TÜRKİYE TARİHİDİR ASLINDA OTOBÜS: OTOBÜSÇÜLÜK

Yılllar… yollar tarihi…

Yol yok… yolcu yok… otobüs de pek az

Kalorifer eksoz değil miydi?

Lastik ayakkabılı yolcu… koridordan… otobüsün koridorundan geçen kızgın eksoza değince yanık… eriyen… ve de kokan… lastik kokulu otobüs yolculuğu…

Validen belge gerek… parça için… lastik de öyle değil miydi?

Karaborsa… kara… lastik kara…

Karga sekmez… Zigana…

Karadeniz sahil…

Karaşanzıman… sallayan otobüs…

Böbrek taşını düşüren yollar… ve otobüsler…

İstirepente koltuklar… saman ve tahta koltuklar…

Nitekim 1955 senesinde Hakkâri’ye gidebildi otobüsler… Ondan evvel Hakkâri’ ye gidebilmek mümkün değildi… değil…

Mersin ve Adana’da yetişen portakal Erzurum’a ulaşamadığı yıllar…

Muzun… limonun… portakalın mevcudiyeti…  ancak otobüslerin Erzurum’a gidişi ile anlaşıldı…

Trenin gidemediği birçok şehir ve kasabayı otobüs Türkiye ile bütünleştirdi…

Ömür törpüsü yollar…

Stabilize…

Tozlu yollar… tozlu otobüsler… hatta üstü başı isli yolcular…

Eksoz dumanı…

Evde ki cam otobüs camı idi…

Sıkıntılı günler… yollar…

Camlı köşk…

Şöför mahalli…

Burunlu… yarım burun otobüsler…

Önden motorlu…

Apartman vites…

Balta burun… burunsuz…

İthal Avrupa kasa… ağaç kasa otobüsler…

Gözde otobüs… Okumaya devam et

KOLEKTİF BİR YAZI

 

Perşembe günüydü. Latif Karaali aradı. “Yurt dışına gidiyorum. Kitabımı hazırladım. Ham halini sana gönderiyorum, bir göz atarsan sevinirim” dedi. Yazılarını bildiğimden, kitabın da aynı lezzette okunacağından emindim. Elime ulaştığında aynı düşündüğüm gibi olduğunu gördüm. Sonra rastgele çevirirken sayfalarını, yaşanmış öykülerden biri dikkatimi çekti. Bana Kuvayi Milliye Destanı’ndan şoför Ahmet’le ilgili bölümü çağrıştırdı. “Karaali’nin bu haftaki yazısı da kolektif bir yazı olsun” dedim kendi kendime… onun hoşgörüsüne, affına sığınarak…  Ufuk Saka

Latif Karaali’nin yayına hazır haldeki kitabında silecek motoru bozulan bir eski otobüste, muavinin sağanak yağmur altında camı silmek için bulduğu metot, Nazım Hikmet’in Kuvayi Milliye Destanı’nda Süleymaniyeli şoför Ahmet’i anlattığı bölümü hatırlattı bana. Şimdi şiirin bu bölümünü okuyalım önce: 

Kuvayi Milliye Destanı’ndan…

ve onların arasında

Birinci Ordu İkinci Nakliye Taburu’ndan

İstanbullu şoför Ahmet

ve onun kamyoneti vardı.

bir acayip mahlûktu üç numrolu kamyonet :

ihtiyar,

cesur,

inatçı ve şirret.

kırılıp dağlarda kalan sol arka makası yerine

şasinin altına, dingilin üzerine

budaklı bir gürgen kütüğü sarmış olmasına rağmen

ve kalb ağrılarıyla

ve on kilometrede bir

karanlığa yaslanıp durduğu halde

ve vantilâtöründe dört kanattan ikisi noksan iken

şahsının vekarlı kudretini resmen biliyordu :

«6 ağustos emri»nde ondan ve arkadaşlarından

«… ihzar ve teşkil edilmiş bulunan

ve cem’an 300 ton kabiliyetinde kabul olunan

100 kadar serî otomobil…» diye bahsediliyordu.

ihzar ve teşkil olunanlar,

bu meyanda Ahmet’in kamyoneti,

insanların, âletlerin ve kağnıların yanından geçip

Afyon – Ahırdağları ve imtidadına doğru iniyorlardı.

***

üç numrolu kamyonet durdu. Okumaya devam et

OTOBÜSÇÜ AŞIKTIR 302’ ye*

Müze, vakıf derken ve yoğun bir haftaya bir de duayenimiz, büyüğümüz Sayın Saffet Ulusoy’un vefatı eklenince “Bu hafta ne yazayım” sorusunu düşünürken buldum kendimi. Ulaştırma Dünyası’nın 9 Nisan 2007 tarihli 303. sayısında yazdığım “Otobüsçü âşıktır 302’ye” başlıklı yazım geldi aklıma ve rahatladım… Yeniden yayınlanması, hatırlanması iyi olur diye düşündüm.

O yazım şöyleydi:

Evet… Görüştüğümüz şahsiyet H. Tahsin Önalp, Otomarsan’ın ilk genel müdürü…

Otomotiv sanayinin hayatta olan en eski mensubu…

Eski Karayolları Genel Müdürü…

Eski Bakan… Ayrıca, bir başka önemli özelliği daha var:

Türk Wiliys’de fabrika müdürlüğü yapmış. Bu göreviyle birlikte Dr. Önalp otomotivin “ilk fabrika müdürü” olmuş.

* * *

Magirusların dönemi…

“Ne geçti, Magirus geçti…” denirdi.

O günleri anlatıyor Tahsin Bey:

“Biz başlangıçta devreye girerken, Türkiye’de Magirus vardı.

İzzet Ünver’i tanırım…

Adnan Menderesi’in terzisiydi…

Kolaylıkla işleri hallediyordu.

Biz devreye girdiğimiz zaman ‘bir otobüs satın; ben bıyıklarımı keserim, atarım’ demişti.

Tabii ben onun iştahını kestim.

O tek tabanca, istediği gibi oynuyor.

Ama otobüsü buradan Kars’a gidiyor, Kars’ta en az 12 saat beklemesi lazım.

Hava soğutmalı olduğu için motor, Türkiye’nin şartlarına uygun değil.

Siz hava soğutmalı motoru ya sahile göre ayarlayacaksınız, ya yüksek rakıma göre… Buradan Kars’a giden araba, 0 seviyesinden 1900 metreye kadar çıkıyor.

Günde dört mevsim değiştiriyor. Okumaya devam et

SEKTÖRÜN EMEKTARLARI VE HAFIZASI …

Artık yaş alıyoruz;

vakıf ve müzenin anlamı ve önemi daha genç yaşlarımıza oranla

kafamızda daha net şekilleniyor.

Birkaç hafta önceki yazımda yazdım…

“Herkesin tanıdığı Yeşilçam yıldızları sessiz sedasız,

Kimsesiz ve düşkün,

Yaşamdan göçüp son yolculuklarına uğurlanıyor…” demiştim…

Sonra da “İhtiyaç sahiplerine maddi ve manevi desteklerin

kurumsallaşması adına…

Otobüsçülerin bir Vakıf kurması elzemdi…” diye sözü sektörümüze getirmiştim.

Vakıf kuruldu.

Sektör duayenleri, liderleri,

Büyük firmaların başarılı sahipleri

sektörümüze yıllarca hizmet vermiş insanların

maddi ve manevi ihtiyaçlarını çözmek üzere bir araya geldiler.

Ama asıl mesele şimdiden sonra başlıyor… Okumaya devam et

PLAN YAPABİLMEK

PERONDA yeni otobüs, ilk seferine çıkmaya hazır…

Peki, hiç düşündünüz mü?

Perona giren bu yeni otobüsün, perona gelene kadar geçirdiği süreci…

Üretim safhasını…

Üretim kararının nasıl alındığını?

… Ve üretim aşamalarını…

***

Bir otobüsün 2 bin saat montaj işçiliği vardır.

Yani; bir işçinin, bir yıllık emeği!

12 işçinin 1 aylık emeği…

48 işçinin, 1 haftalık emeği…

Yan sanayi hariç…

Bir o kadar da yan sanayi işçiliği gerekir.

Hatta daha da fazla.

Çalışan işçilerin eğitimleri, izinleri…

Ambarların yönetimi…

Tedarik sistemi…

Süreç… Süreç… Süreç…

Bu süreci daha sonra tek tek ele alıp yazmaya çalışacağım.

Her biri, içinde birçok “hikâye”yi barındırıyor.

***

Teslime hazır otobüsün, “otobüs” olana kadar geçirdiği süreç…

“Son kontrol” noktası…

…Ve bayiye teslim süreci.

Bayi cephesinden de; müşteriyle ilk görüşmeler, pazarlıklar…

Bayinin, fabrikanın pazarlama bölümüne sipariş süreci…

Siparişlerin planlanması…

Aylık ve yıllık planlar…

Satış süreci aşaması.

Kredi muhabbeti…

Kredi için gerekli belgeler, aşamalar…

Kefiller… Kredi araştırmaları…

…Ve kredinin onayı!

Peşinat…

Bankadan, kredilenmiş dilimin bayiye transferi.

TL… Avro… Dolar… Pariteler…

Üreticinin bayiye fatura süreci…

Bayinin, müşteriye fatura düzenlemesi…

***

Artık “muameleci” aşamasına gelinmiştir. Okumaya devam et

SEKTÖR İÇİ DAYANIŞMANIN ÖNEMİ

Geçen hafta  Yeşilçam’dan bir yıldız daha kaydı…

Kariyeri boyunca yaklaşık 450 filmde rol aldı…

Beyoğlu’ndaki evinde hayatını kaybeden

Ünsal Emre (65) gözyaşları arasında son yolculuğuna uğurlandı.

Cenaze törenine katılan Yeşilçam oyuncuları vefasızlığa sitem etti. 

Yılmaz Köksal

“Bizim jenerasyonun… Yeşilçam’ın kaderi mi bu?

Senede 100 tane dizi çekiliyor… Filmler çekiliyor…

 Bizim jenerasyondan bir arkadaşı görüyor musunuz?

Göremiyorsunuz.

Biz o Yeşilçam’ı yaratırken neler çektik.

Biz o filmleri ne yoksulluklarla yaptık. 

Yeşilçam’ı yapan aktörler… aktrislerin…

Kaderi mi acaba böyle yalnız… tek başına ölmeleri.

Yeni jenerasyonun hiç mi ruhu… yüreği sızlamaz?

Tabi hiçbirimiz jön oynayacak durumda değiliz…

Ama

Amca… baba… hala veya teyze…

Niye oynatmazlar acaba?

Bu ne biçim bir kindir?

Bu insanları böyle tek başlarına ölüme mahkum ediyorlar.

Bu insanlar 40-50 senesini vermiş.

Zamanında değerlendirememiş olabilir

Ama biraz saygılı olun o insanlara karşı…

Hiç değilse onurlandırın… Para o kadar önemli değil

Şimdi sahip çıkmaya çalışıyorlar utanmadan.

Çoğu arkadaşımız tek başına öldü.

Kına yaksınlar” dedi.

Başka bir örnek

Bir zamanların ünlü oyuncusu…

Sokaklarda yaşayan evsizlere karıştı.

Esnafın “dede” diye hitap ettiği

Mesut Engin, bir süre İzmir’de…

Daha sonra Beyoğlu sokaklarında yaşamaya devam etti.

Tiyatro sanatçıları Mehmet Esen ve Mustafa Turan’ın

Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesi önünde

bitkin bir halde bulduğu… Okumaya devam et

REKABET BİTMEYECEK

Rekabet tarihi zengindir.

50 yıldır “rekabet” var.

50 yıl sonra da olacak…

Doğaldır bu!

***

Darwin’in “Doğal Ayıklama Yoluyla Türklerin Kökeni Üzerine” adlı kitabından.

3. Bölüm ’den aktaracağım

“Var olma kavgası, en fazla aynı türden bireyler arasında cereyan edecektir.

Zira bunlar aynı bölgelerde yaşıyorlar, aynı tür gıdaya ihtiyaç duyuyorlar ve aynı tür tehlikelere maruzdurlar…

Aynı türün üyeleri genellikle benzer alışkanlıklara ve yapılara sahip olurlar.

Birbirleriyle rekabete girdiklerinde; bunların arasındaki kavgaya kıyasla çok daha şiddetli olur…”

Gerçekten…

Otobüsçüler arasında 50 yıldır kıyasıya bir rekabet var.

GELECEK

Gelecekte, otobüsçülük var olacaktır.

Dünyada var olacaktır…

Türkiye’de var olacaktır otobüsçülük!

Gelişmiş Almanya’da, Japonya’da otobüs yatırımı yok mu?

Brezilya’da…

Güney Amerika’da…

Ortadoğu’da…

Avrupa’da otobüs yatırımı yok mu? Okumaya devam et

OTOBÜSÇÜLÜK JARGONU (2)

 OTOBUSÇÜLÜĞÜN jargonuna “yapma otobüs”le başladık.

“Bülent?

“Boynuzlu” şeklinde devam ettik.

…Ve dilimize yerleşmiş onlarca kelime aklıma geldi bir anda.

Tespit ettiğim deyimlerin bir kısmını geçen hafta bu köşede yayınladık

Tabii, yerimiz yetmedi.

Daha ne kelimeler, ne deyimler var…

“Otobüsçülüğün jargonu”…

“Otobüsçülüğün argosu”…

“Garajın argosu” bitecek gibi değil.

Sektör mensuplarının “yaratıcı zekâ” sı sürekli yeni kelimeler

yeni deyimler üretiyor.

Bunlar, otobüsçülüğün jargonu…

Yani; argonun etkisinde, üstü kapalı meslek deyimleri.

İnce bir zekâ ve espri anlayışının ürünü.

Bir çeşit şifre!

Argo, dilin en dinamik alanı.

En yaratıcı zemini…

“Araba” yani otobüs…

“Arabacı” da otobüsçü…”Arabayı koşturmak” otobüs çalıştırmak.

Otobüsün sefer yapmasını sağlamak.

“Araba kaldırmak” otobüsü sefere göndermektir.

“Yolu dövmek” sürekli aynı hatta çalışmak.

“Tek tabanca” bir hatta tek firmanın olması…

“Kafa kafaya” ayrı firmaların, aynı gü­zergâha, aynı saatte sefer düzenlemeleri…

‘Tapa” yani boş koltuğu olmayan
otobüs.

 “Çakılı” da; dolu, yolcusu tam otobüs. “Paket” bütün koltuklan dolu otobüs.

“Paket servis” doluluk oranı yüksek servis…

“Misafir” bedava bilet kullanan yolcu. Biletin ücret kısmına “misafir” yazılır.

“Ördek” yoldaki yolcunun adıdır.

“Mini etek” ilk çıkan Magirus küçük otobüsler tamponsuzdu.

Tamponsuz otobüse “mini otobüs” deniyordu.

“Semerli otobüs” eski 302 döneminde klimalı otobüsün adıydı.

Klima otobüsün üstüne yerleştirildiği için böyle bir yakıştırma yapılmıştı.

“1.5 kat” dendiğinde başkası bina diye düşünür ama otobüsçü bunun “yüksek kabin” olduğunu bilir.

“Kuru hava” meteorolojik bir deyim değil. “Kuru hava” 302 döneminde hidrolik fren yerine, Okumaya devam et

OTOBÜSÇÜLÜK JARGONU

“Yapma Oto­büs”  Halk için bir anlam taşımayabilir

“Yapma” deyince, otobüsçü ne demek istendiğini anlıyor.

“Yapma otobüs”e “Bülent” diyen de var.

Bir de “boynuzlu” deyimi kullanılıyor.

Yandan uzun aynalı otobüse “boynuzlu” deniyor.

Bunlar, otobüsçülüğün jargonu…

Yani; argonun etkisinde, üstü kapalı meslek deyimleri.

İnce bir zekâ ve espri anlayışının ürünü.

Bir çeşit şifre!..

Hepsi, bir kültürün ürünü…

Ben; otobüsün, otobüsçülüğün jargonunu yazmak istiyorum.

Araştırma yapıyorum…

Sözlüklere girmemiş deyimleri, terimleri çıkarmaya çalışıyorum.

Herkesten yardım istiyorum bu konuda.

“Otobüsçülüğün  Jargonu”nu…

“Otobüsçülüğün  Argosu“nu…

“Garajın Argosu”nu birlikte çıkaralım.

Türk Kültüründe argo kitabından

yazarları Prof. Dr. Emine Gürsoy- Naskali ve

Doç. Dr. Gülden Sağol

editörlüğünü yaptığı kitaptan aşağıda alıntı.

Argo kullanımının mutlaka psikolojik ve sosyolojik

yönden bir açıklaması olsa gerek.

İster “bir suçu gizleme” olsun…

İster ticarî sırrı, ister inancı, ister müsteh­cenliği…

Gizleme ve gizlenme amacı, argo’nun cevap verdiği ilk ihtiyaç.

Bunun dışında; argo’nun “grup kimliği oluşturmak” gibi,

çok temel fonksiyonu da var.

Argo, dilin en dinamik alanı.

En yaratıcı zemini… Okumaya devam et

OTOBÜS TARİHİNİN BELGELERİ: BİLETLER-5- JET TURİZM VE MAS TURİZM

Geçen hafta Jet Turizm’in hazin hikâyesini yazmıştım.

Bu hafta Babam’dan (Mehmet Selim Kara) Jet Turizm ve Mas Turizm ile ilgili bana anlattıklarını bulacaksınız.

 Mehmet Selim KARA anlatıyor:

 Jet vardı. Zeki Bayraktarlar’ın, çok büyüktü… Öncüydü…

Ben işe çok düşkünüm, nasıl kontrol ediyorsam… O da aynı… bir gün araba kalkarken İsmail amcanla beraber Etlik Garajına (Ankara’da eski garaj 1961) Zeki beyi ziyarete gittik.

Zeki bey hep iş başında duruyorsun dedim.

“Ya kardeşim; bakmazsan şoför bakmaz, muavin bakmaz, yolcu kırılır biz burada bir numarayız…”

 Öyle işini takip ediyordu.

 Günlerden cumartesi günü… Zeki Bey geliyor, zannedersem aylık dağıtacak… kasayı açamıyor. Uğraşıyor uğraşıyor kasa açılmıyor.

 Ondan sonra gidiyor İş Bankası’na kapısına girmeden evvel iki uçak çarpıştı biri Ulus meydanında düştü, iş bankasının üzerine ve orada öldü. Kasa açılsa gitmeyecekti. Kardeşi İsmail yıkıldı bunlar telaşla cenazeyi aldılar.

Geldi ertesi gün aynı anahtarı soktu açtılar kasayı… Okumaya devam et