ATATÜRK’ÜN EĞİTİM PRENSLERİ…

 1936-37 senesi lise mezunu bir genç…

Evvela…

İstanbul Mühendis Mektebi Sınavını kazanır.

Onuncu olur.

Atatürk…

Bir Teknik Üniversite kurmaya karar veriyor.

Atatürk’ün talimatı üzerine…

Milli Eğitim Bakanlığı 1946’da kurulacak olan;

Ankara Yüksek Mühendislik Mektebi’nde, hocalık yapacak 33 kişiyi Avrupa’ya okumak üzere göndermeyi düşünüyor.

Ve 11’er kişilik gruplar halinde…

Üç sene arka arkaya gönderdiler.

Sınavı kazanarak ikinci grupta Tahsin Önalp gider.

Almanya’ya Mühendislik okumaya…

Okur… Üniversiteyi bitirir.

Doktora yapmaya başlar.

Ancak!

 

İLAN-I HARP…

İkinci Dünya Savaşı başlar.

Sözü Tahsin Önalp’e bırakıyorum.

“İsviçre’de yaptım doktoramı.

Almanya’da doktora hemen hemen bitmişti…

Fakat Almanlar’ın bana doktora unvanı vermesi pek mümkün değildi.

Çünkü; Türkiye ilan-ı harp etti Almanya’ya.

Biz onun üzerine İsviçre’ye geçtik.

Sadece ben değil…

190 Türk talebesi…

Almanya’daki harp dolayısıyla tahsillerini tamamlamak üzere İsviçre’ye gider…

Bizi imtihana tabi tuttular.

Ayrıca, “Bizim okulumuzda doktora yapmak için evvela iki sene okuyacaksınız.

Doktoraya giriş imtihanını kazanacaksınız.

Ondan sonra, doktora tezinizi biz ele alabiliriz.” dediler.

Ben bunun üzerine, iki sömestre okudum ETA’da.

Sonunda o doktoraya giriş imtihanını pekiyi dereceyle kazandım.

“Sen bizim okulumuzda doktora yapabilirsin.”

 MESLEĞİMLE İLGİLİ BİR GÖREV…

Evet…

Dr. Tahsin Önalp tahsilini tamamlar.

Türkiye’ye döner.

Vatanına…

Onu okutan vatanına borcunu ödemeye gelir.

Bayındırlık Bakanlığı’na gelir…

“Milli Eğitim Bakanlığı hesabına okumuş olmama …

Doktora yapmış olmama rağmen.

Türkiye’ye döndüğüm zaman bana mesleğimle ilgili bir görev veremediler…

Beni Teknik Üniversite’ye havale ettiler…”

Teknik Üniversitesine müracaat eder

Ancak!

“Beni Teknik Üniversiteye almadılar…

Karayolları’nda çalışmaya başladım.

Çalışırken… Elazığ’da…

Askerlik için müracaat ettim.

Ve bir daha gittim Teknik Üniversite’ye.

“Beni alın!

Ben, mesleğimle uygun bir görev yapmak istiyorum.”

Çünkü; biz hoca olmak için yetiştirildik.

On buçuk sene kaldım ben yurtdışında.

Almadılar!

O bakımdan yine Üniversiteye alınmayınca bu defa kısa zamanda hemen askerliğe gitmeye karar verdim.

Dışarıda okuduğum için yüksek ehliyetli değildim.

Siz o şeyleri bilmezsiniz.

Eskiden lisede… Liseyi bitirenler tam ehliyetli…

Üniversiteyi bitirenler yüksek ehliyetli olurdu.

Ve yüksek ehliyetliler direkt yedek subay okuluna alınır.

Tam ehliyetlilerse… Lise mezunlarıysa…

İki ay hazırlık sınıfına gönderilir.

Ben dışarıda okuduğum için iki ay hazırlık sınıfına gönderildim.”

Bolayır’da 28. Tümende askerlik görevini yaptı.

İmtihana girer…

Yüzbaşı sorar.

“nişan hattı nedir”

Tahsin Önalp cevaplar;

“Gez göz arpacığın tepesinden geçen… hedefe varan balistik münhaniye denir.”

“Sen nereden biliyorsun bu tabirleri?”

“Ben doktor mühendisim.”

“Doktor mühendissen ne arıyorsun burada?”

“Niye bize haber vermedin?

Biz seni başka işte çalıştırırdık.”

“vatandaş olmayı tercih ederim.

Doktor mühendis olduğumu sağa sola ilan edecek halim yok.

Geldik buraya askerliğimizi yapıyoruz.”

Askerlik biter.

Tekrar Üniversite’ye müracaat eder.

Yine olmayınca, bu defa Bayındırlık Bakanlığı’na dedik ki;

“Siz beni alın…Mecburi hizmetimi de devralın.

Ben size geçeyim artık.”

BABA TAHSİN… OTOMARSAN’DA DA BABA TAHSİN…

“Bizden.” diyorlardı. “Bu adam ‘baba’ adam.”

“Ben onların hak ve hukukunu… yukarıya karşı daima korumuş…  ve en ufak bir rencide olmaya mani olmuşumdur.

Onun için bana ‘baba’ derlerdi.”

Karayolları’nda da ismi ‘Baba’ydı ya.

Otomarsan’ın ilk Genel Müdürü;

Otomarsan’da da Baba Tahsin…

Trabzon Bölge Müdürlüğü…

Karayolları’nın en büyük bölge müdürlüğü idi.

Kars’a kadar dayanan, giden.

Gerek kar mücadelesi… gerekse sahildeki heyelanla…

Tahsin Önalp…

“Evet…Baba Tahsin derlerdi…

Kar mücadelesinde siz işçiyle, şoförle, operatörlerle haşır neşir oluyorsunuz.

Siz ona kalkar da, dağın başında amirlik taslamaya kalkarsanız adam;

“Hadi canım sen de… ne halin varsa gör.” der.

Beraber her türlü müşkülatı yenmek

zorunda olan bir bölge müdürlüğüydük…

Trabzon… Ve bir hayli de başını ağrıtmıştı.

Karayolları Genel Müdürlüğü’nün.

Oraya ben Bölge Müdürü olduktan sonra…

Orada üç sene çok başarılı bir bölge müdürlüğü geçirdim…

İnşaat mühendisi olmama rağmen.

Çünkü… ilk defa… Karayolları’nda Bölge Müdürlüğü’ne gelen makine mühendislerinden birisiyim ben.

Ondan sonra…

İlk Karayolları Genel Müdürlüğü yapan makine mühendisiyim.

Ben bir kar mücadelesinde Zigana’ya geldim…

Gece saat bir…

Radyo bar bar bağırıyor “Yollar açık.” diye.

Halbuki; yol kapalı.

Ondan sonra diyorum,

“Niçin yol kapalı? Nerede operatör?” bekçi, “Efendim..” falan filan.

Yukarıya bağırıyor,

“Oğlum Bölge Müdürün geldi.” diye.

Yukarıdaki bağırıyor; “Nokta, nokta..

Ulan Bölge Müdürü’nün bu saatte burada ne işi var?” diye.

Ondan sonra ben bu karda çıkamam diyor.

Ben, “Sen çıkamazsan, ben çıkarım.” deyip buldozerin üzerine… ben fırlayınca;

“Aman ben ettim sen etme.” diye.

Çıkıyor, buldozer çalışıyor nihayet.

Bunlar hayat tecrübesi.

Çalıştırdığın adamına senin bir parçan olduğuna inandıracaksın.

İnandığı andan itibaren senin için yapmayacağı yoktur.”

Latif Karaali, Ulaştırma Dünyası

11 Ekim 2010, Sayı: 486

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir