Eylem en son çare ise…

KONTAK kapama, masada duruyor… Görüşmeler yapılacak hükümetle.

Talepler olacak hükümetten.

Diyalog kurulacak…

Ama…

Kontak anahtarı, masada duruyor!

 

Düzgün yapılırsa…

Plânlı-programlı…

Eylem en son çare ise…

Tabii ki fayda getirecek ise…

Demokratik bir hak olarak eylem yapılır!

Ama, zamansız olmamalı.

Eylemin tesir yapması şart!

 

YOLLAR YÜRÜMEKLE AŞINMAZ

Sene, 1968…

Ankara’da Adalet Partisi İl Kongresi yapılıyor.

“Dönem”, öğrenci hareketlerinin giderek arttığı bir dönem.

“Gerginlik” giderek tırmanıyor.

İşte bu ortamda yapılan kongrede, Sefer Yıldız adlı “heyecanlı bir delege” kürsüye çıkıyor.

Bu gösteriler… Mitingler… Yürüyüşler de neyin nesi?

Sonra “Hükümeti… Vilâyeti… Emniyeti”

suçluyor.

Yürüyüşlere “izin verildiği” için.

“Göz yumulduğu” için.

Genel Başkan Demirel de kongrede.

Söz istiyor.

Ve Divan Başkanı “Başbakan Demirel”e söz veriyor.

Demirel “Sefer, beni iyi dinle” diye başlıyor. Cebinden Anayasa’yı çıkarıyor. Okumaya başlıyor:

“…. Herkes silahsız ve saldırısız gösteri…

yürüyüş yapma hakkına sahiptir…”

Demirel devam ediyor:

– Sefer, buna mı karşı çıkacağız? İtirazın mı var? İnsanların birlikte olması, protesto hakkını kullanması iyi bir şey… Tabanı kuvvetli olan varsın yürüsün… Yollar yürümekle aşınmaz… Yeter ki işin içinde şiddet, silâh, saldırı olmasın.

Demirel “yollar yürümekle aşınmaz” sözünü işte ilk kez “orada” söyledi.

Ve sonra da…

Bu söz bir “Demirel klasiği” oldu.

Yukarıdaki anıyı, Gazeteci Yavuz Donat‘ın “Cumhuriyetin Kara Kutusu / Süleyman Demirel Anlatıyor” adlı kitaptan aldım.

Başka ilginç anı-olaylar da var…

Birkaçını nakledeyim…

SU… SU…

1970’li yıllar…

Demirel, Harran’da.

“GAP’tan… Fırat’tan… Sudan” bahsediyor. O tarihte Harranlı “çamurlu… Kurtlu su”

içiyor.

Demirel’i ilk kez gören Haso, az ilerideki

arkadaşı Memo’ya sesleniyor:

– Ula Memo… Görisen… Gosgoca

Başbakan’ın gafasında hiç saç yohtir.

Memo, Haso’yu tersliyor:

– Ula dinlemirsen… Demirel zabbahtan beri su, su diye saçını başını yolir.

 

Demirel Hamzakoy’dan döndü.

Evine… Güniz Sokak 31’e…

Dört duvar arasına.

Sonra Zincirbozan’a gönderildi.

Oradan da döndü.

Seneler sonra… 1990’da, Demirel’e dedik ki:

Hamzakoy’da ve Zincirbozan’da iken yaptığınız telefon konuşmalarını askerler banda aldılar… O bantların akıbetini biliyor musunuz?

Bilmiyorum… Merak da etmiyorum.

– Yarın Başbakan olursanız… “Akıbetlerini” araştırır mısınız?

Dünü kurcalamam… Ama eğer o telefon konuşmaları bir gün yazılacak olursa… Türk siyasi hayatı için bir kazanımdır.

 

 

 

Demirel Başbakan oldu. Cumhurbaşkanı oldu.

Bir gün… Çanakkale dönüşü… Helikopter’den aşağı bakıyorduk. Aşağıda “Zincirbozan” vardı.

Demirel’e “telefon konuşmaları” diyecek olduk.

O sırada önümüzde “kumanyalarımız” vardı. Demirel, “Yemeğini ye” dedi gülerek. Ve ekledi:

-Dünü unutma… Dünden ders çıkar… Ama, dünde yaşama… Hayat devam ediyor.

 

SU TESTİSİ

12 Eylül 1980… Gece yarısı…

Evde “iki kişi” daha var.

Biri, Millî Savunma Bakanı Ahmet İhsan Birincioğlu.

Diğeri, Şevket Demirel.

Telefonlar kesik.

Yollar, askerler tarafından tutuluyor. WVe Güniz Sokak 31 ‘e Nahit Menteşe geliyor. “Elindeki zarfı” Demirel’e uzatıyor:

“Efendim, Hamzakoy’a gidecekmişsiniz… Hanımefendiyi de götüreceğiniz bildirildi.

-Kim bildirdi? Sana bu zarfı kim verdi?

-Orgeneral Haydar Saltık.

Demirel “üst kata” çıkıyor.

Nazmiye Demirel’e “ben gideceğim… Senin gelmene lüzum yok” diyor.

Bayan Demirel:

-Hayır… Madem benim de seninle gelmeme bir engel yok… Ne diye yalnız gidecekmişsin? Ben de geliyorum.

Demirel yine alt kata iniyor. Sabah olmak üzere…

Hamzakoy’a gitmeden söylediği son sözler:

 

-Su testisi su yolunda kırılır… Çırpındık… Ülke kalkınsın diye… Çırpındık, refah olsun diye… Çırpındık, işler düzgün yürüsün diye… Ben buraya zorla mı geldim?

Millet getirdi… Ya şimdi?

 

 

Latif Karaali, Güle Güle Gazetesi

24-30 Temmuz 2006, Sayı: 445

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir