Türkiye’de otobüs daima var olacak – Rota Haber

Mercedes’in Türkiye’deki tarihine ışık tutan “En iyisi ya da hiç” adlı kitabı kaleme alan Has Otomotiv Yönetim Kurulu Başkanı Latif Karaali ile Türkiye’de otobüsün geleceğini konuştuk.

Has Otomotiv Yönetim Kurulu Başkanı Latif Karaali, “En İyisi Ya Da Hiç” isimli bir kitap yazdı. Karaali, ilk kez kitap yazan bir işadamı değil. Bu kitap da Karaali’nin ilk kitabı ama son kitabı olmayacak, çünkü yeni kitabına yoğun bir şekilde çalışıyor. “En İyisi Ya Da Hiç” aslında Mercedes’in Türkiye’deki tarihi gibi görünse de otobomilin ülkemizdeki pek bilinmeyen tarihini anlatıyor. Başka hiç bir yerden bulamayacağınız, birinci elden anlatımı ile pek çok bilgi var.

Mercedes’in Türkiye’deki tarihine ışık tutan “En iyisi ya da hiç” adlı kitabı kaleme alan Has Otomotiv Yönetim Kurulu Başkanı Latif Karaali ile Türkiye’de otobüsün geleceğini konuştuk.

İşte Latif Karaali’nin Rotahaber’e özel yaptığı o açıklamalar:

RÖPORTAJ: ÜNAL TANIK – ROTA HABER – ÖZEL271020140940482553153_3

-Siz ticaret adamısınız kitap yazma fikri nereden ortaya çıktı?
Şöyle söyleyebilirim. Biz başta otobüsçüler olarak sesimizi duyurmak adına sektörel bir gazetemiz olsun istedik. Zira medyada otobüs sektörüyle ilgili olumlu olumsuz haberler oluyordu. Orada da yazılar yazmaya başladım. Mesleki yazılardı bunlar. Sonra baktım ki herkes sıkılıyor bu yazılardan. Ben de şimdiki nesile bugünkü bir olayla bağdaştırıp eski olayları anlatma ve tarihe not düşme, geçmişi anlatma şeklinde yazılara başladım. 700’e yakın makale yazdım bu şekilde. Eski biletler vardı bende… Eski reklamlar, biletler 271020141058412903782_3

konusunda en büyük koleksiyoner benim şu anda. Otobüsle ilgili herşey diyebilirim aslında. Hatta şu sıralar bir otobüs müzesi kuruyorum. Eski otobüsleri topladım. 20 tane büyük otobüs topladım. Bir sene sonra Hatay’da ilk otobüs müzesini kurmuş olacağım. Ulaşım müzesi olacak aslında. İçinde maketler de olacak. Bende 20 bine yakın bilet var. Pullu biletler var. O zaman vergi için pul basılırdı. İşte bütün bunları yazdım, seyahat hatıralarını yazdım. Türkiye’nin yollarını ve olaylarını yazdım. Eskiden otobüsler olmadan gazeteler dağıtılamazdı. Dağıtım şirketleri yoktu. Sonradan kuruldular. Biz gazeteleri taşıdık tüm Türkiye’ye… TRT haber yapamazdı biz bandı getirmesek. Televizyonlara bantları biz otobüsler aracılığıyla ulaştırırdık. Sinemaya da kimse gidemezdi eğer biz o alüminyum film makaralarını taşımasaydık. O zaman kargo yok bir şey yok. Türkiye’yi herşeyiyle biz taşıyorduk. Ben şimdi otobüs tarihi üzerine de bir kitap hazırlıyorum. O makaleleri alıp düzenleyeceğim. Sonra eski otobüsleri yazmaya başladım. İmkansızlıkları kaleme aldım. Ben babamla sohbet ederken de söylediklerini mutlaka kaydederdim. Çünkü eskiyi hep ondan dinlerdim.
-Babanızla ilgili bir sözünüzü hatırlıyorum. “Yıldızdan ayrılmayın” dermiş. 
Biz zaten o zaman Türkiye’de ne bulursak onu kullanıyorduk. Sonra işte Otomarsan’ın kuruluşuyla, elimize sıfır kilometre araç geçmiş oldu. O neydi? Fevkalade iyi bir motor ve iyi bir araç. Bütün bölgemizde böyle bir araç yoktu. Bu araçla biz Beyrut’tan İstanbul’a çalışmaya başladık. Lübnan-Suriye-Irak ve Türkiye arasında çalıştık. 1975 iç savaşına kadar öyle devam etti. Sonrasında Arabistan’a döndü iş. O zaman otobüs sektörü çok önemliydi. O zaman üniversite sınavları da büyük şehirlerde yapılırdı. Sınavlara biz taşırdık, kayda biz taşırdık, askerleri biz taşırdık. Milletvekilini de biz taşıdık, doktorları da biz taşıdık. 271020140941072556214_3
Sonra fabrika nasıl kuruldu onun üzerine yazmaya başladım. Eski otobüsçüler ve sanayicilerle konuşmaya başladım. Sonra bir baktım ki Mercedes-Otomarsan ruhu diye bir ruh var. Enteresan hani kurumsal kültür deriz ya. 1967’den beri var aslında. Türk-Alman sentezi bir kültür bu. Alman disiplini ile Türk yaratıcılığını birleştiren bir sentez. Çok müthiş bir şey. Bunu derinlemesine araştırdıkça, Otomarsan ruhunu yazayım diye yola çıktım, sonra gelişti iş, röportajlara, sohbetlere başladım. Zamanla daha iyi sorular sormaya başladım. Belgeleri, fotoğrafları toplamaya başladım. Almanya’daki Mercedes arşivi bana çok yardımcı oldu. Makaleleri yazarken, Mengerler’in patronu bana dedi ki, babamda bazı belgeler var, kuruluş belgeleri, yazışmalar… 10 sene sürmüş şirket kuruluşu. Şirketin asıl kurucu onun dedesi Ahmet Veli Menger’di. Şirket üçlü kararname ile kurulmuş. Onları inceledikten sonra, Mercedes’in tarihini de kısaca yazdım. Girişi de ailem ve Otomarsan diye başlattım. At arabasından otobüse geçiş tarihçesini de ekledim. Mercedes’in hikayesini de kısacık ekledim. Sonra da buradaki şirketimizi anlattım. İhracat nasıl yapıldı, kalite nasıl arttı. Bu hikayeyi yaşayanlardan aktardım. Bütün bunları toparladım. Sonra kitaba ne isim koyacağımızı düşündük. Mercedes’in 100 yıldan fazladır kullandığı bir slogan var. “En iyisi ya da hiç”.. Bunu koymaya karar verdim. Kapağa da “Ay yıldız”ın yıldızı yerine Mercedes amblemi koyduk. Sonra düşündüm aslında ben Mercedes’i değil “Türk Mercedes”i anlatıyorum. O yüzden de kitabın adı “En iyisi ya da hiç: Mercedes’in Türk’ü” oldu.
-Karaali ailesi ile Mercedes’in ilişkileri ne noktada?
Fevkalade bir notkada. Otobüslerimiz Yemen, Rusya, Suriye, Ürdün, Sudan, Bulgaristan, Rusya gibi noktalarda… Yemen’de sadece 200’den fazla otobüsümüz oldu. Yabancı sermayeli ortaklı bir şirket. Bütün araçlar Türk Mercedes’inin ürettiği araçlar. Özellikle şu enteresan. Artı 40-50 derece ile Eksi 40-50 derece arası çalıştık bu araçlarla. Yemen’den-Rusya’ya kadar… Bu ülkelerde hem ülkeler arası hem şehirler arası çalışıyoruz. Mercedes’in Hatay bayiliğini aldık. Kurucu ortak olan Kadir Has amcamız, Allah rahmet eylesin, şirketi devretti. Hisselerinin bir kısmını aldık. Dolayısıyla biz İzmir-Balıkesir ve İstanbul’da ve Hatay’da en önemli bayilerden bir tanesiyiz. Zaten çok az bayisi vardır Mercedes’in. Artık herşeyimiz iç içe Mercedesle… Türkiye’de iki fabrikası var. Çok modern tesisler. Bütün dünyaya otobüs ihraç eder.271020140941182551073_3
Otobüse talep azaldı mı?
Türkiye’de otobüs daima var olacaktır. Ama çok uzun mesafeler azalacaktır. 500 kilometre üstü azalacaktır. Yazın bütün otobüslerimiz dolu. İhtiyaç var otobüse. Otobüsler de fevkalade modern oldu. Otobüslerdeki koltuklar, koltuk arkası ekranlar, rahatlık ve konfor uçakta yok. Türkiye’de otobüsçülük dünyaya model olabilecek bir seviyede. Otobüsçülükte sektör içinde çok kanlı bir rekabet var. Fiyat bakımından özellikle büyük bir rekabet var. Uçakların yanında şimdi hızlı tren baskısı da çok büyük. Bu sektör içi rekabet aslında tarihsel bir rekabet. Maliyetine yakın satılıyor biletler. Bir problem daha var. Kurumsal olan ve olmayan sıkıntısı var. Her sektörde olduğu gibi bu sektörde de bu sıkıntılar mevcut. Mesela bu 10 numara yağ denen hikaye yaşanıyor. Bir tarafta bir firma gidip normal yakıtını KDV ve ÖTV’sini vererek alıyor, bir tarafta da kaçak mazotlar, 10 numara yağ kullanımı gibi bir şey var. Dolayısıyla rekabet etmek zorlaşıyor. Kitapta çok enteresan hikayeler var. Türkiye Otomotiv Sanayi’nin, Çılgın Türklerin hikayesi, bir başkaldırının hikayesi, imkansızlıklar dahilinde biz de yapabilirizin hikayesi. İhracat da yaparız, zor şartlarda da çalışırız, bunun mücadelesi var… Bir ekip ve ailenin beraber nasıl mücadele ettiğini hikayesini bu kitapta görüyoruz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir