Yokluk içinde üretim

 

BUGÜN dijital otobüsten bahsediyoruz.

“Son teknoloji” otobüsten bahsediyoruz.

Türkiye’de üretilip dünyaya satılan otobüsleri konuşuyoruz.

Nereden geldik bu noktaya?

“Anılar yazılsın” diyordum.

Salih Dilli yazmış…

Salih Dilli; 1975’den, 1985’e kadar 10 yıl Otomarsan’da görev yapmış.

Kamu Satış’ta şef…

Otomarsanlı Yıllar” ı yazdığı “Bijon Saplaması” adlı “anılar” kitabında anlatıyor.

Bizon saplaması”, anılar dizisinin ikinci kitabı.

Elçi Yayınları tarafından basılmış.

Kitaptan bazı alıntılar yapayım…

                   * * *

 “… Yeni yılın ilk ayları… Bazı malzemelerin temininde sıkıntılar başladı. Yoklar listesine her gün bir veya birkaç kalem ekleniyor. Boya yok, lastik yok, mazot deposu yok, jant yok, bijon saplaması yok. Kısaca; ne ararsanız yok… yok… yok!

Bütün bunlara, daha sonraki aylarda mazot, benzin, kontrplak ve sac da eklendi. Fabrikada yoklar için çözüm aranırken; dışarıda yağ, şeker, sigara, kahve ve ampul yok.

Üretim kısıldı ama,  imal edilen otobüsler parça eksikliği nedeniyle parkta bekliyor. Bu eksik otobüsler; park yerleri almaz olunca sağda- solda, bazı bayilerin park alanlarında bekliyor…”

70’li yılları anlatıyor Salih Dilli…

Kitaptan devam edelim:

“…Yoklar listesinin şeref konuğu, bugünlerde mazot deposu monte edilemediği için, tecrübe seferleri otobüslerin içine geçici olarak konan 20 litrelik plastik bidonlarla yapılıyor.

Bu bidonlar da o kadar bol değil, onun da hammaddesi yok. Bu bidonların bulunamadığı zamanlarda ise, tecrübe seferleri cam sileceği suyunun konduğu daha küçük bidonlarla devam ediyor.

Böylesine malzeme sorunlarıyla boğuşulduğu günlerden birinde, nasıl olduysa olmuş ve bir otobüs, tamamlanmadan müşteriye teslim edilmişti.

Günlerdir fabrikasının kapısında yatan otobüs sahibi, çocuklar gibi sevinerek teslim aldığı otobüsle fabrikadan ayrılmış, ancak iki yüz metre gittikten sonra otobüs stop etmişti. Mazot göstergesi sıfırı gösterdiği için, yakıtın bittiğini fark etmiş ve az ilerideki benzinciye kadar, yoldan geçenlerle güç bela otobüsü ittirmişti.

Mazotu koymaya gelen pompacı, depo kapağını açarak yakıtı koymaya başlayınca ayakları mazot içinde kalmıştı. Mal sahibi o zaman anlamıştı otobüsün stop ettiğini… Küçük bidondaki yakıt, ancak o kadar dayanabilmişti, otobüste mazot deposu yoktu…”

Yoklar listesi daha çok uzun…

Salih Dilli’nin kitabından bir anı daha: “…Otobüslerin taban döşemesinde kontrplak kullanılıyor ya, o da yok… Hammaddesi ağaç olan bu malzeme de bulunmazlar listesine dahil olmuştu Allah’a şükür! 

Aylardır Sanayi Bakanlığı ile yazışmalar devam ediyor ancak bir sonuç alınamıyordu. Ankara’ya gidilecekti…

Patron, satış müdürü ile gitmesini söyledi. Hem minibüs işi görüşülecek hem de kontrplak temini için araştırma yapılacaktı.(!)”

Patron “olmaz”a hiç tahammülü yok.

Beklemeye ise, hiç mi hiç yok.

“Ne yaparsan yap, git kapıda yat, almadan gelme…”

Tek formül bu…

Salih Dilli’nin anıları arasında, bir de “rot amortisörü” var. Anlatıyor:

Rot amortisörü ithalatının durdurulmasıyla ilgili haber, çukura düşmüş otobüs lastiğinden fırlayan jant kapağı gibi, firmanın orta yerine sesli bir şekilde düştü.

Sekreteri, mesai sonunda çıkarken, Patronun kendisini beklediğini söyleyince, geceyi nerede geçireceğini anladı.

Herkes evine giderken; o, havaalanı yolundaydı.

Sabah saat 09:00’da Bakanlıktaydı.

Ruhu yatırım ateşiyle yanan bir müteşebbis (!) rot amortisörü imalatı için bakanlıktan sadece bir belge almış ve bakanlık da hemen ithalatı durdurmuştu.

İyi de, ‘yerli amortisörler nerede’ diyeceksiniz. İşte, o da bunu öğrenmek istiyordu.

Bakanlıktan firmanın adresini aldı.

Bir taksi ile yola koyuldu. Ve uzun aramadan sonra verilen adresi buldu. Burası, Konya karayolu üzerinde oldukça büyük bir arazi idi. Arazinin üzerinde küçük bir bekçi kulübesi, yanında ise biraz daha küçük bir köpek kulübesi olan bir yerdi.

Bekçi de vardı, köpek de…

Bir de yola bakan kocaman bir tabela:

‘………… Amortisör İmalat ve Sanayi A.Ş.”

Ama tabela, var olması gereken fabrika binasından daha büyüktü.

Bu kez donup kalmadı. Zira, daha fazlasını zaten beklemiyordu. İlgili bakanlık gerekli üretim iznini vermiş, üretim yapılıp yapılmadığına bakılmaksızın da ithalatı durdurmuştu.

Yapacak bir şey yoktu. Ankara’ya geri döndü, oradan da İstanbul’a…

Sonraki günlerde, daha önce belediyeler yedek parça olarak satılan rot amortisörleri ödünç olarak geri alındı ve zaten kör topal yürüyen imalat, bir süre öyle devam etti.

                   * * *

Salih Dilli’nin anıları böyle…

Latif Karaali, Ulaştırma Dünyası

24 Eylül 2007, Sayı: 327

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir