KLİMANIN HİKAYESİ… (SAFKAR)-3-4000 MARK'A KURULAN SAFKAR

İstanbul dan İzmir e telefon görüşmesi yapmak …

Hiç te kolay değildi… telefonu çevirip postahane santralını arayarak…

Şehirlerarası telefon yazdırmak istiyorum derdiniz… santral memuru genellikle bayan olur… görüşmek istediğiniz telefon numarasını yazdırıp beklerdiniz… saatlerce…

Bankadan para havale edeceksiniz… varması birkaç gün…

Türkiye’nin durumu bu … imkanlar…

İşte bu şartlarda Atilla Üner İstanbul’da üç gün bekledikten sonra klima parası İzmir’den İstanbula varıyor…

Atilla abi heyecanla anlatıyor o anı;

* * *

“3 gün sonra para geldi… Doğru Başaran beye gittim… Parayı götürdük Başaran beye verdik…

Başaran bey “tamam gidin alın cihazları” dedi.

Ben “bir dakika Başaran bey …kamyonları gönderelim… sen monte ettir cihazları”…

Başaran Ulusoy “yok… ben uğraşamam öyle şeylerle…” dedi. Biz bunun montajını bilmiyoruz…

Başaran beyde ben yapamam dedi…

Masasının altından parayı çıkardı…

Bizim paramızı önümüze koydu…

Bir taraftan paraya bakıyorum… bir taraftan risk gözümün önünde.

Ya yanlış hatalı bir montaj yaparsam…

 20-30 saniye içerisinde verdiğim karardı.

Peki, Başaran bey siz parayı alın ben montajı kendim yapacağım dedim.

Ben Reha’ya (Yu-Pi Tavukçuluk) telefon ettim… postahaneden…

Bir gün bekledim… telefon için… telefon bağlandı…

“Reha hemen kamyonu gönder… cihazları aldırayım” dedim. “Onlar yapmayacaklar mı…?  montajı…”

“ben yapacağım” dedim…

“Ben bunları kamyona koyup geleceğim ondan sonra kendimiz monte edeceğiz” dedim…

Tamam, Atilla dedi…

Kamyon geldi İstanbul’a…

Klima cihazlarını yükledik…

Yola koyulduk… İzmir’e vardık.

Geldik Çiğli’ye…

Cihazları indirdik…

Cihazlar bize bakıyor…

Biz cihaza bakıyoruz …

Nasıl monte edeceğiz…

Nasıl yapacağız…

Sandıkları açtık cihazları çıkardık…

İçinde kataloglar vardı…

Kataloglarda resimler var…

Resimlere bakarak sisteminde monte ettik…

Kendimize göre…

O zamanlar kaldıraç bile yoktu…

550 kiloluk ağırlığı var klimanın…

550 kiloyu nasıl kaldıracağız…

Kaldıraç yok bir şey yok…

Benim binanın üstüne ağaçtan rampa yaptık.

Bizim elektrikçide kullandığımız palangayı üstüne bağladım cihazı çektim…

Sıra geldi elektriğini bağlamaya…

 Cihazı bağladık, elektriği bağlayacağız…

 Babam çok iyi bir elektrikçidir…

 Onunda yardımlarıyla biz elektrik sistemini de bağladık… Ama elektrik kablosunun içinde…

Bizim hayat dönüm noktalarımızdan bir tanesi de budur…

Elektrik tablosu kapağını açtığımızda içinde bir garanti kartı çıktı…

Garanti kartını aldım elime…

Almanca yazıyor…

Benim de oturduğum bölgede Almanya’dan göç eden Almanya’da çalışan göçmenler çok…

Bir tanesini çağırdım…

Recep gel şunu bir doldur Almanca…

Doldurdu karşılıklarını… ben postaya verdim gönderdim garanti kartını…

Yaklaşık 15 gün falan sürdü…

15 gün sonra masa telefonum çalıyor ..

Almanya’dan arıyorum ben Yaşar Bayman…

Allah bin defa rahmet eğlesin…

Yaşar ağabey hayatımda çok önemli insanlardan bir tanesidir. Yaşar ağabey… “beyefendi siz bizim cihazlarımızı almışsınız biz bunları görmek için gelmek istiyoruz…”

Çok mutlu oluruz dedik… Almanya’dan fabrikanın sahibi diye düşündüğümüz bir kişi bizi ziyarete geliyor…

Çok büyük bir olay bu… Çiğli havalanıydı o zaman gittik…

Karşıladık göğsümüze tabela yaptık…

Neyse Yaşar Bayman ile buluştuk, aldık getirdik…

Yanında Herr Clapier var…

Clapier ile beraber geldiler…

Kamyonu getirdik…

Ali Dinçer’i de çağırdım teknik açıdan bir şey söylerler… birlikte gözlemleyelim hep beraber… Herr Clapier eldivenlerini taktı, önlüğünü giydi, bizim o tahta merdivenimizi koyduk, Clapier indi çıktı 15 dakika kadar baktı.

Neler yaptığımızı…

Nasıl monte ettiğimizi… biz aşağıda da dokuz doğuruyoruz, hata yaptık bizi eleştirecek diye…

Sonunda bravo tebrik ederim dedi.

Biz o dakikada uçtuk havalara…

İşi çok güzel yapmışız demek…

Onu söylüyor bizde çok sevindik…

Akşam aldık onları yemeğe götürdük, ertesi gün gene geldiler cihaz üzerinde konuştuk ettik…

 Arkasından dediler ki hiç unutmuyorum… “siz bizim yetkili servisimiz olacaksınız…”

Yaşar bey biz bu işi bilmeyiz…

Bizim paramız yok…

Bilgimiz yok … dedik.

Onlar siz bu işi yaparsınız… dediler.

O tarihlerde kendim elektrikçiliği biliyorum, hadi pazarlamacılıkta yaparım

İy ama soğutmacılık bilgim yok. Ne yapacağım? Ali’ye tekrar döndüm. Ali hadi… ne güzel teklif…

Yok Atilla dedi tamircilik yapmam…

Ali Dinçer’de ticari buzdolabı yapıyor. 1,5 gün içerisinde Ali’ye akşama kadar yalvardım gel yapalım gel yapalım diye… En sonunda bak ben bu işi yaparım ama yüzde 75’ni ben alırım dedi.

Ama ben hiçbir şeye karışmam…

Sadece soğutmayla ilgili bir sıkıntı olursa sorarsın bana, ben cevap veririm dedi.

Tamam dedim…

Ben yapacağım her şeyi sen yüzde 75’ini al ben yüzde 25’ini…

Bu cesaretle verdiğim karar işimin dönüm noktasıdır. ..

Bu cesaretle Bayman’a biz sizin bayiliğinizi alıyoruz yapacağız dedik.

 Yapacağız dedik ama yer yok.

Otobüsler, kamyonlar gelecek gidecek bizim yerimiz yok, ekip yok, dükkân yok. Yolda yapıyoruz bu işleri. Klasik 80 m² bir dükkân işte. Dükkânın önü de Çanakkale- İzmir yolu.

Ali’nin babasının eski bir hurdalık binası vardı, yanında küçük bir bina yaklaşık 20 m²lik zamanında hayvanları bağlıyorlarmış arkasında da 450 m²lik boş bir alan var. Toprak alana hemen bir mıcır attık. O binayı kendi ellerimle temizledim toparladım, orayı da büro yaptık. Üstünden güneş işledi mi yanıyorsun, altında yapacak bir şey yok.

Hemen koşturuyorum Yu-Pi tavukçuluğa…

Gülden Tavukçuluk diye bir firma var. 8 tane daha cihaza ihtiyaçları var. Bugünkü gibi her nüfus kâğıdını gösteren gümrükten mal alamıyordu.

Yu-Pi tavukçuluk vasıtasıyla akretifleri açtırdık 8 tane daha ürün çıktı geldi.

Tanesine 500 mark komisyon verecek. 8 tane 500, toplam 4 bin mark.

Safkar işine başladığım sermayemin tamamı 4 bin marktır.

* * *

Devam edecek…

Latif Karaali, Ulaştırma Dünyası,

23 Mart 2009, Sayı: 405

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir