EGELİ ve KONYALI OTOBÜSÇÜLER

ALİ ACUN

“İlk başladığım arabalar önden motorluydu benim.

Bagajlar yukarıda, oradan çıkıp eşya indiriyorsun.

Heybeler, sepetler, fileler… öyle gördük.

Yağmur da geliyor, rüzgâr da uçan uçana ne olduğu belli değil.

Yumurta sepetleri uçuyor arabalardan yollara, bağlıyoruz iplerle ama sepet uçuyor yine.”

Sepeti uçan yolcu ne diyor peki?

“Ne diyebilecek yahu!”

*

Şoförün bir kıymeti var.

Mülki amirden daha forslu şoförler.

Kimse bir şey diyemez ki ona.

O zaman bir değeri vardı otobüsçülerin.

Otobüsü bırak şoförlerin çok büyük değeri vardı.

Bir yere gitti mi kaymakam gelmiş gibi karşılanırdı.

Gittiği yerlere köylere vali gelmiş gibi.

*

İlk defa burunlu arabalarla gittik İstanbul’a.

Futbol takımını götürüyorduk, Tirespor’u…

Sındırgı’da kaldık buzdan geçemedik. Maça da yetişemedik.

Evlerden ekmek aldık.

*

Chevrolet, kaptıkaçtı vardı.

Fiat otobüsle çıktı burunsuz, onlar yürümedi.

Magirus kamyonları otobüse çevirdiler

*

Lastik patladı mı söküyorduk.

Dıştan yarık zaten.

Şambrel ayrı bir olay.

Şambrel zaten 8-10 tane var arabalarda.

Eski meski…

Cıvatayı içerden vuruyoruz, dışarıya cıvata yapıyoruz onu.

Sıkıyoruz iyice.

İçerde getler vardır, lastiğin kabukları mengeneyle sıkıyoruz. 

Şoför, ağzındaki sigarayla tutuşturur kaynak makinemizdeki yanan bir madde var orasına yapışır o.

Çıkarınca bekliyoruz  soğusun diye.

Soğudu mu takıyoruz.

Gidiyoruz 4 km yine bir yerde su koyuveriyor lastik.

Yok ki yeni lastik.

Kontrol ederken leğen varsa biraz hava veriyoruz, suya koyuyoruz, kaçıran yerine bakıyoruz şambrel delik mi değil mi diye hep yara oluyor zaten…

*

İstanbul 24 saat sürüyordu.

24 saat sürüyordu İstanbul, yol da yoktu ki doğru dürüst.

Yani çok az firmalar vardı, şoförler tamirciydi.

Tamirci getirmek mümkün değil ki.

Yolda kaldığını düşün tamirciyi nerden bulacaksın.

İzmir’den tamircinin gelmesi zaten iki günü bulur oraya.

Adam kendi biliyor yapıyordu, gidiyordu

* * *

HÜSEYİN DİKİCİ

50 senesinde muavin olarak kendi arabamızda başladım.

Tahtaların üzerinde saman koltuk.

Egzozdu kalorifer…

Rampa çıkarsak güzel ayakkabı yakıyorduk

Rampa aşağı salındık mı millet buz gibi donuyordu.

Balatayı kendimiz değiştiriyorduk.

Şanzımanı kendimiz tamir ediyorduk.

Bozkır Birlik bizim firmamızdı.

Konya Bozkır arası rekabet yapıyoruz.

Başka arkadaşlarda var onlarla rekabet yapıyoruz.

50’de de rekabet var…

Rekabet doğduğumuzdan beri var…

Adem’den beri…

Bizim Bozkır çok virajlı ve rampalı bir yol.

Rampa aşağı inince motor yağı öne geliyor.

Kartel yağı azalıyor.

Altıncı yatağı yakıyor.

Babama jandarmadan telefon açtım

– Araba yatak yaktı

– Konya’ya git çocuğum acenteye telefon açacağım komple motoru al gel araba sabaha buraya yetişsin.

*

Bir at arabası geldi ona bindim.

Sonra bir traktörle Karaman asfaltına çıktım.

Gece yolda bir kamyona bindim gittim.

Konya’ya vardım. Acente bekliyor.

Komple motoru aldık araba taktık.

Araba sabahleyin sıraya yetişecek.

Rekabet var ya…

Bir hafta sonra araba tekrar yatak yaktı.

Sonra karteli 8 lt’lik yaptık yatak yakmayı önledik.

Neden rekabet?

Yolcu mu yoktu?

Hayır…

Yolcu var.

Ama inatta var.

*

Ben sibop ayarının jiletle yapıldığını gördüm

Üç tane jilet…

*

Mesela rot ayarını biz kendimiz yapardık.

Balans ayarı yoktu ki o zaman.

Çekici korduk lastiği çevirirdik burasına az çıkıntıysa bir çekiç.

Bijonu biraz sıkarız, bir daha çeviririz öbür tarafa denk getiririz.

Yani şu lastik şuradan dönerken şu çekice sürtmeyecek…

* * *

Metro Holding Yönetim Kurulu Başkanı Galip Öztürk’ün sevgili babasının vefatından dolayı sabırlar dilerim. Allah rahmet eylesin.

 

Seç Turizm’in İstanbul İşletmecisi Hikmet Yetişir’in vefatını üzüntüyle öğrendim. Ailesine, yakınlarına ve camiamıza başsağlığı diliyorum.

Latif Karaali, 496’ncı sayı

20 Aralık 2010, Ulaştırma Dünyası

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir