LAFI GEDİĞİNE OTURTANLAR:

Yetenekleri olmadığı halde çok önemli mevkide bulunan siyasetçi, ormanda gezerken maymuna rastlamış.

– Sanırım bana oy verenlerden biri değilsin? -Hayır diye cevap vermiş maymun. Ama yeteneklerini anlat, belki gelecek seçimde sana oy verebilirim.

Fırsatı kaçırmayan siyasetçi öğünmeye başlamış.

– Ben kendi çabasıyla yükselmiş bir insanım…

Maymun burun kıvırmış bu cevaba.

Daldan dala sıçrayarak en uzun ağacın tepesine çıkıp aşağıya seslenmiş:

-Ben de kendi çabasıyla yükselmiş bir maymunum. Ne olmuş yani?”

Elimde bir kitap var…

“Tarihte Lafı Gediğine Oturtanlar”

Önemli şahsiyetlerin ilginç sözlerinden derlenmiş.

Hepsinde “kıssa” ve “hisse” var.

Benim, lâfı gediğine oturtmak gibi bir niyetim yok.

Hoş “laflar”…

Birkaç alıntı da buradan yapayım:

Bir toplantıda, bir genç Mehmet Akif’i küçük düşürmek ister:

-Affedersiniz, siz veteriner misiniz?

Mehmet Akif, hiç istifini bozmadan şöyle cevap verir:

-Evet; bir yeriniz mi ağrıyordu?

İncili Çavuş, Osmanlı elçisi olarak Fransa Kralı’na gönderildiğinde, elbiselerinin bazı yerlerinde yama varmış.

Kral bunları görünce dayanamayıp ‘bana senden başka gönderecek adam bulamadılar mı’ diye sorunca, İncili Çavuş cevabı yapıştırmış:

– Osmanlılar adama göre adam gönderirler.

Beni de sana göndermelerinin hikmeti bu olsa gerek.

Yavuz Sultan Selim, birçok Osmanlı padişahı gibi sefere çıkacağı yerleri gizli tutarmış.

Bir sefer hazırlığında, vezirlerden biri ısrarla seferin yapılacağı ülkeyi sorunca, Yavuz ona ‘sen sır saklamayı bilir misin’ diye sormuş.

Vezir ‘evet hünkarım, bilirim’ dediğinde

Yavuz Sultan Selim cevabı yapıştırmış:

-İyi, ben de bilirim!

Seçim kulisleri yapılır, telefon trafiği yaşanır. İkili görüşmeler olur…

Sözler verilir, sözler alınır.

“Aramızda kalsın” diyerek birbirlerine sır verir insanlar.

Yavuz Sultan Selim’in cevabı ilginç değil mi?

Konu “lafı gediğine oturtmak” ise, ünlü İngiliz Başbakanı Winston Churchill‘i anmadan olmaz.

Churchill, Avam Kamarası’nda konuşurken, muhalif partiden bir kadın milletvekili Churchill‘e kızgın kızgın söylenir:

– Eğer karınız olsaydım, kahvenizin içine zehir karıştırırdım.

Churchill oldukça sakin, kadına döner ve lafı yapıştırır:

-Hanımefendi, eğer karım siz olsaydınız o kahveyi seve seve içerdim.

***

Bernard  Shaw ile Churchill hiç geçinemez ve sık sık birbirlerini iğnelermiş.

Bernard Shaw, bir oyununun ilk gecesine Churchill’i davet etmiş ve

Davetiye’ye de bir pusula iliştirmiş:

– Size iki kişilik davetiye gönderiyorum. Bir dostunuzu alıp gelebilirsiniz.

Tabii dostunuz varsa.

Churchill hemen cevabı göndermiş:

“Maalesef o gece başka bir yere söz

verdiğim için oyununuzu seyretmeye

gelemeyeceğim. İkinci gece gelebilirim; tabii, oyununuz ikinci gece de oynarsa.”

Ya Diyojen?

Hani o “gölge etme, başka ihsan istemem” sözü bugün bile dillerden düşmeyen Diyojen? O’ndan da etkili bir lâf:

Dünya nimetlerine ehemmiyet vermeyen, yaşayış ve felsefesiyle ünlü filozof Diyojen, bir gün çok dar bir sokakta zenginliğinden başka hiçbir şeyi olmayan kibirli bir adamla karşılaşır.

İkisinden biri kenara çekilmedikçe geçmek mümkün değildir.

Mağrur zengin, hor gördüğü filozofa ‘ben, bir serserinin önünden kenara çekilmem’ der.

Diyojen kenara çekilerek, gayet sakin şu cevabı verir:

– Ben çekilirim.

Bir filozofa sormuşlar:

-Şansa inanır mısınız?

Filozof:

– Evet, yoksa sevmediğim insanı başarılarını neyle açıklayabilirdim…

Bazen sorulara çok uzun cevap vermeye gerek yok.

Çok anlamlı bir cümle yetiyor.

Kıssadan hisseler verdik…

Yorumsuz…

Churchill’in de güzel bir sözü var:

“Ne kadar geriye bakarsanız, o kadar ileriyi görürsünüz.”

Latif Karaali, Ulaştırma Dünyası,

19 Temmuz 2010, Sayı: 474

lkaraali@has.com.tr

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir