Otobüsçülüğün sosyal yapısı -I-

 

1.sayfa:

Otobüsçüler birbirlerinin ciddi rakipleridir. Aralarında  

enteresan bir bağ var.

Sofrası gönüldendir ve birbirlerine hizmet etmek isterler, birbirlerine davet verirler ve büyüklerin ellerini öperler.

 

 

3.sayfa:

Otobüsçülüğün sosyal yapısı

-I-

Bir gün otobüsçülüğün sosyal yapısını, sosyal ilişkilerini anlatmayı hep düşünmüşümdür.

Aslında otobüsçüler birbirlerinin ciddi rakipleridir.

Kıyasıya mücadele:  Yolcu için.

Yirmi yıldır… hatta elli yıldır. birbiriyle rekabet eden firmalar vardır.

Bazen fiyat rekabeti olur, bazen de hırgür.

Kavgalar olmuştur, birtakım hadiseler…

Fakat enteresan bir yapısı var otobüsçülüğün.

Otobüsçüler camiadır. Sahipleri, çalışanları bir camiadır, birbirlerini tanır.

Birbirinin tarihini bilir, ilk andan itibaren…

Her toplantıda bir araya gelme imkânı söz konusudur otobüsçülükte.

Bir davet olsa otobüsçü hemen bir araya gelir.

 hiçbir camiayı bu kadar hızlı, kısa zamanda bir araya getirmeniz mümkün değildir.

Otobüsçünün iş haricindeki ilişkilerinden bahsetmek istiyorum:

Otobüsçünün sofrası gönüldendir ve birbirlerine hizmet etmek isterler, birbirlerine davet verirler ve büyüklerin ellerini öperler.

Bu önemli boyuta son günlerde de şahit olmuşuzdur, çok daha önceleri olduğu gibi.

Gerek üretici firmaların ev sahipliğinde ya da sponsorluğunda veya sivil toplum örgütlerinin, UATOD’un, TOFED’in zirveleri… toplantılarında olduğu gibi.

Gündüz ciddi tartışmalar olur.

Akşamda keyifli yemek yenir…

Alkol de alınır…

 birbirleriyle gülerek, eğlenerek eğlenmesini bilirler.

Her meslek böyle bir arada, bu şekilde hem rekabet içinde hem dayanışma içinde olabilir mi?

Yaşadığım bir olayı anlatacağım:

Bir gün sanayici bir dostumla sohbet ederken, öğleden sonra, takriben saat iki miydi ne… ya… dedi “fındık kabuğu bulamıyorum. Fındık kabuğunda pişen et fevkalade iyi ve yumuşak oluyor…      Ama bulamıyorum.”

Açtım telefonu, Sabri Karataş’ı aradım Fındıkkale Sabri’yi.

Sabri ağabey ‘fındık kabuğu lazım’ dedim.

‘Kaç çuval lazım’ dedi. Ağabey ‘bir çuval’ dedim. Hemen ‘iki çuval gönderin’ dedi, duydum sesini.

Sabahleyin beni dokuz sularında aradılar garajdan, ‘iki çuval fındık kabuğu’ gelmiş dediler.

Sanayici arkadaşımı aradım. Kendisi fabrikatör, dünyaya ihracat yapan, iyi ilişkileri olan bir insan. Ağabey dedim “fındık kabukları geldi; fabrikaya mı göndereyim, eve mi” dedim.

‘Bu nasıl şey’ dedi ‘nasıl geldi ya?’

Giresun’dan geldi dedim.

‘Allah Allah! dün beşte konuştuk, nasıl iş bu ya…’

Dedim ki “biz otobüsçüyüz”, bir telefonla Türkiye nin en ucra köşesine ulaşırız…

* * *

Bir dostumun oğlu askere gitti İskenderun’a. Ben de İskenderun’daki otobüsçüyü aradım, çocukla ilgilenmesi için. Bir saat sonra çocuğun yanındaydı, komutanıyla birlikte, annesini babasını aradı.

Bir dostumun oğlu yine askerdi Van’da.   Aslan Bayram’ı aradım. Her türlü ilgiyi gösterdi, gerekeni yaptı.

Bir günde, çoğu insanın yapamadığı şeyi yapabilirsiniz. Tüm Türkiye elinizin altında, bir telefona bakar.

***

Başka bir hadiseyi aktarayım;

Oğlum Bahçeşehir Koleji’nde. Okulun basketbol  takımında. Ortaokullararası  Türkiye  Şampiyonası’na katıldı. Şanlıurfa’da.

 Urfa’ya Ankara üzeri uçakla gidilecek..

Gidecekleri gün oğlumun doğum günüydü.

Urfa’yı aradım. Ertesi gün oğlum gelecek… On bir gibi, sabah varacak

 Uçak Urfa’ya indi. Bütün takım, okul yöneticileri, koçları, öğretmenleri, hatta veliler de vardı içlerinde.

Takım havaalanından çıkarken davullu zurnalı, yöresel folklor ekibiyle, çiçeklerlerle karşılandı. Bir de pankart: “Doğum günün kutlu olsun oğlum Kerem. Baban.” Bir tarafta da “Bahçeşehir Kolejine başarılar dileriz.” 50 kişiye yakın insan topluluğu. Çocuklar şaşkın…

Sonra maçlar başladı, başlamadan önce eşim de oraya gidecekti; yer yok otellerde… Urfa’  aradım. “Ağabey ne demek biz yer buluruz.” dedi. Çünkü bir sürü okul gitti. Urfa’ya… çok kalabalık, oteller dolu… Sonra maçlar başladı; Bahçeşehir Koleji finale kaldı. Hanım’dan bir telefon: “finale kaldık” dedi. Ben de iyi dedim..

 Yalnız bir sorun var… dedi.

 Sorun? “Mersin Çağ Koleji’yle finalde karşılaşacağız. Problem var. Bir ağa var; adamlarıyla, kalabalık seyircisiyle gelmiş.  Büyük tezahürat yapıyorlar, karşı takımın moralini bozuyorlar. Biz sekiz on kişiyiz. Bize destek lazım” dedi.

Tamam, kolay dedim. Biz de otobüsçüyüz; o ağa ise. Necdet ağabeyi aradım, Necdet İpekçi’yi.

Necdet ağabey nasılsın? İyiyim, buyur ağabey? Çocuklar finale kalmış dedim. İyi olmuş dedi. İyi olmuş da, bir sorun var dedim. Nedir, dedi.

Orada ağa varmış, çok kalabalık gelmişler deyince… Necdet ağabey, “biz de kalabalık gideriz…” dedi.

Ne zaman? Pazar günü maç, şu saatte dedim.

Bizimkiler sahaya çıktı.

Tribünü doldurmuştu otobüsçüler. Davullar… zurnalar…  “Kerem buraya”

Tezahurat…. Adana,  Mersin’den gelenler şaşkına dönmüş. Bu kadar büyük bir tezahürat beklemiyorlardı. Biz rahat alırız diye düşünüyorlardı.

Şampiyon oldular, maçı aldılar… Bahçeşehirli çocuklar. Müthiş bir şeydi.  Ondan sonra bütün veliler bütün Bahçeşehir müdürleri, yöneticileri şaşırmışlardı.

Bunun parayla pulla yapılması mümkün değil. Nedir bu? Birbirine saygı, birbiriyle sevgi… otobüsçülerin diyalogu.

Latif Karaali, Ulaştırma Dünyası

12 Mart 2007, Sayı: 299

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir