YOL VE ŞOFÖR

Yol-şoför yapışık kardeş gibidir.

Amma, ‘şoförü şoför yapan otomobil değil midir?’ diyenler olacaktır.

Otomobil bu kardeşliğe bir sebeptir.

Netice itibariyle, üçü bir bütün demektir.

Hem öyle bir bütün ki, bugün yeryüzündeki insanların en az yüzde yetmiş beşinin severek, isteyerek meydana getirdiği bir bütünlüktür bu.

Takside çalışan da, hususi arabasının direksiyonunda sefa süren de, gece sabahlara kadar yollarda, yüzlerce binlerce insanın hayatını yüz binler değerindeki malını emniyet ettiği otobüs ve kamyon direksiyonundaki de şofördür.

Sık sık tekrarlanan bir ifade ile “yağlı minder”e oturan herkes şofördür.

Ve bu insanların direksiyonda geçen ömürleri içerisinde unutamadıkları hatıraları vardır.

Saatlerce aç kalıp nefis yemek yediği orman içerisindeki bir kır lokantası, tiryaki usulü çay yapan bir kahve, çeşme başları, ve unutamadıkları en mühim şey yollardır.

Yolun kıymetini şoför bilir ancak… İyi bir yolda rahat bir yolculuk yapan insan tabii ki memnundur. Birkaç defa yeri geldikçe anlatır. Fakat hepsi o kadar. Amma, ömrünü geçirdiği yollar hakkında en iyi hükmü veren şofördür.

Bir gece otobüsle Ankara’dan geliyordum. Şoförün yanında yer verdiler bana. Şoförümüz yağlıca bir insandı. İki saat kadar yol aldık. Yanımızdan otobüsler yol alıp geçmeğe başladılar. Bir, iki, beş on otobüs geçiyordu. Şoförümüz gayet sakin ayni tempoda yoluna devam ediyor ve hepsine yol veriyordu. Yeniçağa nahiyesinde durduk. Karnımızı doyurduk. Çay içtik. Vakit gece yarısını geçiyorken hareket ettik. Sanki düşündüklerimi biliyormuş gibi ‘Bismillâhirrahmanirrahim’ dedi gaza bastı ve bana dönerek:

Üzülme bey kardeşim, inşallah onlardan evvel Üsküdar iskelesine ineriz.

Ve izah etti:

-Yollarımız çok güzel. Normal süratimizi sekteye uğratacak bir hal yok. Şayet Bolu ormanlarında sis varsa yarım saat fark eder. Yoksa hepsinden evvel araba vapurundayız. Dertli dertli başını salladı ve:

-Bilmezler bu genç çocuklar. Çok değil on sene evveline kadar İstanbul-Ankara yolculuğu bir hadise idi. Gerçi Anadolu yollarından iyi idi ama. Ah Anadolu yolları ah… Ömrümüz tükendi oralarda bizim. Eskiden ne gezer böyle yollar. Emniyetli yolculuk. Evvelâ yollarda benzin ikmali bir dertti. Sonra, yola çıkmadan evvel, müşterinin veya kamyonsa kendinizin en az iki günlük yiyeceğini beraberimizde taşımağa mecburduk. Gece yolculuğu bir eziyetti. Zaten yolcu da gece binmezdi otobüse.

Hele bu yollar… Bu yollar… Gece ile gündüzün farkı kalmadı ki, diyerek elini dua edercesine havaya kaldırdı:

-Allah razı olsun bu yolları yapanlardan…

İki elini de direksiyondan uzaklaştırmıştı. Benim çekingen halimi görünce, ciddî adam gülmeğe başladı.

-İlahi delikanlı, kaymak gibi yollarda ne korkarsın… Bu yollar öyle yollar ki, direksiyon kendiliğinden istikametini bulur. Otuz senelik şoförüm. Biz biliriz çektiklerimizi. Bu seferler iş mi sanki? Tereyağından kıl çeker gibi öyle kolay oluyor ki. Uykusuzluk kaderimiz zaten. Ben öyle günler bilirim ki; kar, yağmur, sis, fırtına dolayısıyla haftalarca Bolu ormanlarının eteğinde sefalet çekerdik… Bugün her mevsimde, Ankara’dan hareket eden araba İstanbul’a en fazla 12-14 saatte mutlaka vasıl olabiliyor.

Köroğlu çeşmesinde su içtik. Kır kahvelerinde dinlendik.

Şafak sökerken İzmit gözüktü.

Fakat biz aheste yolumuza devam ederken, süratle yanımızdan geçen otobüslerin yol kenarlarında istirahat ettiklerini, şoför ve yolcularının uyuduklarını gülerek seyrettik geçtik…

Üsküdar iskelesinde sıcak saleplerimizi içerken, şoförümüzü tanıyan memurlar:

-Usta yine rekor senin… Nerde senin ufaklıklar? diyorlardı.

Meğer bizim yaşlı şoför, yıllardan beri her seferinde geride bıraktığı heyecanlı ve genç şoförlere ufaklık dermiş.

Sirkeci’deki otobüs terminaline girerken otobüsümüz alkışlandı. Adetmiş, sabah Ankara’dan gelen ilk otobüs alkışlanırmış…

Meydandaki simsarlar ve yamakları:

-Ankara… Ankara…

-Zonguldak… Konforlu, radyolu otobüsler…

-Hemen hareket… Çorlu… Çorlu…

-Şoför mahalli Ankara… Bir tane kaldı… diye avaz avaz bağırırlarken, bir taraftan da bizi alkışlıyorlardı…

 *1 Ekim 1958’de basılan bir dergide Ruhi YILDIRIM’ın yazdığı yazıyı Akın KURTOĞLU (wowTurkey.com site yöneticisi) aktarmış.

Latif Karaali, Ulaştırma Dünyası

11 Nisan 2011, Sayı: 512

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir