OTOBÜSÇÜLER… 2

 İLHAN AKSOĞANOĞLU İLE SÖYLEŞİ (4)

 

Değerli dostum, ağabeyim İlhan Aksoğanoğlu ile 3 hafta önce başladığımız söyleşimizin son bölümünü sizlerle paylaşmak istiyorum. Sektörün geçmişi, bugünü ve yarını ile ilgili önemli dikkat çekici noktaların dile getirildiği bu söyleşi dizisinin sektör tarihi için önemli bir belge olduğunu düşünüyorum. Bugün 3G teknolojisinin konuşulduğu ve iletişimde devrimin yaşandığı bugünlerde otobüsçü için telefonun önemini Ağabeyim İlhan Aksoğanoğlu ile konuştuk. Söyleşimiz otobüsçünün sigorta sıkıntısı ve 302 krallığı ile devam etti ve otobüsçülüğün hiçbir yerde okuyamayacağınız tarifi ile son buldu.   

 

                  * * *

Bir de tabela indirmeler vardı.

 

Tabi ki. Eskiden bu 444’lü telefonlar yokken, çok kıymetliydi sabit hatlı telefonlar. Mesela İstanbul yazıhanesinde Latif Karaali’nin yazıhanesinden kalkıyorum. Telefonda onun. Telefonlar çok revaçtaydı o dönemlerde…

 Niye?

Bütün evraklarda o telefonlar var. Bütün rehberlerde o var. Adamla iyi geçinmediğin sürece hemen sana bir koltuk gösterir. İşte falan firma istiyor.

Veya sen adamı terk edeceksin. Memnun değilim adamdan, yazıhane değiştireceğim, ama telefonu değiştirme imkânı yok.

Hadi sil baştan…

İlk 1996’da 444’lü telefonlar çıktı.

O zaman çok rahatladık…

Firmanın adına aktarmalı sistemde bağlanıyordu. Yani İstanbul’daki telefon Latif’in adına diyelim ama 444’e aktarma yapabiliyordu.

Rahatladı. Sonra tabi ki,…

Telsim, Turkcell, Avea çıkınca o hatlar daha da rahatlattı bizleri.

Hangi hatta telefonun el değişirse, o hatta vurgun yiyordun. İşte o dönemleri de gördük, geçirdik. Tabelanı al veya, tabelamı gönder. Satın da alabiliyordun. Şahsım olarak hiç öyle şeylere tenezzül etmedim. Çok gördük, çok yaşadık.

 Ben hiçbir yere öyle teklif götürmedim.

O da senin meslektaşın.

Hiç yakışık olmayan işler.

 

Bir de kaza sonrasında yaşanan sigorta durumu firmaları batırıyordu

 

Bugünkü sistem olsaydı, çok farklı şeyler olurdu. Bir sigorta vardı 10 bin lira. Daha önce 5 bin liraydı, 3 bin liraydı. Zorunlu koltuk, ölüm bedeli…

Tabi ki insanın bedeli ölçülmez. Ama firma sahibinin, araç sahibinin ne günahı var bir kaza olmuş. Bu işin tüccarı avukatları var. Nerde kaza olmuş, suçlu kim?

Gidiyor, mağdur tarafın vekaletini alıyor. Sonra firmaya, firma sahibinin tepesine biniyor. Çok firma bu vaziyette batmıştır. Veya hileli şekilde isim değiştirme durumları olmuştur. Biz de son iki yılda aşağı yukarı 2 milyon TL’ye yakın can bedeli ödedik. Yani, bu hükümetlerin yanlış politikasından kaynaklanan ve hatalı kararlarından kaynaklanan bir durum bu. Sen diyelim ki bir kamyonla kazaya karıştın. 8’de 8 haklı olsan bile gelip senden alıyor.

 

302 dönemini hatırlıyor musun? 302’nin ne özelliği vardı?

 

Şimdi 302’nin özelliği bana göre, o günün şartlarına göre, Türkiye kara yollarının şartlarına uyan bir araçtı. Yola yatkın, masrafsız..

Tabi ki ilk çıktığı dönemden, son dönemine kadar büyük aşamalar kaydetti. Otobüsçülüğün en zevkli dönemi 302 dönemi. Para kazandığı dönem.

Niye? Çünkü her üç dört yılda bir model değişmedi. 1969’da çıkan 302’yle 1982’de çıkan 302 aşağı yukarı tip olarak kalıp olarak aynıydı. Bir sene aynayı değişti, tamponu değiştirdi. Motoru bile değişmedi. Şanzımanı da. Süper bir arabaydı. Otobüsçülük o dönemde otobüsçülüktü. Para o dönemde vardı. Ondan sonra Mercedes’i Mercedes yapan 302’dir.

Aşağı yukarı 14 sene krallık sürdü.

 

Sirkeci zamanını bilir misin?

 

Bilirim. Arabalı vapurla karşıya geçerdik. İstanbul hattına o zaman başlamıştık. 1968’de direk İstanbul başladı, önceden aktarmalıydı. Bir zaman Kayseri’ye kadar aktarmaydı. Sonra Ankara. Ankara arabası ayrı oldu, İstanbul ayrı. Bunlar da halka hizmettir. Hizmeti nasıl verirsin onun hesabını yapardın. Periyodik bakımı yapılan hiçbir araç kolay kolay yolda kalmaz. Kalsa bile hemen tamir edilir. Büyük arızadır, o ayrı. Eskiden şoförler tamir ediyordu ufak tefek şeyleri. Şimdi o şoförler de yoktur. Kayış değiştiremeyen şoförler var şimdi. Şimdi her şeyimiz sosyetik oldu, lüks oldu.

 

Var mı başka bir şey. İlginç.

 

Biz her anımızda gülmüşüz. En üzüntülü anımızı bile neşeye çevirmişizdir. Bu sektör öyle.

 

*****

 

Sabri abi, ile sohbet ederken İlhan abinin kulaklarını çınlattık.  Sabri abi, ‘Bana otobüsçülüğü tarif eder misin’ demişti. Bende şöyle tarif ettim “Otobüsçünün yolu yokuştur, inişlidir virajlıdır…

Ama düzgündür otobüsçü, dürüsttür. Bir de yüreklidir otobüsçü…

 Büyük ve kurumsal şirketlerin iyi eğitim almış profesyonel yöneticileri bir şirketi çok iyi yönetir. Otobüsçünün şirketini de çok iyi yönetir. Al şirketini teslim et.

Süper yönetir. Ama buyursun, bir senet imzalasın. İstediği kadar akıllı olsun.

Ama bir otobüs alacak ticari yüreği yoktur. Otobüsçü belki kendini iyi ifade edemeyebilir ama otobüsçü zekidir, yüreklidir, riske imza atar. Yürek vardır otobüsçüde.

Ben hep böyle düşünürüm ve bunu söylerim.

 

****

Evet, bir tabir vardır. Hepimiz biliriz. Kullanırız, söyleriz…

‘Adam gibi Adam’

İlhan Aksoğanoğlu, adam gibi adam adamdır”

İlhan abi de dedi ki,  Bu sektöre adam gibi girdim Adam gibi çıkarım

Latif Karaali, Ulaştırma Dünyası,

17 Ağustos 2009, Sayı: 426

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir