VAR OLMA KAVGASI

Hem sektör bazında hem firma bazında sektörü iyi analiz etmemiz lazım.

Sektörde bir tarafta senaryo yazanlar, yeniden tanımlayanlar…

Bir tarafta seyredenler var.

Bir firma, ‘ana hatlarımda iki yaşından büyük otobüs çalıştırmayacağım’ diyor.

Başka bir firma ‘pazar payımı nasıl arttırabilirim’ sorusunu soruyor.

Yeni sistemler geliştiriyor.

Koltuk sayısını düşüren firmalar var.

İki aks, üç aks otobüs tercihi yapan, ya da her ikisini birden tercih edenler var.

Sektörün nereye gideceğini düşünenler, tahmin etmeye çalışanlar var.

Şirketini geleceğe taşımak isteyenler var.

Bir de yıllardır duyduğumuz gibi, “Öldük bittik, on sene sonra 50 firma kalır” diyenler de…

Etkinler ve edilginler var.

Birisi seyrediyor; öbürü kafa yoruyor, para harcıyor, piyasayı şekillendiriyor.

Dünyada da bir şekillendirme çabası var. Amerika, İngiltere, Rusya’nın derin siyasetleri var. Bizde ‘derin devlet’ yok. Ya da başka anlamlara büründü. ‘Derin devlet’, planlama yapan geleceğini planlayan devlettir aslında.

Şirketler de öyle… Bugününü yeniden tanımlayan, geleceğini şekillendiren şirketler.

Otobüsçülükte önemli olan şirketini geleceğe taşımaktır.

Geriye baktığımız zaman çok büyük firmaların bittiğini görüyoruz.

Önemli olan benim firmam nerede olmalı? Nasıl olmalı?

On yıl sonra ben nerede olmalıyım?

Bunların hesabı yapılmalı, şikayetçi olmaktan çok… Okumaya devam et

ZAMANE OTOBÜSÇÜSÜ

Otobüs içi ikram diye pek bir şey yoktu…

Kolonya…

Bazı firmalar sakız ikram ederdi yolcuya…

çay

kahve

meşrubat

meyve suyu

kek…

ikramı yoktu…

sadece su vardı…

molalarda otobüs yıkayıcısı 

muavinin yardımıyla

boş cam şişeleri doldururdu…

Bir zaman sonra bu şişeler dinlenme tesislerinde önceden doldurulur şişenin ağzına alüminyum kapak basarlardı…

buzdolabı yok idi…

Su şişelerinin konduğu dolap vardı.

şişelerin üstüne de buz koyardı muavin…

Buza yakın su şişesi buz keserken alttaki şişeler ılık kalırdı…

Zamanla naylon poşete girdi sular,

poşet pipetle delinir ve öyle içilirdi

bu arada kesif naylon kokusu  

burundan çekilirdi…

Otobüsler gelir gider…

gelen arabalar “… turizm yolcuları

… tesislerine hoş geldiniz

Kaptanınız 20 dakika

çay ve ihtiyaç molası vermiştir

çaylarımız şirkettendir” denir…

Araba stop edilir…

Sarı çizmeli yıkamacı elinde, başına hortum geçirilmiş fırçayla otobüsü sabunlu su ile yıkamaya başlar…

KAHVALTI SERVİSİ

Bazı firmalar yolcu biletine

kahvaltı kuponları koyarlardı.

Firmalar anlaştıkları

dinlenme tesislerinde

molada koçandan kesilen fiş karşılığı kahvaltı verirlerdi…

Yolcu, delikli yerden kestiği fişi garsona verirdi.

Kahvaltıda kibrit kutusu beyaz peynir,

3-5 adet siyah veya yeşil zeytin,

küçük 20 gramlık reçel,

biraz da tereyağ veya margarin…

Bir de, tabii ki çay… Okumaya devam et

YOL VE ŞOFÖR

Yol-şoför yapışık kardeş gibidir.

Amma, ‘şoförü şoför yapan otomobil değil midir?’ diyenler olacaktır.

Otomobil bu kardeşliğe bir sebeptir.

Netice itibariyle, üçü bir bütün demektir.

Hem öyle bir bütün ki, bugün yeryüzündeki insanların en az yüzde yetmiş beşinin severek, isteyerek meydana getirdiği bir bütünlüktür bu.

Takside çalışan da, hususi arabasının direksiyonunda sefa süren de, gece sabahlara kadar yollarda, yüzlerce binlerce insanın hayatını yüz binler değerindeki malını emniyet ettiği otobüs ve kamyon direksiyonundaki de şofördür.

Sık sık tekrarlanan bir ifade ile “yağlı minder”e oturan herkes şofördür.

Ve bu insanların direksiyonda geçen ömürleri içerisinde unutamadıkları hatıraları vardır.

Saatlerce aç kalıp nefis yemek yediği orman içerisindeki bir kır lokantası, tiryaki usulü çay yapan bir kahve, çeşme başları, ve unutamadıkları en mühim şey yollardır.

Yolun kıymetini şoför bilir ancak… İyi bir yolda rahat bir yolculuk yapan insan tabii ki memnundur. Birkaç defa yeri geldikçe anlatır. Fakat hepsi o kadar. Amma, ömrünü geçirdiği yollar hakkında en iyi hükmü Okumaya devam et

O 360 Motor…

“Dönüşte de durmuyorum,

yarım saat temizlik yapıp,

tekrar yolcuyu alıp İstanbul’a geliyoruz.

Erzurum’a giderken

Dört mevsimi yaşayabiliyorsun bazen. Buna rağmen stop etmeden gidip geliyoruz.”

 Bir anı Hayrettin Karaboğa’dan:

“Ben bunu Müşteri Hizmetleri Müdürü Brotkop’a anlatmıştım “Bizim ürünümüzün böyle

Stop etmeden devamlı çalışması… çok iyi.

Bu hiç kötü bir şey değil” dedi.

Neden dedim?

“E motora en çok zarar veren

hararet derecelerinin çok sık değişmesidir.

Şehirlerarası çalıştığı zaman

bir otobüs motoru

bir buçuk iki milyon km gider

ama şehir içine koy o kadar km yapmaz. Çünkü

durup kalkıyor, hararet yükseliyor. O nedenle, bırak kontak kapatmadan dolaşsınlar daha iyidir.

Korkma, bas gaza. Okumaya devam et