DOĞUDAN BATIYA UÇMAK..

Geçen hafta Semih Şenol’dan bahsettik.

24 yıl çalıştı…

Otomarsan’da başladı…

Mercedes-Benz Türk’te bitirdi…

Emekli oldu.

Yolu açık olsun…

En son görevi planlama ve teknik hizmetler müdürü.

Yazıda ilk planlama müdüründen bahsetmiştik: Denzinger…

Verner Denzinger.

Otomarsan kurulurken çalışmaya başladı.

İlk “çekirdek” kadrodan…

3 Alman yöneticiden biri…

Planlama Müdürü.

İyi Türkçe konuşur…

Almanya’da telefonları “Efendim” diye açar.

*** ***

66 yılı… Mannheim…

Mercedes-Benz otobüs fabrikası…

İmalatın planlama kısmında…

Yardımcı olmakla görevli…

Genç Denzinger…

İstanbul’da Otomarsan’ın üreteceği

Türk versiyonu O302’nin teknik resimlerini çizen Bay Mayr, Denzinger’den yardım ister.

 Bir Rica…

 Denzinger “Mengerler Şirketi’ne 3 yıldan beri üstyapı konstrüktörlüğü görevi için Almanya’dan

gönderilen kişi (o zamanlar O 321 tipi otobüs üretiliyordu) yanıma geldi,

benden süreç ve saha planlamaya yardımcı olmamı rica etti.”

 66 yılı, Denzinger, senelik izinlerini bile işinde gerekli olabilecek bilgileri edinmek için Türkiye’de geçirmeye başlar.

 Türkiye’yi tanıma görevi…

 Türkiye…

Batı’dan bakılınca doğu…

Doğu’dan bakarsanız batı…

Denzinger, iki açıdan bakabilmiş.

Nasıl mı?…

1967 yılında Mannheim Merkezi Planlama Denzinger’e.

İstanbul’da güncel durumu öğrenmek üzere ve Türkiye’yi tanımak için

görev verir. Bu Denzinger için bir sürprizdir.

 16 Ocak’ta Frankfurt’tan Viyana üzeri İstanbul’a hareket eder.

İstanbul’da da bir sürprizle karşılaşır.

Kar Fırtınası…

Pistin buzlanması nedeni ile uçağı

İstanbul yerine Beyrut’a iner.

Otomarsan’da çalışmak üzere yaptığı ilk seyahatini Denzinger’den dinleyelim.

 “İstanbul’a ulaşamadan soluğu Beyrut’ta aldık!

Orada pasaportlarımızı aldılar ve bütün yolcuları otellere yerleştirdiler. Terminalde birden tepemden (kelimin üstünden de diyebilirsiniz) bir rüzgar geçti, bunun üzerine şapkamı uçakta unuttuğumu fark ettim. Geri gitmeye çalışırken birden güçlü eller beni engelledi. Şapka uçakta oturduğum koltuğun üstünde bulunduktan sonra hem güvenlik personeli hem de ben rahatladım. 

Beni İstanbul’da karşılayacak olan Bay Mayr’a hemen telgraf çektim. Ertesi gün PAN AM ile bu sefer, Doğu’dan Batı’ya doğru İstanbul’a geleceğimi bildirdim.

Uçağımız havalandığında kaptan pilot iniş izni olmadığını ama inmeye çalışacağını, aksi durumda Viyana’ya uçacağı bilgisini anons etti!

Zihnimde Mannheim’a tren biletimi almıştım bile. Ancak oldukça sert bir şekilde Yeşilköy Havalimanı’na indik ve ben kaba etimin acıdığını hissettim, çünkü yerler o denli buzlanmıştı.

Bay Mayr beni karşıladı ve öğle yemeği için evine gittiğimizde zil çaldı ve postacı Beyrut’tan ona gönderdiğim telgrafı ulaştırdı.

Mannheim’daki Yurtdışı Planlama Bölümü ile bir telefon görüşmemiz oldu. Bu görüşmede kayıp olarak arandığımı öğrendim: PAN AM’ın verdiği bilgiye göre uçakları zamanında İstanbul’a inmiş, eğer inmediysem uçağı kaçırmış olabilir… mişim!  Ulaştığıma dair haber o zamanlar 5 günde gitmişti, Beyrut’tan gönderdiğim ise kesinlikle daha da geç. Hey Allah!”

      ***

“Almanya’da doktor tarafından tropik iklime dayanıklılık testi ve aşılar yapıldı, ailelerimiz de bu kontrolden geçti. Ortaklar Kadir Has ve Mengerler Türkiye’de üretim ve ikamet/çalışma izni almakla uğraşırken, 1966 yılı da böylece sona erdi.

Bu arada, özel senelik izinlerimi de bana gerekli olabilecek bilgileri edinmek için Türkiye’de geçiriyordum.”

  “Çeşitli faaliyetlerin yanı sıra ekibimizin ne şekilde konaklayacağı da önem taşıyordu. Şehirde birbirinden farklı yerlerde oturmak istemedik, bu yüzden Yeşilköy’de oturmaya karar verdik. Orada bir dizi eski bahçeli evin yerine Ataköy’deki tecrübelere de dayanarak en yükseği 4 katlı apartmanlar yapılmış. Ne yazık ki bizim talebimiz kiraları arttırdı, yine de olumlu sonuca bağladık: Artık oturacak evimiz vardı.”

      ***

Evet…

Fabrika kurmayı….

Tekniği…

Otobüs üretmeyi öğrettiler…

Çok şey öğrettiler…

Öğrendiler de…

Sevdiler…

Sevildiler…

 Denzinger’den bir anı…

“Yabancı ülkede hakim olan kültür ve düşünce şeklini henüz öğrenmediyseniz, insanın başına ilginç olaylar gelebiliyor. 24 Aralık (Noel), çocuklara hediye verilen gündü bizim için. Kasvetli bir gündü, çocuklar beklentideydi, ancak saat 18:00’de büyük an onlar için gelecekti. 

Saat 18:00’e daha çok vardı, bu yüzden dolaşmaya çıkmıştık. Çitle çevrilmiş bir bahçeden keskin ve çok güzel bir koku geldi, çitin arkasında yeni büyüyen bir filiz vardı, üzerine eğildik. Yakın bir evde insanlar oturuyordu, bir adam el salladı. Eşim beni geri çekmek istedi, ama ben ayıp bir şey yapmadığım hissindeydim ve bu yüzden eşime söylendim. Adamın elinde bir şey vardı, yakına geldi ve elindeki makasla filizi kesti ve eşime verdi.

Bu beklenmedik nezakete teşekkür ettik ve bugün hala o anı unutamıyoruz.”

Latif Karaali, 476’nci sayı

02 Ağustos 2010, Ulaştırma Dünyası

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir