NEREDEN NEREYE?

 

ELİMDE bir kitap var.

“Aklımda Kalanlar”…

Çeşitli “anılar” içeren bir kitap…

Saffet Ulusoy, sektörde geçen yıllarını ve “aklında kalanlar”ı anlatıyor.

Birkaç alıntı yapayım.

Nereden nereye gelmiş bu sektör?

Ne şartlarda?

Bakın, Saffet Ulusoy neler anlatıyor:

*  *  *

“….Geriye baktığımda, kendim için hiç vakit ayırmadığımı görüyorum.

Ben sadece çalışmışım…

Tamamı işle dolu yaşanmış bir hayatın izlerini sürdüm. Her adımda kendimi gördüm. Yorgun ve haksızlığa uğramış buldum kendimi…

Gençlerimiz bunları bilsin.

Para kazanmanın aynı zamanda kazandırmak olduğunu anlasın. Tek başına mutlu olamayacağını görsün…”

“….Henüz üç aylık evliyken, eşimi bırakıp İstanbul-Ankara arasında sefer yapan otobüsümüzde aralıksız olarak 7 ay çalıştım. İnanması güç, değil mi?

Çocuklarımın doğumunda bulunamadım.

1957 yılında ikinci çocuğum Haluk dünyaya geldiği sıralarda lastik karaborsaydı… Gerçek fiyatı ne olmalıydı hatırlamıyorum ama, bir lastiğin fiyatı 2 bin 500 liraya çıkmıştı.

Ben de Bursa’nın Orhangazi kazasının Harmancık nahiyesinde dört adet Firestone marka araç lastiği bulmuş ve almaya gitmişken oğlum Haluk doğmuş. Haluk’un doğumunu, İstanbul’a döndükten sonra öğrendim…”

*  *  *

Otobüsçülük, düne nazaran oldukça farklı…

Sektörde artık “iyi eğitim almış insanlar” var.

Geleceği gören otobüsçü, çocuğuna iyi bir eğitim imkânı sağlamaya çalışmış.

Hukuk alanında…

İşletmecilik alanında…

Mühendislik dalında…

İkinci kuşak, üçüncü kuşak otobüsçü olaya farklı bakıyor.

Bu yüzden firmalar “kurumlaşma” yönünde önemli adımlar atıyor.

Saffet Ulusoy, “Aklımda Kalanlar”a bu konuda da not düşmüş. Şöyle diyor:

“….Belki para kazanma konusunda haklı olabilirim. Ama, yaşadığım yıllar bana eğitimin ne kadar değerli olduğunu öğretti.

Bu nedenle, her çocuğun mutlaka iyi bir eğitim alması gerektiğine inanırım.”

*  *  *

Otobüsçülük 50’li yıllara hazırlanıyor…

Hiçbir şey eskisi gibi değil.

Otobüsçülük çok gelişti ama…

Zorlukları da var…

Saffet Ulusoy’un anılarına döneyim:

“….1947 yılının son aylarıydı. Hava muhalefeti nedeniyle vapur kalkmamış, yolcular perişan vaziyette bekliyorlardı.

Ali Osman ağabeyimin kullandığı kamyona 35-40 yolcuyu bindirip Samsun’a gitmek üzere yola çıktık.

Yol üzerinde pek çok dere vardı. Üstelik köprü de olmadığı için, çoğu zaman suyun içinden geçiyorduk. Oysa motora su giderse, ıslanan kablolar yüzünden duracak motoru dere içinde çalıştırmak hiç de kolay olmayacaktı. Bu nedenle, araçlar dere içinden geri geri giderek geçiyordu.

Yolumuz üzerindeki Fatsa-Terme arasında hiç yol yoktu. Yol olmadığı gibi, hiçbir yerleşim yeri ve konaklama şansı da yoktu.

Bazı yerlerde araçlar derelerden geçerken, yolcular da asma köprüden geçerdi. Bu köprüler son derece iptidai ve güvenlikten yoksundu.

Bu da bizi ayrıca sıkıntıya sokuyordu.

Samsun’a varmamız tam beş gün sürdü…”

*  *  *

Saffet Ulusoy, ilk kamyonunu nasıl almış?

Ya ehliyetini?

Anılarda bunlara da yer var.

“….Babamın işyerinde çalıştığım bir gün Çaykaralı Hüseyin, ya da namı diğer Büyük Hüseyin ofisimize geldi. 1937 model Ford marka bir kamyonu vardı ve satacağını söylüyordu. Pazarlık yapıp bu kamyonu 2 bin liraya aldım.

1948 yılıydı, ehliyetimi yeni almıştım. Bu arada belirtmek isterim, o zamanlar ehliyetleri belediyeler veriyordu. Benim ehliyetimi de Belediye Baş Şoförü Ali Kara verdi….”

*  *  *

Kamyonlarla başlayan insan taşımacılığı, zaman içinde “otobüs”e terfi ediyor.

Ama hiçbir şey yok…

Yol yok…

Yedek parça yok…

Böylesine “zorlu” şartlarla boğuşulurdu.

“….Sarıkamış’ı geçtikten sonra Karaorgan Köprüsü üzerindeyken benim kullandığım araç kovan kırdı. Kamyonu orada bırakıp, kovanı Erzurum’a götürdük. Erzurum’da iş yapan Rizeli Çimilli Usta kovanı tamir etti. Tekrar kamyonun yanına döndük, kovanı yerine taktık ve yola öyle devam ettik.

Anlatırken kolay gibi gelen bu olay, kamyonunu kendi tamir etmek zorunda kalan herkes tarafından çok iyi bilinir ki, zor bir iştir. O günlerde, ihtiyacımız olan her şeyi yapma becerimiz olmak zorundaydı. Yolda kalan bir aracı mutlaka yürütmek zorundaydık. Şimdiki gibi her on kilometrede tesis, telefonu aç, servis gelsin gibi imkânların hayalini bile kuramazdık.  Mücadele bizim mücadelemizdi ve bizzat biz yürütmek zorundaydık.

Şimdilerde yollardaki zorluklardan şikâyet eden şoförleri dinlediğimde, şikâyet ettikleri şeylerin birçoğunun bizim yaşadıklarımızla kıyaslanamayacak kadar hafif şeyler olduğunu düşünüyorum. En başta; kullandıkları araçlar son derece teknoloji ürünü, her sefer sonrası servis ve bakımı yapılan modern, rahat ve kullanması bile ayrıca keyif veren araçlar. Bazen zevk için sürmek istiyorum.”

*  *  *

Saffet Ulusoy’un anıları renkli…

“Aklımda  Kalanlar” kitabından alıntılar…

***

Basında çıkan haberlere göre UN-Ro-Ro satışı ile ilgili çalkantılı bir dönem yaşanıyor.

Ulusoy camiamızdan çıkan bir imparatorluk.

Tabii bunyar kolay kurulmuyor.

Bu imparatorluğun devamını diliyorum.

Bu hafta sonu Bayram.

Otobüsçüler Türkiye’yi Bayram’a taşıyacak.

İyi bir bayram geçirmenizi diliyorum.

Latif Karaali, Ulaştırma Dünyası

08 Ekim 2007, Sayı: 329

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir