OTOBÜSÇÜLER… 2

 

İLHAN AKSOĞANOĞLU

İLE SÖYLEŞİ (3)

 

Değerli dostum, ağabeyim İlhan Aksoğanoğlu ile iki hafta önce başlayan söyleşimizi sektörün bugünü ve yarını noktasında sürdürüyoruz. İlhan ağabey, geleceği ve yarını değerlendirirken çok önemli bir konuya değiniyor. Sektörü bilmeden, tanımadan giriş yapanların verebileceği zararları yaşadıklarıyla bizlerle paylaşıyor…

 

Geleceği nasıl görüyorsun?

 

Valla ileri dönem ne olur, tahmin etmek çok zor. Otobüs sektörünün geleceği parlak değil. Ayakta kalan para kazanır ki, bu sektörün ölmesi mümkün değil. Kısa mesafede olsa, her yere uçak var diye..

Bütün insanlar uçak kullanacak diye bir şey yok. Yazın kapasite meselesi. Yazın üç ay dolu olmayla bu sektör ayakta kalmaz ki. Doluluk oranımız üç ay, üç buçuk ay. Bu sürede karşılıklı ful gidip gelmiyorsun Bir zaman bir taraf doluyor,  bir zaman bir taraf.

Mesela biz de Malatya’da Mayıs sonunda başlar, Haziran, Temmuz Ağustos.;üç ay dışarıdan insanlar Malatya’ya gelir. Karşılıklı değil. Bir tarafta yüzde yüz doluluk oranı varsa,  diğer tarafta oran yüzde 40’lar  düzeyinde. Ağustos’tan sonra tersine döner. Eylül, Ekim, bu kez Malatya boşalır. İnsanlar dışarıya gider. Otobüs camiasında para kazanmak zor. Diğer vilayetlerde aynı aslında,  sektör olarak hepimizin sıkıntısı aynı.

 

Sektörü bilmeden, tanımadan giriş yapanlar nedeniyle daha önce pek çok sıkıntılar yaşandı.

 

İçlerinde çok kötü niyeti olan da var. Parası var, gitmiş otobüs almış. Sektörün işleyişini bilmiyor. Fazla parası vardır, araç almıştır. Bu sektörün içinde olmazsa, iştirakçi olarak yine başımın belası oluyor.

 

Öyle bir anın var mı abi?

 

Olmaz mı, çok. Perondan çekenlerde olmuştur. Yolcu içindeyken kovduğumuz olmuştur. Bir tanesi vardı. 2005 yılı. Travegoların yeni çıkmış ve bu galerici adam almış bir tane. Mersin’e gidecek. Bir muavini var. İkaz etmiştim, bunu çalıştırma diye. O gün geldim. Saat 13,15 falan. Araba yola gidecek, yolcular biniyor. Dedim ki, ‘oğlum bu çocuğu çalıştırmayın dedim size. Niye çalıştırıyorsun hala? Bunu hemen indireceksin.’ Dedi ki, ‘Ben çalıştıracağım, işinize gelirse.Öyle mi dedim. ‘Hadi oğlum, arabanı çek perondan. Sana iş yok. Madem firma değil bu adam çok kıymetli, sana iş yok.’

Hemen bir telefon, bir araç. Gittik işte. En son bu bayram aralığı. Yine böyle bir araba. Ama hissediyorum yine ben bir sorun olacağını.

Geldi bana üç arabam var, çalışacağım. Özel sıra istiyor. Dedim ki, ‘bizde özel sıra yok. Sonra dedi ki, ‘biz Arapkir çalışıyoruz’Tamam olur.’ Bak bayram aralığı, beni ortada koymayın. Bayram programı yapıyoruz. Bir ay öncesinden program yapasın ki, insanlara cevap veresin.Tamam’ dendi. Sözleşme yapıldı. Pat bir telefon. İlhan bey, ‘ben şu araçların sahibiyim. Bize özel sıra verirsen, çalışacağız. Ee, benimle konuşan kişi kimdi? Yetkisi neydi? ‘Ee o konuşmuş ama, yetkili sorumlu benim. Arabalar benim.’ Yukarı tükürsen bıyık, aşağıya tükürsen sakal. Rest çeksen olmaz. Bayram aralığı üç tane arabayı nerden bulacağım? Kendin özmal almak zorunda kalacaksın. ‘Tamam’ dedim, ‘sana özel sıra verelim.’ Özel sıra vererek getirdik. Tabi kaynama oldu kendi içimizde. İştirakçi arkadaşlarımız, ‘bunlara niye özel sıra verdin? Onun ki Travego da, benimki değil mi? Bize niye vermiyorsun? Neyse onları yatıştırdık. Bayram ertesi onun teskeresini yazacağım ben. Bir program yaptım. Bayram bitti, yolcu bitti. Ben sırayı kestim. İstanbul’u kestim. Biri gitti, İstanbul’da. Yani biri İstanbul’dan çıkacak, biri Malatya’dan. Malatya’dan çıkacağı kestim, dedim ki, İstanbul’daki çıkmaz. İstanbul’a dedim ki, o listeyi kapatın. Tedbir aldım…

 Dedim ki, ‘arabalarınız tur da çalışıyorsa, buyurun çalışın. Çalışmıyorsa, ertesi gün de, tur çizelgesine göre sıraya yazdım.’ Gitmeyeceklerini biliyorum ama. Yinede yazdım sıraya. Tabii adam aradı, bir sürü hakaret falan, ‘böyle erkeklik mi olur?’ Dedim. ‘sizin erkekliğinize karşı ben erkeklik yaptım.’ Şimdi ertesi sabah araba Ankara’ya gidecek. Akşamdan sordurdum, ‘bir ters tepki bir şey var mı?’ ‘Yok’ abi demiş, bizim o iki arabayla alakamız yok. Çalışırız. Son dakika sorun çıkartır bunlar. Araba hazır ettim bir tane. Sabah gittim, araba peronda. Tam yolcular binecek, şoföre telefon geldi. Tahmin ettim tabi. Şoförün rengi attı, diyor ki, ‘abi bu ne tüccarlığa sığar, ne insanlığa. Ben bu sefere gideyim geleyim, ondan sonra çekiyor musun ne yapıyorsan yap.’ Telefonu kapattı. Dedim ki, ‘sen şoför adamsın, patronun ne diyorsa onu yap. Sen kötü olma. Ben dedim, arabayı hazır ettim. Ama yolcu binmiş. Sen direksiyondan ineceksin. Ben gelip bağıracağım çağıracağım. Dün akşam geldiniz, niye bakım yaptırmadınız diye.”…

 O bindi direksiyona. Yolcu da içerde. ‘Dedim, ne sesi geliyor? Abi geliyor bir ses’ dedi. Dedim, ‘bu araba akşamdan geldi, akşam yok muydu bu ses. Akşam niye baktırmadınız. Bu vaziyette yolcuyu nasıl bindireyim? Çıktın şurada kaldın dağın başında. Ben ne yapacağım? Yolcu ne yapacak?’ Müdüre dedim ki. ‘Yolcularımızdan özür dile. Hemen şu plakalı araç burada. Çağır. Gerekirse yakıt ikmalini yapmasın. Acil gelsin.”

 

Yolculardan özür dilendi. Yolcu dedi ki, ‘teşekkür ederiz’..

Hemen yolcularımızı diğer otobüse bindirdik.

Zorlukları çok sektörün….

 

–devam edecek–

 

 

Latif Karaali, Ulaştırma Dünyası,

10 Ağustos 2009, Sayı: 425

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir