FABRİKANIN ÖYKÜSÜ –V-

 

Altan Oğralı Röportajı (3)

 

Klimanın kapak problemi vardı.

İçeri sürekli su giriyordu.

Otobüsçü gelir, ‘benim arabaya kapak takmamışsınız, kardeşim’ derdi.

Bazı arabalarda kalorifer sistemi yetersizdi, adam götürür Bursa’da, arka tarafa ilave kasetler koyarlardı.

Otobüsçü dener, çözüm arardı…

Fabrikaya çıkışırdı…

Mercedes çalışanları bizzat arabalara biner bir önde bir arkada, soğuk bölgelere, sıcak bölgelere gider gelirdi.

Şikâyetleri bizzat görürlerdi.

Sorunları daha çok imalatçılar çözerdi.

Altan Oğralı’dan dinleyelim;

* * *

Konvekta’ya geçiş

“Termoking’ten sonra Konvekta takmaya başladık.

Sütrak polyester kabindi…

Onların üstlerinde bir kapak problemi vardı.

Kapakların contalaması iyi yapılamıyordu, içeri sürekli su giriyordu.

Adam gelir, ‘benim arabaya kapak takmamışsınız, kardeşim’ derdi.

Nasıl olur derdik, önce inanamazdık…

Adamlara bunu anlatana kadar bayağı uğraştım.

Bir yerden şikâyet geldiği zaman ‘bu benden değil, oradan’ derlerdi; ‘siz bunun bakımını yapıyorsunuz ama iyi kapatmıyorsunuz…’

Yüzde yüz emin olana kadar biz Şükrü Geniş’le beraber, 304’lerin döneminde bir tane prototip araba yaptık, bu iki arabayı Almanya’ya götürdük test için.

302 S ve 303. Bir arabada biz, bir arabada Şükrü Beyler falan.

Avusturya’da mola verdik küçük bir dağ otelinde. Sabah bir baktım arabanın üstünde klima kapağı yok.

Ne yapacağız? Niye? Heyecan yapıyoruz ki zaten klimalar bize Almanya’dan geliyordu.

Şükrü Bey de bizden kaynaklanan vidalama falan filan olmadığını anladılar…

Firmalara baskı yaptılar, daha güzel bir kilit sistemine geçildi; kapak uçma sorunu ortadan kalktı. Aynı zamanda su girme sorunumuz da eğer işçilik hatası olmazsa ortadan kaktı.

 

Kaloriferin geliştirilmesini imalat çözdü…

Kalorifer egzozun içinden geçiyor ve kendi soğutma suyu arabanın içinde dolanıyordu. Bunlar oldukça yetersizdi…

Bazı arabalarda bizim yaptığımız kalorifer sistemi yetersiz ısıtmasına rağmen, adam götürür Bursa’da, arka tarafa ilave kasetler koyarlardı.

Bunlar da bize tecrübe olurdu.

İnsanlar şikâyet ettiğine göre sorunları var. Müşteri memnuniyetini sağlamak için Çetin Bey bizi, ‘gidin bakın nerelerde sorunlarımız var. Hatta bir önde oturun, bir arkada, bir ortada oturun…’ diye seyahate yollardı.

Ben soğuk yerlere birkaç defa seyahat etmişimdir. Hatta öyle enteresan ki arkaya ilave tesisat yapmıştık 303’lerde; Çetin Bey ile bizim geliştirme müdürümüz bayağı sert tartışmalara girmişti.

Gittik geldik…

 

Biz imalatız… Geliştirme farklı… Onlar farklı düşünüyor, biz farklı düşünüyoruz… En sonunda Çetin Bey ‘inin arkadaşlar biz bunu yapıyoruz’ dedi.

 

Süperman çok iyi bir araçtı, dışa açılmamızı sağladı…

O bizi biraz kesti.

Bizi yavaşlattı.

Geniş açıdan baktığınız zaman öyle olması da gerekiyor zaten.Türkiye’ye yapıyorsunuz.     Türkiye’ye yapıyorsunuz.

Türkiye’nin senede bin tane arabası var.

Bu bin arabanın üzerinde MAN olsa, Mercedes olsa, Volvo olsa o binin üzerine çıkma şansınız zor oluyor.

Pasta paylaşılmaya başlıyor.

Çeşitler çoğalınca Türkiye’de o zaman mecbursunuz dışarı açılmaya.

Belki onların kurulması araba üretmeleri bizim lehimize oldu.

Almanların burada ışığı görüp yardım etmesi önemli.

O dönemlerde biz, gider gelirdik…

Hayranlıkla izlerdik.

Şimdi onlar geliyor hayranlıkla izliyor.

Bizim Türk insanı çok özverili.

Ben uzun seneler çalışanların içerisinde olduğum için biliyorum…

 

Çarpma kapıdan havalıya geçiş

Çarpma kapanmazdı. Şöyle söyleyeyim, onu otobüsçüler bilmezler, çarpma kapıda çok zorluk yaşadık.

Kilit ortadaydı, alt ve üst arasında bayağı mesafe olurdu.

Ön camı nasıl oturtturamıyorsak kapıyı da tıpa tıp yerine oturtturamıyoruz; o zamanın teknolojisiyle, bilgisiyle beceremiyoruz.

Ben deli dolu çalıştığım için çok farklıydık.

Öyle şeyler yapardık ki o kapıyı kaparsınız özellikle ön kapı ya altta ya da üstte aralık kalır. Altta kalırsa toz girer, önde kalırsa yağmur girer… Müşteri şikâyetleri de çok gelirdi tabii.

Biz bazılarını test ederdik fabrikada duran otobüsü duvarın kenarına çekip de. Kapıyı biraz açıp kilit kısmına takoz koyardık, 5-10 cm kalınlığında. Kapatmak için araya araba çekip üzerine çıkardık ve sırtımızı duvara yaslardık… Şu anda yapılacak iş değil.

Başlangıçta kapının kapanması sorun olurdu. Önce alt değer, sonra üst değer kilidi geri atardı. Biraz kuvvetli vurduğunuz zaman kapı kapanır toz ve su girme sorunu ortadan kalkardı.

Ben o zamanlar belimi ağrıtmıştım.

Komik bir anahtarları vardı bilmem hatırlar mısınız, kocaman bir anahtar.

Bir de Araplar, içerisine su koyup kepçeyle içiyorlardı. Daha neler gördük, neler…

Sonra standart pnömatik kapı çıktı, onlara geçtik.

Ama onlarda da, tamamen işçilikten kaynaklanan contalamada sorun yaşadık… Bir başka açıdan bakınca: yenilik… Bir düğmeye basıyorsunuz, açıyorsunuz.

Arka kapıları muavinler gelişi güzel açıp kapıyor… Çünkü onlar yollarda, otobüsçü tabiriyle, ördek topluyorlar…

Daha şoför yanaşmadan kapıları açıyorlar… Bunlar tabii ki tehlikeli durumlar yaratıyordu.

Öyle bir sistemdi ki, kimi zaman kapılar hiç açılmazdı, kimi zaman kapanmadığı gibi.”

 

 

Latif Karaali, Ulaştırma Dünyası,

08 Haziran 2009, Sayı: 416

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir