Yan Sanayi’de bir Mühendis ULVİ AYTANÇ

 

 Bu gün Türkiye’de üretilen araçlar dünya pazarlarında talep görüyor…

Türk otomotiv sanayi nereden nereye geldi…

1960’lı yıllarda, montaj mı… ambalaj mı tartışması yaşandı Türkiye de…

Otomotivin emekleme dönemleriydi…

Yokluk yılları… zorluklar…

Yüksek gümrük duvarları… ithalat neredeyse imkansız gibi…

Otomarsan’ın kuruluş hikayesini yazmış, otobüs üretimin de başta yaşanan zorlukları kaleme almıştım…

Klima hikâyesini de…

Bu yazıda yan sanayi üretiminde bulunmuş bir mühendisin yaşadığı zorlukları yazacağım…

* * *

Ulvi Aytanç… 1950’li yıllarda Almanya da makine mühendisliği eğitimi tamamlar…

Türkiye’ye dönüş yapar…

Aytanç, Almanya’da eğitimi sırasında Bedirhan Çelik ile tanışır… Otomarsan’ın Direktörler Kurulu Başkanlığı yapacak Bedirhan Çelik…

1965 yılında kendi atölyesini kuruyor.

Atölyesinde otomotiv sanayi için fren parçası üretimine başlayan Aytanç, o günleri şu şekilde anlatıyor:  “1965’te ya Allah dedim ve birazda maceraya atılarak bir küçük torna alarak atölyemi açtım. Birde matkabımız vardı. Başladık çoluk çocukla iki üç çırak aldım işe. Tecrübeli tornacı alsam ona param yetişmez. İlk işimi Uzel’e yaptım. Bedirhan Çelik, daha sonra Uzel’de montaj şefi olarak işe başladı. Otomarsan kuruldu. Genel Müdürü Tahsin Önalp’tı. Onunla tanışıklığım var… Daha sonra Bedirhan bey de Otomarsan’a geçti. Ben Otomarsan’a makas pimleri, koltuk pimleri mekanik parçalar pistonları yapmaya başladık. Mekanik koltuk pistonları kolları ile birlikte 100 kaleme kadar çıktı. Aynı anda Uzel’e traktör parçaları yapmaya başladık. Bazen komple parçalar bazen tek parçalar yapardık”

“Vites kolu” araç için çok basit bir parça olabilir… o zaman ki Türkiye’nin  teknik imkanları için bir o kadar da zor…

60’lı yıllarda bir parça  Türkiye’de üretiliyorsa ithali yasaktı…

Şanzımanlar ithal edilemedi… vites kolları sökülüp öyle ithal edildi…

Aytanç’tan dinleyelim bu yan  sanayi hikayesini…

“Bir gün Chrysler’den çağırdılar beni. Bana dediler ki, ‘Ulvi bey, acil vites kolu yapman lazım” …“öyle komik söylendi ki bana.  Bilmeseniz tamam dersiniz… Ama ben zorluğunu biliyorum. Bunun dövmesi, kalıbı var. Ne zaman yapılacak? Hemen! Ankara’da bir firma vites kolları yaptığını bildirmiş. Traktörlerin düz baskı iki tane kürecik vites kolları vardı. Vites kollarını yapıyoruz demiş böylece vites kollarının hiçbiri ithal edilemez olmuş. Ancak bu konuda da hazırlık yok kimsede. Chrysler teknisyenlerini göndermiş gümrüğe vites kollarını söküp teslim etmişler. Vites kolsuz şanzımanlar gelmiş fabrikaya. Bahçe dolmuş. Bir resim verdiler. Buna göre yapılacak diye… Resme göre kaynak kontrüksiyon yaptık. Dövme tabi hak getire küreği ayrı, burcu, kolu ayrı büküyoruz, kaynaklı, sıkı geçme yapıyoruz. Zor bir işlem, gizli kaynak. 10 günde 25 tane vites kolu yetiştirdik. Taktık çıktık. Ama benim huzurum kaçtı. Verdiğimiz anda taktılar. Ben bütün gün haberleri dinlemeye başladım… Acaba kimin elinde vites kaldı, sapı kaldı da araba uçurumdan uçtu diye. Kaynak yapmışsınız ya çatladıysa kaynak böyle bir macera. Allaha şükür hiçbir şey olmadı ama benim huzursuzluğum bir sene sürdü.

Hammadde ve kaliteli işçi bulmak güçtü …”

* * *

Yokluklar içindeki Türkiye’de emekleme dönemi yaşayan otomotiv sanayi…

 Bir yandan ithalata getirilen kısıtlamalar… hammadde… ara mal.. bulma güçlüğü ile üretim sürecini devam ettirme çabaları… O dönemde hammadde de, kaliteli işçi de bulmak güçtü. Kaliteli işçi bulsanız, ona vereceğimiz parayla o parçaları yapamazsanız… Burada yapılıyor diye bijon saplamasını da yasakladılar.

* * *

“Yine çağırıp koltuk mekanizmalarını verdiler. O dönemde Otomarsan’da 302’ler yapılıyor. Almanya’dan bir firmaya sipariş vermişler, ancak parçalar bir türlü gelmiyor. Koltuk mekanizmasının orijinalini getirmişler. Benden evvel bir firmaya karşı tarafta sipariş açmışlar. Ancak Bedirhan bey, benimle konuşmalarını istemiş. Orijinal sistem bizim koltukları çalıştırmıyor. Bizim koltukların kolları ağır. Orijinal Mercedes pistolesi var. Kızak var. Kolu da yapıyoruz. Öyle bir sorun çıkınca o zaman bana verdiler.”

 

EVDE YAY İMALATI… BÖREK FIRININDA…

 

“Ben de, koltuğun ağırlığına filan göz önüne alarak sistem aynı kalmak şartıyla yayları kuvvetlendirdim. İki yay var içinde kanallı kolları var piston dönen tabi. Biz mekaniği yaptık. Fakat yayların ısıl işlem sorunu var. Yaycı yapacak. Kaç tane yaycıyı dolaştım, yapıyorlar koyuyorsunuz oraya tık tık sesler geliyor. Mercedes’e vereceksiniz. Gece bırakıyorsunuz. Tık tık sabah çalışmıyor. Yayları kırılıyor, çatlıyor. Basınç altında durduğu zaman adam gibi yay olmuyor. Selahattin Usta, Haydar Usta gibi literatüre geçmiş ustalar var ama yapamadılar. Açtık kitabı yay yapacağız. Eliniz mahkûm. Onlar yağda sertleştiriyorlar. Ondan sonra adam gibi alamıyorlar. Eve aldım bir teneke götürdüm. Almanya’dan gelirken bir AEG elektrikli fırın getirmiştik. Börek yaptığımız fırına el koyacağım dedim.

Yağlı 220 derecede üç saat bekleteceğiz. Kitaba göre gidiyoruz. Teknik olarak yapmak için kitaplara çok baktık, çok kitap taşıdık yanımızda hala taşıyoruz. Ne mutfak kaldı ne ev yağlı dumandan. Birden açıyorum, tasa döküyoruz. Hava da soğutuyoruz, yay yapıyoruz. Seneler senesi pistole yaptık. Kriko resmi verdiler bir gün. Ben rakam verdim, pahalı buldular. Bana, ‘bir kriko kaç kere kaldırılır ki’ dediler. Amenna ama bir kere kaldırışta aceminin kafasını ezersen senin işin biter zaten. Biz 10 yıl kadar Otomarsan’a parçalar yaptık. 50 işçi kapasitesine kadar çıktık.”

* * *

Evet sevgili otobüsçü dostlarım… bu gün gelinen noktalara otomotiv sanayi kolay gelmedi… bunu unutmayalım…

Unutmasın otobüs üreticileri bu “otobüs caiması” da kolay gelmedi…

Yol yok… yolcu yok… otobüs de pek az…

Kalorifer, eksoz değil miydi?

Lastik ayakkabılı yolcu… koridordan… otobüsün koridorundan geçen kızgın eksoza değince yanık… eriyen… ve de kokan… lastik kokulu otobüs yolculuğu…

Validen belge gerek… parça için… lastik de öyle değil miydi…

Karaborsalastik kara…

Karga sekmez… Zigana…

Karadeniz sahil…

Karaşanzıman… sallayan otobüs…

Böbrek taşını düşüren yollar… ve otobüsler…

İstirepente koltuklar… saman ve tahta koltuklar…

….Ve en az sanayici kadar kahraman… gözü pek otobüsçüler…

 

Latif Karaali, Ulaştırma Dünyası,

14 Aralık 2009, Sayı: 443

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir