FABRİKANIN ÖYKÜSÜ -IV-

Altan Oğralı Röportajı (2)

Bu gün dünyanın en önemli birkaç otobüs fabrikasından biri “HOŞDERE”.

Otobüsün beşiği Almanya…

Almanlar bile Hoşdere’yi otobüsün Kâbesi olarak nitelendiriyor.

Peki…

Hoşdere bu seviyeye nasıl geldi?

* * *

Altan Oğralı’dan dinleyelim;

“Biz de büyürken bayağı zorlandık.

Avrupa’ya açılacağımız zaman daha çok zorlandık.

Sadece Türkiye’de otobüs satsaydık bu kadar büyüme şansımız olmazdı.

Biz ilk Fransa’ya otobüs sattık.

77-78 olabilir.

Fransa’ya 30 tane otobüs sattık.

Bunlar geri geldi…

Yaptığımız işleri orada inciğini minciğini incelediler…

O zamanın şartlarına göre açtılar baktılar gördüler incelediler.çç

Otobüslerimizin aşağı yukarı 20 tanesi geri geldi.

Hatta o arabalar ilk kuru hava sistemli arabalardır.

Onları düzeltip Türk piyasasına sattık.

Büyük bir ders aldık…

Kalite iyice ağırlık bastı…

O aralar Çetin Atsür işe başladı.

Önce kısım müdürü, sonra bölüm müdürü olarak…

Bu iş için bu şirket için bir şans.”

* * *

“… Malzeme tedarikleri sorundu…

Çok ürün yaptığımız için daha fazla sorun.

O zaman birde bir avantajımız vardı çok makine ile değil de çok el işçiliği ile yapıyorduk.

Saç ve boru olduğu sürece yapılıyordu.

Yani ön tamponun altında saçlar var, onları yapmak için ahşaptan model yapıyorsun… iki başından sacı tespit ediyorsun yanından tokmaklarla vurarak o sacı yapıyorsun…

Ön ve arka camlar kesilerek takılıyordu yerine…

O zaman Yaman Cam vardı.

Türkiye’de benim bildiğim en iyi camı yaparlardı.

Sonra Trakya Cam girmeye başladı.

Lamine camlara şekil vermek fırında ekmek yapmak gibi bir olaydır.

Onların yaptığı camı keserken kırarsınız, “tansiyonu yüksek cam” derdik ona.

Antalya’dan gelen camlar esnektir, cam lastiği ile vidalardık ki dışarı akmasın… Köşelerde büyük sorunumuz olurdu, başlangıçta alt ve üst köşelerde.

Şimdi arabanın üzerinde delik delmeyi bile yasaklıyoruz.”

 

İLK KLİMANIN TAKILIŞI

 

“İlk klima, yanılmıyorsam 200 kilo ağırlığı vardı.

Evet… Nasıl takarız nasıl takarız diye düşündük, sonra ben makarayı buldum, Davutpaşa’da görmüşsünüzdür, çatıda… Hatta daha sonra onların üzerine hasırlar falan döşendi.

Ben onlara önce bir halat bağladım.

O halata da kancayı bağladım ve klimayı da halatlarla bağlayıp yukarı kaldırıp arabanın üzerine oturtacağız diye düşündük… O zaman Selamettin Koşan diye bir planlama müdürümüz vardı, biz çalışıyoruz şakır şakır…

Bu geldi “ne yapıyorsunuz, fabrikayı yıkacaksınız” dedi.

“Olmaz böyle bir şey” dedi.

Ben gene yaptım işimi, çünkü başka yöntem yok…

İlk klimayı o şekilde taktık.

 

Klimanın oturduğu yerlerin ve klimanın tavanda olduğu yerler vardır, hem hava üflemeleri hem gaz borularının geçişleri çiziliyor, hazırlanıyor ona göre kesiliyor ama ilk araba bu… tutmuyor.

Su tutacak gibi boruları macunluyorsunuz, contalıyorsunuz karşılamıyor.

Hâlbuki acele etmeyip önce bir test yapsanız… Baktık oturmadı, söktük sonra tekrar temizledik, adamlar çağırdık kestirdik, onu becerdik…

* * *

Klima ilk işte… bizim meşhur Amerikan malı Termoking klima, arabanın en arkasına köşeye taktık.

Hepimiz için yabancı.

Klima takmamışız hatta fonksiyonlarını bile bilemiyorsunuz.

Klimayı takmakla iş bitmiyor.

Terleme suyu var, arabada durduğunuz zaman su akar…

Resim olarak hazırlanmış gelmiş bize…

O arabada sergiye gidecekti, biz gene geceli gündüzlü çalışmışız.

İçten bir saç kaplama yaptık kondense havuza onun üzerine macunladık…

Fakat klimanın detaylarını kavrayamadık.

Kondense havuzu iyi yapamamışız biz.

Klima çalıştı ilk arabadaki gibi, Tahsin Beyler, herkes oturuyor, ne kadar güzel… Herkes birbirini alkışlıyor…

Arabayı stop ettik… terleme… su havuza doluyor, eğimini iyi vermediğimiz için tahliyeden değil… Hatta şimdi de oluyor, eğim seviyesini iyi ayarlamadığın zaman su geriye gelebiliyor.

Arabanın içerisinden sular akmaya başladı. Bitmiş araba, koltuklar takılmış, bir telaş aldı bütün gece arka tarafı söktük, sızdıracak yerleri çekomastik yapıyoruz, birazda sabırsızız, iş bitsin diye… çok zaman geçti iyice kurulamak lazım… Tekrar kuruluyoruz kapatıyoruz bu sefer çalıştırmayacağız, sabah çalıştırır göndeririz.

O gün çok yoğun bir çalışma geçirdik. Ben enteresan çalışırdım üstümü çıkarır çıplak çalışırdım.

İlk klima… Daha sonra biz işi öğrendik, arabalarımız güzelleşti…

Klima artık lüks değil, standart duruma geldi yavaş yavaş…”

 

Latif Karaali, Ulaştırma Dünyası,

01 Haziran 2009, Sayı: 415

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir