latif Karaali
1960 yılı Hatay’ın Samandağ ilçesinde doğdu.
Marmara Üniversitesi Ekonomi Fakültesi’nden 1982 yılında mezun oldu.
Has Turizm’de iş hayatına başladı.
Suudi Arabistan, Yemen, Sudan ve Rusya Federasyonu ülkelerinde görev aldı.
Türkiye Otobüsçülük Tarihi üzerinde sektör, gazete ve derfilerinde makaleler yazdı.
Has Otomotiv Yönetim Kurulu Başkanı ve TOSEV (Türkiye Otobüsçüler Sosyal ve Eğitim Dayanışma Vakfı) başkanlığı yapıyor.

ÖNZÖZ
Bu Kitap
Daimler-Benz’in, Türkiye’deki ortaklığı
Otomarsan’ın…
Mercedes-Benz Türk’ün…
Cumhuriyet Türkiye’si…
Otomotivin Çılgın Türkleri’nin…
Engel Tanımayan Ekip’ in…
Kurucularından… Genel Müdüre…
Mühendisinden Teknisyene…
Satış Yöneticilerinden… Şoförüne.
İşçisinden meydancısına kadar…
Yaşananlardan…
Akıldan… Duyguya
Yoktan… Yokluktan
Var etmenin öyküsüdür.
Nefes kesen.

Kitabın yazımında
Asistanım Hicran Sönmez’e,
Titiz ve özverili çalışmasından dolayı
Şükranlarımı sunarım.
Nezih Algıer’ e katkıları için teşekkür ederim…
Dostum… Ağabeyim
Mustafa Dinçer’e müteşekkirim.
Otomarsan Ruhu adına…
Güvenerek…
Röportajlarda şeffaf… Sarih
Otomarsan’cılara…
Eşim…
Kader arkadaşım
Sevim Karaali ye…
Sevgili evlatlarım…
İrem’e…
Kerem’e…
Desteklerinden…
Güvenlerinden…
Minnettarım… Minnettar.

TÜRKİYE TARİHİDİR ASLINDA OTOBÜS: OTOBÜSÇÜLÜK

Yılllar… yollar tarihi…

Yol yok… yolcu yok… otobüs de pek az

Kalorifer eksoz değil miydi?

Lastik ayakkabılı yolcu… koridordan… otobüsün koridorundan geçen kızgın eksoza değince yanık… eriyen… ve de kokan… lastik kokulu otobüs yolculuğu…

Validen belge gerek… parça için… lastik de öyle değil miydi?

Karaborsa… kara… lastik kara…

Karga sekmez… Zigana…

Karadeniz sahil…

Karaşanzıman… sallayan otobüs…

Böbrek taşını düşüren yollar… ve otobüsler…

İstirepente koltuklar… saman ve tahta koltuklar…

Nitekim 1955 senesinde Hakkâri’ye gidebildi otobüsler… Ondan evvel Hakkâri’ ye gidebilmek mümkün değildi… değil…

Mersin ve Adana’da yetişen portakal Erzurum’a ulaşamadığı yıllar…

Muzun… limonun… portakalın mevcudiyeti…  ancak otobüslerin Erzurum’a gidişi ile anlaşıldı…

Trenin gidemediği birçok şehir ve kasabayı otobüs Türkiye ile bütünleştirdi…

Ömür törpüsü yollar…

Stabilize…

Tozlu yollar… tozlu otobüsler… hatta üstü başı isli yolcular…

Eksoz dumanı…

Evde ki cam otobüs camı idi…

Sıkıntılı günler… yollar…

Camlı köşk…

Şöför mahalli…

Burunlu… yarım burun otobüsler…

Önden motorlu…

Apartman vites…

Balta burun… burunsuz…

İthal Avrupa kasa… ağaç kasa otobüsler…

Gözde otobüs… Okumaya devam et

KOLEKTİF BİR YAZI

 

Perşembe günüydü. Latif Karaali aradı. “Yurt dışına gidiyorum. Kitabımı hazırladım. Ham halini sana gönderiyorum, bir göz atarsan sevinirim” dedi. Yazılarını bildiğimden, kitabın da aynı lezzette okunacağından emindim. Elime ulaştığında aynı düşündüğüm gibi olduğunu gördüm. Sonra rastgele çevirirken sayfalarını, yaşanmış öykülerden biri dikkatimi çekti. Bana Kuvayi Milliye Destanı’ndan şoför Ahmet’le ilgili bölümü çağrıştırdı. “Karaali’nin bu haftaki yazısı da kolektif bir yazı olsun” dedim kendi kendime… onun hoşgörüsüne, affına sığınarak…  Ufuk Saka

Latif Karaali’nin yayına hazır haldeki kitabında silecek motoru bozulan bir eski otobüste, muavinin sağanak yağmur altında camı silmek için bulduğu metot, Nazım Hikmet’in Kuvayi Milliye Destanı’nda Süleymaniyeli şoför Ahmet’i anlattığı bölümü hatırlattı bana. Şimdi şiirin bu bölümünü okuyalım önce: 

Kuvayi Milliye Destanı’ndan…

ve onların arasında

Birinci Ordu İkinci Nakliye Taburu’ndan

İstanbullu şoför Ahmet

ve onun kamyoneti vardı.

bir acayip mahlûktu üç numrolu kamyonet :

ihtiyar,

cesur,

inatçı ve şirret.

kırılıp dağlarda kalan sol arka makası yerine

şasinin altına, dingilin üzerine

budaklı bir gürgen kütüğü sarmış olmasına rağmen

ve kalb ağrılarıyla

ve on kilometrede bir

karanlığa yaslanıp durduğu halde

ve vantilâtöründe dört kanattan ikisi noksan iken

şahsının vekarlı kudretini resmen biliyordu :

«6 ağustos emri»nde ondan ve arkadaşlarından

«… ihzar ve teşkil edilmiş bulunan

ve cem’an 300 ton kabiliyetinde kabul olunan

100 kadar serî otomobil…» diye bahsediliyordu.

ihzar ve teşkil olunanlar,

bu meyanda Ahmet’in kamyoneti,

insanların, âletlerin ve kağnıların yanından geçip

Afyon – Ahırdağları ve imtidadına doğru iniyorlardı.

***

üç numrolu kamyonet durdu. Okumaya devam et

OTOBÜSÇÜ AŞIKTIR 302’ ye*

Müze, vakıf derken ve yoğun bir haftaya bir de duayenimiz, büyüğümüz Sayın Saffet Ulusoy’un vefatı eklenince “Bu hafta ne yazayım” sorusunu düşünürken buldum kendimi. Ulaştırma Dünyası’nın 9 Nisan 2007 tarihli 303. sayısında yazdığım “Otobüsçü âşıktır 302’ye” başlıklı yazım geldi aklıma ve rahatladım… Yeniden yayınlanması, hatırlanması iyi olur diye düşündüm.

O yazım şöyleydi:

Evet… Görüştüğümüz şahsiyet H. Tahsin Önalp, Otomarsan’ın ilk genel müdürü…

Otomotiv sanayinin hayatta olan en eski mensubu…

Eski Karayolları Genel Müdürü…

Eski Bakan… Ayrıca, bir başka önemli özelliği daha var:

Türk Wiliys’de fabrika müdürlüğü yapmış. Bu göreviyle birlikte Dr. Önalp otomotivin “ilk fabrika müdürü” olmuş.

* * *

Magirusların dönemi…

“Ne geçti, Magirus geçti…” denirdi.

O günleri anlatıyor Tahsin Bey:

“Biz başlangıçta devreye girerken, Türkiye’de Magirus vardı.

İzzet Ünver’i tanırım…

Adnan Menderesi’in terzisiydi…

Kolaylıkla işleri hallediyordu.

Biz devreye girdiğimiz zaman ‘bir otobüs satın; ben bıyıklarımı keserim, atarım’ demişti.

Tabii ben onun iştahını kestim.

O tek tabanca, istediği gibi oynuyor.

Ama otobüsü buradan Kars’a gidiyor, Kars’ta en az 12 saat beklemesi lazım.

Hava soğutmalı olduğu için motor, Türkiye’nin şartlarına uygun değil.

Siz hava soğutmalı motoru ya sahile göre ayarlayacaksınız, ya yüksek rakıma göre… Buradan Kars’a giden araba, 0 seviyesinden 1900 metreye kadar çıkıyor.

Günde dört mevsim değiştiriyor. Okumaya devam et