FABRİKANIN ÖYKÜSÜ –II-

 

Avrupa O 302 var, Otomarsan’ın ürettiği O 302 de…

Türk O 302 daha sadeleşmiş ama çok daha güzel…

 Daha estetik görünümlü… “gülen yüz” otobüs…

Sıfırdan yapıldı… yapıldı ama bu işin önce Almanya’da altyapısı yapıldı.

* * *

Bedirhan Çelik’ten dinleyelim;

“Sıfırdan yapıldı ama Almanya’da  Mayer isimli mühendis…

Mayer beni bulup Otomarsan’a gelmemi sağlayan arkadaşımız…

O daha evvel gelmiş konstrüksiyonları   yapmış…

 Zaten 317 diye bir otobüs vardı, 302 öncesi onu alıp sadeleştirip…

 302’ye doğru şeklinde yapmış… Bizimkinin de güzelliği daha sade olması…”

Üretime başlanıyor, zor şartlar… İmkânsızlıklar…

302’yi yapabilmek için kapital noksanlığı vardı, para yoktu…

İthalat yapılamıyor…

Döviz sıkıntısı var.

O günleri Bedirhan Çelik’ten aktarayım;

 “LPO denen OH denen otobüs şaseler vardı…

O ara Türkiye döviz sıkıntısı çekiyor, döviz sıkıntısından dolayı, çürümekte olan, yıllardır birikmiş tütünü ihraç edene getireceği döviz ile istediği şeyi getirebilirdi… ithal ederdi. Tütüncüler grubu vardı. Kamil Acerel diye biri, Musevi vatandaşlardan epey insan vardı. Onlar bu tütün işine soyunmuşlar ve ilk olarak akıllıca bir şey yapmışlar… Mercedes’in LPO dediğimiz önden çekmeli, arkadan itmeli değil, şaseleri getirdiler.

 Biz onların şaselerini yapıp onlara veriyorduk. Ama preslenmiş parçalar geliyor pres yapıyorsunuz onların perçin ile birleşmesi lazım”

Perçin ustası yok düşünebiliyor musunuz?

 Kadir Bey Mannheim’da gezerken Adanalı birini görüyor, şişmanda bir çocuk. Gel sana fabrikamda iş vereceğim demiş… Adam otomatta çalışıyor düğme basıcısı. Geldi bizde otomat falan yok ki en son şu perçin işinde yardımcı ol dedik…

Bilmiyoruz o işi.

Fabrikaya gelirken Atatürk Köprüsün’den geçerdim.

Orada askeriyenin tersaneleri vardı, hep sesler duyardım, perçin sesi…

Bizde de çok iyi kaynak yapan biri vardı ama enteresan…

Tersaneden gelmiş orada bir arkadaşın yok mu dedim, getirdi.

 Biz günde bir tane şaseyi zar zor çıkarırdık.

 Adam geldi perçinleşmiş kısmı 7-8 tane günde çıkarmaya başladı.

 Bizde aparat yok, hiçbir şeyimiz yok, gittik Perşembe pazarında elektrikli çekiç aldık…

Çok iyi “boyacı” olan Magirus’ta yetişmiş Adanalı biri vardı, Abdullah Usta, onu getirdik.

 Çekilen sıkıntılardan bir tanesini anlatayım… Almanya’dan gelen Akkan presimiz vardı, onun stoperini ayarlıyordunuz. Almanya’dayım arkadaşlar telefon ettiler boyahanenin kapısının stoperi bozuldu, yedek yok. Boyahane durdu mu fabrikayı durdurun, bir şey yapamazsınız ki…

Açık kapıyla bir şey yapamazsınız. Bize stoper getir dediler.

Getirilişi enteresandır, yasaktı… ithal edemiyorsunuz.

Türkiye muhakkak bazı şeyleri yapmak mecburiyetindeydi.

Bir düzen kurmak mecburiyetindeydi.

Düzeni kuran arkadaşlar bu işi bilmiyor ki; Türkiye’nin dövizi gitmesin diyorlar öbür taraftan iş yapamıyorsunuz. Onun için bazı şeylerin girmesi yasaktı.”

* * *

Sadece ithal yasak… Döviz sıkıntısı sorunu…

Bir de otobüs fiyatını devlet belirlerdi…

Ankara belirler bir otobüsün satış fiyatını…

Bedirhan Bey;

“Biri otobüs yapacak. Kim ucuza aynı kaliteyi yaparsa o öne geçecek.

 Mercedes’in, sistematik oluşu başından kurumsal olması şans.

Biri burayı tutacak… kim tutarsa akıllılık edecek, dışarıda rekabet etme şansları yok… Nitekim benim hayalimde oda oldu diyelim… Hayalimde, ticarette Avrupa yatıyordu.

 Araçları Fransa’ya sattık, epey araç gönderdik sonra geri verdi müşteri.

Başka yerlere sattılar. 78 civarı olacak.

Almanya bize siz bu otobüsünüzü Fransa’da satabilirsiniz dediler, başka türlü fiyat tutturamıyoruz dediler.

Tahsin Bey karşı çıktı. “Bedirhan biz o kaliteyi tutturamayız” dedi ama bir yerden başlamak lazım dedim.

Neyse ihtiyaç ona göre yöneliyoruz. Arkadaşlarda biliyor ne yaptığımızı… Devamlı kontrol ediyorlar biz ne seviyedeyiz diye.

 Onlardan da yardım alırız, bir yerden başlamak gerekir.

 Nitekim öyle yapıldı. Mesela aracı korumak için lastiklere gres yağı sürülür, sarıda renk, öyle gidiyor… Yağmur yağmış bazı pas lekeleri… Bende tesadüf oraya gittim. Çetin’in de Almanya’da eğitim dönemi… Beklesin beni dedim. Gittik bir tane yeni 303’lerden, dev otobüs, pırıl pırıl… Bizim otobüsü almışlar, kaç aydır dışarıda bekliyor… Getirmişler oraya koymuşlar. Bizimki rezalet, sizin son ürün pırıl pırıl, temizlenmiş buraya konmuş… Siz bizden bu aracı istediniz ne olduğunu biliyordunuz, son ürün değil, basit bir ürün, onun kirleriyle buraya koyuyorsunuz, bu reva mı dedim.

Satış bölümü Ankara’dan fiyat alırdı… Otobüsün fiyatını hükümet belirliyor…

 Devlet bir fiyat belirliyordu ki sol hükümet dönemi değil…

Demirel hükümeti dönemi de aynı şey…

Diyor ki devlet, ben fiyatı tespit edeceğim sana diyor, bu fiyat ile satacaksın.

Bizim fiyatımızı tespit ettiler. Tahsin Beyde iyi ki düşük yapmışlar, piyasaya daha iyi girebildik dedi.

Sonra otobüs ithalatı yasak olduğu için… Üretimde fazla değil, inanılmaz bir Sirkeci piyasası oluştu…

Bize verilen fiyat 375 bin TL’ idi. Bizim istediğimizin altında verdiler.

 Ama Sirkeci’de bir milyon liraya satılıyordu bir otobüs…”

* * *

Sirkeci pazarı…

Neler dönerdi orada…

Sirkeci’de yasaklar olduğu dönemde orada fiyatlar dönerdi.

İthalat yasak. Doğu bank gibi bir şeydi.

Zincirleme şirketler kurulurdu arka arkaya.

Bir otobüs beş el değiştirirdi, plaka takmadan…

 

 

Latif Karaali, Ulaştırma Dünyası,

18 Mayıs 2009, Sayı: 413

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir