OTOMARSAN’DA KADINLAR:IŞILAY PAK

 Otomarsan…

Ruhunu…

Kuruluş Hikayesini kitaplaştırmaya çalışıyorum.

Otomarsan çalışanları ile sohbetlerim oldu.

Sohbetler devam ediyor.

Otomarsan’da emek veren bayanlar var.

Geçen yazımda Mihriban Hanımı yazmıştım.

Bu yazıda Işılay Hanım

Işılay PAK…

* * *

E-mail yoktu.

Teleks vardı.

Faks yeniydi…

Işılay Hanım hem teleks hem faksa bakmak üzere işe başladı.

Değişik departmanlarda görev yaptı.

İhracat departmanına geçti.

Orada Bahar Hanım vardı.

Fatoş Hanım Pazarlama ve Planlamaya bakıyordu.

Gülberk Hanım da vardı.

Halen görüşürler.

* * *

Efsane O 303 tanıtımında

Kartaltepe’de dört bayan görevliydi.

Beyaz masalar çimlerin üzerindeydi.

Dört bayan, lacivert kıyafetler…

Beyaz gömlek üstünde Otomarsan yazılı fularlar…

Ellerinde telsizler…

Gelen otobüsçüleri…

Müşterileri karşılıyorlardı.

Otobüsler dumanlar içerisinde sahne aldı.

Muhteşem bir müzik eşliğinde.

Ve bu organizasyonda emeği geçen dört kadın…

* * *

Mustafa Dinçer ile ilk tanışma…

Işılay Hanım Teleks odasında, küçücük bir oda…

Pazarlama odasının yanında.

Mustafa Dinçer gidip geliyor.

Işılay Hanımın telefonu Dinçer’in telefonuna paralel.

Aynı hattı kullanıyorlar.

Bu arada telefonda hatlar karışmış.

Işılay Hanım, “Tabi sürekli beni arıyorlar. Faks gitti mi?

Faks geldi mi? teleks geldi mi?

Çok telefon trafiğim oluyor.

Hatlar karışınca Dinçer çok sinirleniyor.

Bir gün susmayan telefonum sustu.

Ne oldu acaba. Telefon çalmıyor. Biraz rahatlamıştım.

Merak ettim.

Dinçer’e söyledim bana telefon gelmiyor.

Dinçer, Paralel kabloyu ben kestim sana başka telefon bağlasınlar.’

‘Nasıl yani?’ dedim.

Bayılmıştım Mustafa Bey’e.

Kendine has çözümleri varmış.

Eşim Barbaros’a anlattım müthiş bir adam diye.”

* * *

Işılay Hanım, “Otobüsçüler bazen paraları torbayla getirirdi.

Siyah çöp torbasında. İki torba getirmişti bir otobüsçü.

Parayı sayılmak üzere vezneye götüreceğiz.

Veznede de Bizim Sinan (Beytorun) çalışıyor.

Farklı bir binada.

Bir torba bende bir torba Boğa’da (aslında ismi Bora fakat “r” ‘leri söyleyemediği için adı Boğa oldu).

Merdivenden inerken yağmur ve fırtına var.

Benim ayağım kayıyor merdivenden düşüyorum…

Torbada elimden düştü ve paralarda savruldu.

Her yere saçıldı paralar.

Çalıların arasına giriyor paralar…

Boğa küfrediyor.

‘Sus’ dedim, ‘bekçiye haber verelim.’

Bekçiyle beraber paraları toplamaya başladık.

Kızları da çağırdım.

Herkes havada uçuşan…

Çalılar arasında ki markları toplamaya başladı.

Paraları topladık.

Ödümüz kopuyor.

Eksikse tekrar arayacağız.

Sonra Sinan’a götürdük.

Hepsini bulmuşuz Allah’tan saydı, tamam çıktı.

Paralar çamurlu tabii.”

* * *

Işılay Hanım Otobüslerin Üretim Programı’nı takip ediyordu.

Araçların boyasını, jetlerini, perdelerini ve renk uyumunu düzenliyordu.

Bir gün fabrikadan toplantıya çağırmışlar; imalata…

Grup Toplantısı…

“İmalattaki arkadaşlar ‘Elimizde stok boya var, boya stoku… biz bu boya stokunu kullanmak zorundayız. Bunları müşterilere bir kombinasyonla kullan.

Güzelleştir…’

Müşterilerin pek tercih etmediği renklermiş.

Rengarenk, güzel ama alışılmamış renkler.

Mor… Sarı…

Pembe… Yeşil…

Ahududu kırmızısı…

Falan…

Feminen renkler…

Erkek otobüsçülere göre yadırganan renkler bunlar.

‘Tamam’ dedim, deneme yapalım.”

“Otobüsçülere, ‘yeni çıktı bunlar, bu renkler çok iyi’ diye duyurdum.

Ve bir daha kullanılmayacak renkler…

Bazıları aldı.

Has Turizm beğenerek aldı.

Bende o kadar sevindim ki…

Çünkü güveniyorum;

Has Turizm alırsa arkası gelir.

Çetin Bey’in asistanını aradım.

Hiç merak etmeyin Has Turizm alırsa arkası gelir.

Bazıları beğenmedi.

‘Böyle otobüs rengi mi olur?

Bu ne biçim renk, bunu kim alır?

Kim boyatmış?

Kadın renkleri bunlar’, dediler.

Açıkça ‘Ben boyattım’ dedim.

Sıcak renkler, stokları erittik.”

OTOMARSAN RUHU

Işılay,  “Sevgiyle oluşan bir şirketti. Diğer şirketlerden farklıydı, başarılıydı herkes işini severek yapardı.

Yorgunluk yok, çünkü o iş olacak ve bitecek.

Birbirlerini kollarlardı, enteresan tipler vardı herkes çok zekiydi.

Mesai mefhumu yoktu.

Deliler gibi çalışıyorduk.

İmalatta beklerdim otobüs çıksın göreyim diye.

Teslim edilene kadar ilgilenirdim. İşimizi sahiplenmiştik. Geç saatlere kadar şirkette çalışırdık. Buna rağmen sabah 06.00’da yola çıkar, 07.30’da masamızın başında olurduk.

Duygusallık…

Sahiplenme…

Hoşgörü…

Şirketi sevme vardı.

Bazen gece 12:00’ye kadar çalışırdık, farkında değiliz.

Kuzguncuk’ta oturuyorum.

O zaman eve arabayla bırakılıyoruz. Hep böyle, her gün başka bir arabayla başka bir şoför. Mevsim yaz tabii…

Komşular da dışarıda oturuyorlar.

Evimiz çıkmaz sokaktı.

Mahallede komşular 2bu kadın her gün başka bir adamla eve geliyor’ diyorlardı.

‘Ne yapıyor bu kadın her gün…’ ”

Nebahat Hanımda anlatmıştı bana; “Her gün evine bir şoför bırakıyordu değişik arabayla… Komşular, anneme, ‘Çiçek Hanım, kızınız artık karar versin hangi erkekle evleneceğine, her gün değişik bir erkekle eve geliyor!’ demişler.”

Latif Karaali, 468’nci sayı

07 Haziran 2010, Ulaştırma Dünyası

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir