Başbakana çıkalım dedik

 

İlk olarak her şeyi kağıt üzerine dökmeliyiz.

Kurumsallaşmayı hedeflemeliyiz

İkinci el otobüste ihracatı desteklemeliyiz.

Maliyet hesabını yapmalıyız.

Sektörü iyi analiz etmeliyiz.

Duygusallığı, inatlaşmayı bırakmalıyız.

Herkes kendi şirketinin hesabını iyi yapacak.

Sivil toplum kuruluşları mesleki sorunları çözmeye çalışır.

Arkasında destek varsa…

 

Herkesin çıkarı başka yerde ama hepsini bir arada yapmak gerekiyor

 

Yukarıda başlıklar halinde sıraladığım noktaların bir arada yapılması gerekir. Bir kere zaten bir sürü yerde havaalanı inşaatları büyütmeleri yapılıyor. Bunlardan bir şikayetimiz yok. Ama, hep kale kaybediyoruz biz. Bir belge fiyatı 100-150 milyar. Biz belge fiyatı olmaz demedik. 50 milyar çok, 20 olsun dedik. Benden neden belge fiyatı istiyorsunuz demedik? Siyasi idarenin arkasında bir güç var. Benim sorduğum sorulardan bir tanesi; Biz güçlü müyüz değimliyiz?

 

Bir otobüsçü bana şunu anlatmıştı. Yukardan bir suyun geldiğin düşün. Herkes bir tas alıyor dedi. Muavinin çıkarı başka yerde, şoförün çıkarı başka yerde. Yazıhanecinin, değnekçinin, firma sahibinin kısacası herkesin çıkarı başka bir yerde. Hepsi çelişiyor birbiriyle. Mesela yazıhaneci, yüzde 30 komisyon alırsa daha iyi olur ama diğer taraftan otobüs sahibi yüzde 10 versem daha iyi olur diye düşünüyor. Bir çıkar çelişkisi var burada. Onun için burada otobüsçülerin siyasi bir karar alması lazım. Sorun kurumsallaşmaysa eğer, iş nereye geliyor; Kurumsallaşmış firmaların lokomotif olup, kurumsallaşmak üzere olanlarla beraber, destek olarak bir platform oluşturulması gerekiyor.

 

Başbakana çıkalım demiştik

Hatırlarsanız, Trabzon’da Mevlüt İlgin, ÖTV indirimi konusunda Maliye Bakanı’nın Ekim’de “bütçelere bakılacak” dediğini söyledi. Ben de Başbakana çıkalım dedim. Başbakana gideceksin de başbakan ne diyecek sana, üzülüyorum diyecek. Zaten gidip Bakanla görüştükten bir hafta sonra, Antep’te Başbakan dolmuş uçakları açıkladı. Başbakanda fazla detay bilmiyor. Bakan ne derse o da onu söylüyor. O zaman sen kendini mi kandırıyorsun. Yoksa beni mi kandırmaya çalışıyorsun. O herhalde bizi kandırıyor.

 

Siyasi gücün tavrı ne? Halen hatta Ankara’da yazdım. Adam gözümün içine baka baka 18 saatlik yolculuk olmaz dedi. Biz de ona plaket verdik. Tabii ki diyalog önemli. Ahmet Yalamanoğlu bir geçmişi ve birikimi olan birinin diplomatik yumuşak bir lisanla yaptığı girişimler önemlidir. Fakat Başbakana da gitsen netice alamayacaksın. Onun için Başbakana gitmeden önce, politika böyle yapılır. Hesap yapılmalı. Ben başbakana gideceğim, ki onunda randevu verip vermeyeceği de belli değil. Başbakandan olumlu bir şey çıkacak. Olumlu çıkarsa politikam bu, olumsuz çıkarsa bu diyerek planını yapacaksın ilk önce.

 

TOFED TODER birleşmesi sihirli değnek mi?

 

TOFED ve TODER meselesine de gelelim. Herkes de bir beklenti var ve bana da baskı yapılıyor. Birliktelik var mı diye?. Düşünüyorum da bu neyin birlikteliği. Sanki TOFED ve TODER birleşti. Şuan kötü bir noktada değiliz. Birleştiler, bütün sorunlar çözüldü. Sihirli değnek değdi sanki. Yok öyle bir şey. Daha önce TOFED kurulurken herkesin beklentisi, federasyon kurulacak, sorunlar bitecekti. Ama ne oldu. Yok. Beklentileri çok yüksek tutuyorsunuz. Benim anladığım kadarıyla bizim en büyük gücümüz, hükümet gücünü nerden aldı. Sandıktan. Benim gücüm de yolcumdan. Hükümete derim ki; uçağa da karşı değilim, diğerlerine de. Ama sen bunu diyemezsin. Bak alternatifin var diyemezsin. Otobüsçüler zaten bu uçaklardan sonra fiyat düşürdü diyemezsin. Ben üçkağıtçı değilim. Beni yok sayamazsın. Sayarsan, bende seni yok sayarım. Siyasi baskı yapacaksınız. Baskımız da ölçülü olacak tabii ki. Otobüsçünün her eve broşür koyabilecek gücü var. Hiçbir parti her eve bir broşür koyamamıştır bu ülkede.

 

Uçak öz evlat, otobüs üvey mi?

 

Bakan uçağı sürdürülebilir olmamaktan korkuyor. Onun için birbirinize girmeyin. Fiyatı arttırmayın diyor. Teker patlasın istemiyor. En zayıf noktası o. Benim zayıf noktam uçak. Benim 18 saat gittiğim yeri onlar bir saatte gidiyorlar. O zaman böyle bir savaşa girersin. Bu bir ekonomi ve akıl savaşıdır.

Baktın herkesi toplayamadın. Aklı başında, kurumsallaşmış firmalar var. Bunlar bizim ekmeğimizi elimizden alıyorlar. Benden alıp ona veriyor. Otobüsçülüğün standardını yükselt. Bir taraftan koltuk sayısı 150 olsun diyorsun. Bir taraftan kurumsallaş diyorsun. Diğer taraftan da göstermeden vurmaya çalışıyorsun. Şu an ki, karayolu kanunu ile, sivil havacılık kanunu veya ulaşım strateji ile örtüşmüyor bizimki. Bir sürü yasaklama var bizde. Orada her şey serbest. ÖTV ver bana ama, iki yıl sonra kaldır. ÖTV verirken de ne zaman kaldıracağını söyle. Ama bir sürü uçak var Trabzon’a. Olmasın o kadar. 10  tane olsun. Mantıken verdiğin hakkı geri alamazsın. Ama bundan sonra açacağın yerleri mesela, Uşağı açtın. Buranın kapasitesi belli. 20 tane uçak kaldıramaz burası. 10 uçağa ihtiyacı varsa, 5  tane kaldır. Bunu  bir sene sonra arttır.

 

Otobüsçü beyaz atlı prens bekliyor.

 

Birileri gelsin çözsün problemleri diye. Otobüs sektörü yapılanma sürecinde. Yeniden yapılananlar var, şekillendirenler var, birde seyredenler var. Seyredenler çoğunlukta zaten. Diyorum ki her zaman, piyasa şöyle, böyle demeyelim. Kendi işimize bakalım. Fırtına çıktığı zaman kimi duvar örer, kimi de yel  değirmeni yapar. Gelecek çok kötü den çok, benim otobüsüm firmam geleceğe lider girmesi önemli. Yapanlar var. Bakın, Kamil Koç, Metro yapıyor bunu. Gelecekle ilgili düşünen firmalar var yani. Kafa yoranlar var.

 

Sayın Latif Karaali’nin yazısı

Ulaştırma Dünyası – 26 Haziran 2006

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir