“KISSA”LARDAN“HİSSE”LER

YANLIŞLIK NEREDE

Askeri müdahalenin üzerinden dört ay bile geçmemiştir. Demirel, “köprülerin altından daha çok sular akacağı” görüşündedir.

Başbakanlık’ta müşâvir olarak bıraktığı Mehmet Dülger, ayaküstü Demirel’den        dinlediği bir fıkrayı nakleder:

Adamın varı-yoğu, çok sevdiği ineğiymiş. Muska yazan hoca bulmuş…

– Aman hoca, yaman hoca; benim ineğe bir muska, kurt yememesi için…

Muska yazılmış, ineğin boynuna bağlanmış.

Ertesi gün kurt sürüye girmez mi…

…Ve yiye yiye sadece bu fukara adamın ineğini yemez mi?

Adam, ineğin muskalı başını kesip hocaya getirmiş.

– Hocam, hocam! İneği kurt yedi.

Hoca “nasıl olur” demiş, muskayı almış, açıp okumuş ve konuşmuş:

– Biz bir yanlışlık yapmışız. Kurdun ağzını bağlayacağımıza arkasını bağlamışız. Kurt senin ineği yemesine yedi ama, hiç merak etme; kolay kolay çıkaramaz.

 

BUNU BEN UYDURMADIM

Mısır’ın eski diktatörü Cemal Abdülnasır için halk arasında bir sürü öykü anlatılırmış. Abdülnasır’ın canını sıkacak nüktelermiş bunlar. Abdülnasır, “bunları kim uyduruyorsa, bulun o adamı bana” diye buyurmuş. Adamları emri yerine getirmiş, hemen bulup huzura çıkarmışlar.

Abdülnasır sormuş:

“Hakkımda falanca öyküyü sen mi uydurdun?”

Adamcağız boynunu büküp yanıtlamış:

“Evet efendim, ben uydurdum.”

Abdülnasır bir daha kükremiş:

Ya falanca öykü? Onu da mı sen uydurdun?”

“Evet efendimiz. O da benim uydurmamdır.”

Abdülnasır daha da hiddetlenerek. “Be hey densiz adam” demiş. “bilmez misin ki, benim iktidarım referandum ile kabul edilmiştir. Ben halkın yüzde 94.5 oyunu alarak ülkemi yönetiyorum.”

Adamcağız başını önüne eğmiş; bir süre düşünmüş ve sonunda şöyle cevap vermiş:

“Efendimiz; bakın işte, bunu uyduran ben değilim.”

 

TİMUR’UN FİLLERİ

Demirel, “bu iktidar partisi Timurlenk’in filine benziyor” diyor ve bir fıkra anlatıyor:

Timur Akşehir’i zaptettiğinde Nasreddin Hoca’nın köyüne bir fil hediye etmiş. Hayvan çok obur. Köyde ne varsa yiyip bitirmiş. Timur çok sert bir hükümdar olduğu için kimse ses çıkaramıyormuş. Sonunda köylüler dayanamamış ve Nasreddin Hoca’ya “hep beraber Timurlenk’e gidip şikâyetlerimizi bildirelim. Bu fili başımızdan alsın. Ne olur, sen bize öncülük et Hoca” demişler.

Nasreddin Hoca önde, köylü arkada hükümdarın sarayına gitmişler. Hoca içeri girerken bir de bakmış ki, arkasında kimse yok. Bütün köylüler korkusundan birer birer sıvışmış.

Canı sıkılan Hoca, “durun ben size bir oyun edeyim de görün” diye söylenmiş.

Çatık kaşlı, asık yüzlü Timurlenk’in karşısına çıkınca “siz bizim köye bir fil hediye etmiştiniz ya sultanım” demiş.

Timur kükremiş:

“Ne olmuş?”

“O fil erkek, efendimiz; köy halkı bir de dişi fil hediye etmenizi istiyor. İkisi çiftleşsin, yavruları olsun, köy daha da şenlensin”

Demirel fıkraya anlattıktan sonra keyifle gülerek:

“İşte” diyor. “Halk, Timur’un filine benzeyen bu iktidar partisi yüzünden sırtındaki hırkayı kaybetti. ANAP seçimi (1987 genel seçimini) yeniden kazanırsa, bu defa milletin altından donunu da alacak, herkesi çırılçıplak bırakacak.”

Sonuç ortada…

 

KİM NEREDE?

İç politikada üç köşe noktasında üç kişinin -Evren, Özal ve Demirel- bulunduğunu ifade eden meslektaşımız Yalçın Doğan, Demirel’e yerlerinin üçgenin hangi köşelerinde olduğunu sorar.

Demirel “sizlere bir hikâye anlatayım” diye söze başlar.

İşte Demirel’in hikâyesi:

Adamın biri fakirmiş. Gün gelmiş, servete ve şöhrete kavuşmuş. Evi, otomobili, yazlığı falan olmuş. Günün birinde bir arkadaşına dert yanmış:

-Artık her şeyim var. Her şeyi biliyorum. Ara sıra câmiye de gideceğim. Ama, namaz kılmasını bilmiyorum. Bana yardımcı olur musun?

Arkadaşı “tabii” demiş, câminin yolunu tutmuşlar. Yolda zengin arkadaşına taktik veriyormuş:

– Hoca ne yapıyorsa, onu yap. Ayrıca ben sana ne yaparsam, sen de aynısını hocaya yap.

Câmiye gidilmiş. Adam söylenenleri aynen uyguluyormuş. Bir ara arkadaşı uzanmış, hayalarını tutup sıkmaya başlamış.

Adam da aynı anda hocanın hayalarını yakalamış.

Hoca “bırak” diye çırpınıyormuş.

Adam “bırakmam” demiş ve eklemiş:

“Arkamdaki benim hayalarımı bırakmazsa ben de seninkini bırakmam.”

 

 

Latif Karaali, Ulaştırma Dünyası

23 Temmuz 2007, Sayı: 318

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir