Trafik kaza raporları (1)

HEP havadan bahsediyoruz.

Biraz da karaya dönelim…

Karadaki kazaları, kaza unsurlarını konuşalım. Çünkü… Bizim canımız yanıyor. İnsanlar ölüy­or.

Kazalar yüzünden firmalar da iflâs ediyor.

Ciddi tazminatlar ödeniyor.

Bir deyim var otobüsçülükte:

Gece zengin yatıp sabah fakir kalkar oto­büsçü…

Gerçi çok azaldı kazalar ama, hâlen önemli kazalar da oluyor.

Çığ düştü… Otobüs nehre uçtu…

3 saat sonra çığ düşüyor otobüsün üzerine.

24 saat kurtarılmayı bekliyor otobüs.

İnsanlar boğuluyor… İnsanlar donuyor…

Raporda “yolda çığ tehlikesi var” levhasının bulunduğu belirtiliyor.

Levha var ama, yol kapalı… .

Kusur hep bizde…

Mahkemeye gidiliyor böyle raporlarla.

Geçenlerde de nehre uçtu bir otobüs!

Bunlar kaza…

Kaza sonucu “rapor” tutuluyor.

Rapora gelince, yol kusuru yok.

Kaza raporlarında yol kusuru oranı binde 6…

Acaba doğru mu?

 

Bayındırlık ve İskan Bakanı Faruk Nafiz Özak, 2005 yılı sonu itibariyle Türkiye’nin toplam 61 bin 939 kilometrelik devlet ve il yoluna sahip olduğunu belirtti.

Sayın Bakan, bu bilgiyi verirken “itiraf” niteliğinde bir de “bilgi” verdi.

Bakan Özak, bu yolların yüzde 64’ünün proje­siz inşa edildiğini ve bu yüzden “tamamı fizikî ve geometrik standardı yetersiz” bu yolların yeniden yapılması gerektiğini açıkladı…

Dahası var…

Yine Sayın Bakan’dan nakledelim:

“Yollarımızın yüzde 36’sı projeli olarak yapılmış, fizikî ve geometrik standardı yeterli düzeyde olan yollardır.

Düşük standardı olan bu yollarda yüksek eğim, dar banket vb, eksikler bulunmaktadır.”

Bakan böyle diyor.

 

Otobüsçülerin Trafik Yasası‘nda bir değişiklik yaptırması gerekli.

Karayolları civarında hayvanlarını başıboş bırakanları, Trafik Yasası 3 ay hapisle cezalandırıyor.

Yalova Depremi sonucu; fatura Veli Göçer‘e çıkarıldı. Ruhsatı veren, denetimleri yapan dışarıda.

Peki, ya yolu hatalı yapan adamlar nerde?

İhaleyi veren?

Onlar serbest…

Hatta, yeni ihaleler alıyor!

Bu köşede 1997 yılından beri yazıyorum.

İlk yazım “Yalnız Otobüsçüler mi Suçlu” başlığını taşıyor.

O hafta kaleme aldığım tesbit özetle şöyle:

“Türkiye’deki kazalarda yol kusuru yüzde 3’lerde iken, Batı’da yüzde 20’lerin üzerindedir.

Acaba Türkiye’deki yollar, Batı’nın yollarından daha mı iyi?

Türkiye’deki kazaların yüzde 53’ü iki yönlü karayollarında çarpışma şeklinde meydana gelmek­te, trafik kazaları sonucu ölümlerin yüzde 10’u ilk 5 dakikada, yüzde 50’si ilk 30 dakikada olmaktadır.

Aynı tür kazaların oluştuğu ve ‘kara nokta, ölüm yolu’ adıyla anılan yollar mevcuttur.”

Aradan 10 sene geçmiş…

Ne değişmiş?

Duble yollar yapılmış…

Yapılmış ama, yapılan yol 3 ay içinde bozulmuş. Yol kusurları oluşmuş. Günümüzde, “yetkili bakan” böyle diyor.

TBMM Tutanak Dergisi‘ne bakıyorum.

2001 yılı, 16 Ocak…

Tartışmalar… Atışmalar…

Bir milletvekili oturumların birinde “Trafik Kanunu’nda istenilen değişiklikleri yaptık, cezaları arttırdık; ama, hâlâ trafik bir sorun olarak karşımıza çıkıyorsa, bunun gerisinde birtakım meselelerin, insan unsuruyla ve psikolojik bağlantısıyla izah edilmesi lâzım geldiğini edemezsiniz” diyor.

 

 

Bir başka milletvekili’nin görüşleri de şöyle: “Sorun artık ertelenemez noktaya gelmiştir. Bu nedenle, trafik güvenliğinin sağlanmasına yönelik bir devlet politikası ve stratejisi ortaya konulmalı.

Ülkemizde hazırlanan kazâ istatistikleri, trafik polislerinin hazırladığı kazâ raporlarına göre düzenlendiği ve trafik polislerinin mühendislik bil­gisi gerektiren pek çok kusuru değerlendiremediği hesaba katıldığında, yola verilecek kusur oranının yüzde 20-25’e yükseleceği varsayılsa bile, insan faktörü yine trafik kazalarına neden olan en başta gelen unsur olarak karşımıza çıkacaktır.”

Uzun süren oturumların özeti şu:

“Yollarımız bozuk.”

“Siyaseti bırakalım, yol güvenliğini sağlayalım.”

Geçen yıllara rağmen değişen ne var?

 

Bu yolların bilimsel gerçekler altında yapılmadığı ortada.

Aynı yerde sürekli kazalar oluyor.

Trafik polisine “raporlara yol kusurunu yazma” şeklinde “talimat” veriliyor.

Devlet ne yapıyor?

Devlet; “benim yolum kötü, kara noktalar var. Ben uyarıyorum, sen dikkat edeceksin” diyor.

Suç tesbiti yapılması gerekirken; suçlu göster­ilenden, suçsuzluğunun ispatı isteniyor.

Yüzeysel sorunlarla uğraşıyoruz.

 

Güvenli sürüş konusunda “psikoteknik testler” zorunlu kılındı. Cihazlar alındı.

Şoförler testlere giriyor…

Tamam da… En temel sorun; bozuk yollar.

Birde; kaza raporları…

Otobüs sivil toplum örgütleri bu kaza raporlarının üzerine gitmeli. Kaza raporlarının doğru tutulması için çaba sarfetmeli…

Konuyu haftaya bir başka boyutuyla ele alacağım.

 

 

Latif Karaali, Güle Güle Gazetesi

11-17 Eylül 2006, Sayı: 452

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir