Dersine çalışmazsan, kaybedersin

GEÇEN hafta, Gazeteci Yavuz Donat’ın son kitabından alıntılar yapmıştım.

Demirel anılarından derlenmiş bir kitap… Süleyman Bey’den çıkarılacak çok dersler var.

Yine, kitaptan birkaç alıntı yapacağım.

 

HAZIRLIK

Uçağa bindik. Demirel ile İzmir’e gidiyorduk. Demirel “Kordon Toplantısı’nda” konuşacaktı.

Uçuş süresince sürekli “dosyalara” gömüldü.

Birkaç kez konuşacak… Soru soracak olduk. Baktık, Demirel bizi duymuyor. İzmir’e inince sorduk:

– Uçakta ne okudunuz?

Kusura bakma…. Uçakta seninle ilgileneme­dim… Uçakta, dersime çalıştım…. Eğer siyaset yapı­yorsan şunu unutma… İster mitingde konuş, ister ka­palı salonda… Seni dinleyenlerin her biri. birer hâ­kim gibidir… Onların önüne dosya koyacaksın… Kürsüye hazırlıklı çıkacaksın… Halkın önüne düz­gün bir dosyayla çıkmazsan… Kaybedersin.

 

YOLLAR YÜRÜMEKLE AŞINMAZ…

Sene 1968.

Ankara’da Adalet Partisi İl Kongresi yapılıyor.

“Dönem”, öğrenci hareketlerinin giderek arttığı bir dönem. “Gerginlik” giderek tırmanıyor.

İşte bu ortamda yapılan kongrede, Sefer Yılmaz adlı “heyecanlı bir delege” kürsüye çıkıyor.

– Bu gösteriler… Mitingler… Yürüyüşler neyin nesi?

Sonra da “hükümeti… vilâyeti… emniyeti suçluyor. Yürüyüşlere “izin verildiği” için.

“Göz yumulduğu” için.

Genel Başkan Demirel de kongrede. Söz istiyor. Demirel “Sefer, beni iyi dinle” diye başlıyor. Cebinden Anayasa’yı çıkarıyor; okuyor:

… Herkes silâhsız ve saldırısız gösteri… Yürüyüş yapma hakkına sahiptir…. Demirel devam ediyor:

– Sefer, buna karşı mı çıkacağız? İtirazın mı var?.. İn­sanların birlikte olması, protesto hakkını kullanması iyi bir şey… Tabanı kuvvetli olan varsın yürüsün… Yollar yürümekle aşınmaz… Yeter ki işin içine şiddet, silâh, saldırı karışmasın. .

Demirel “yollar yürümekle aşınmaz” sözünü işte ilk kez “orada” söyledi. Bu söz “Demirel Klasiği” oldu.

 

MEZARLIK…

1980 Öncesi… Demirel, Meclis kürsüsünde. Konuşması bitince CHP Grup Başkanvekili Ali Nejat Ölçen ayağa kalktı.

Meclis Başkanı’ndan izin alarak sormaya başladı. Bir değil, “bir dizi” soru soruyordu. Herkes sabırla dinledi. Meclis Başkanı dedi ki:

  Sayın Başbakan, bu sorulara daha sonra yazılı cevap verebilirsiniz.

Ali Nejat Ölçen de “yazılı cevaba” razıydı. Başbakan Demirel “hayır” dedi.

Hepsini şimdi cevaplandıracağım. Ve Ali Nejat Ölçen’e döndü:

– Lütfen elinizdeki listeyi… Soruları verir misiniz?

 

Ali Nejat Ölçen “yatırımların” listesini çıkarmış. Barajlar… Yollar… Köprüler… Sorular şu şekilde:

– Ne safhada? Neden bitmedi?.. Neden gecikiyor?

Demirel, başladı konuşmaya.

– Sayın Ölçen şu barajı soruyor… Geçen ay bu ba­rajın yapımı bitti… Falanca yolu soruyor… İnşaatı de­vam ediyor…

Başbakan soruları “tek tek… Ayrıntılı biçimde” ce­vaplamaya devam edince, CHP’liler Ali Nejat Öl­çen’e “bizi sıkıntıya soktun” dercesine” bakıyordu.

Demirel birkaç saniye sustu. Kürsüden CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit’e baktı. Sonra soru sahibine…

Ve ardından genel kurula seslendi:

– Sayın Başkan… Değerli milletvekilleri… Sayın Öl­çen bana ‘Devrek-Zonguldak yolu ne zaman.bitecek’ diye soruyor. Bu yol, altı ay önce bitti… Aranızda Zonguldak milletvekilleri de var. Acaba seçim bölge­lerine gitmiyorlar mı? Bu yoldan hiç geçmediler mi?

Aynı akşam Demirel’le idik.

“Ali Nejat Bey’i zora soktunuz” dedik.

Demirel “ciddi bir yüz ifadesiyle” şöyle dedi:

– Eğer dersine iyi çalışmazsan… Eğer kime, ne za­man, neyi soracağını hesaplamazsan… Meclis bir me­zarlık oluverir… Gömülürsün… Ey Ali Nejat Bey!.. Demirel’e bu soruları sorarsan… Gömülür gidersin.

 

AYI

Öküzü kaybolan köylü, Kaymakam’a koşmuş:

– Öküzümü kaybettim… Tarlayı nasıl süreceğim?

Kaymakam “kayıp hayvan idaresini” aramış.

– Ahmet Ağa’nın öküzü kaybolmuş… Sizde hiç öküz var mı?

Karşı taraf demiş ki:

– Hayır yok… Ama bir ayı bulduk, o var.

Köylü ne yapsın “olur” demiş.

– Biraz zor olacak ama, tarlayı ayı ile sürerim…

Kayıp hayvan idaresine gitmiş. İdarenin müdürü köylüye sıkı sıkı tembih etmiş:

– Bu ayı, terbiye edilmiş ayı… Ne dersen yapar… Fakat ona sakın “ayı” deme… Dediğin anda… Ne yapacağı belli olmaz.

Ahmet Ağa ayıyı almış, köye gitmiş. Tarlayı sür­meye başlamış. Ayı gerçekten lâf, söz dinliyormuş ama… İş yaparken sağa sola zarar veriyormuş…

Sonunda köylü dayanamamış. Ayıya demiş ki:

– Ben senin ne olduğunu çok iyi biliyorum bil­mesine ama… Müdür beye sözüm var… Adını söy­leyemiyorum.

 

Çankaya’dan indikten sonra Demirel’e bir gün “önemli bir siyasetçi” geldi. Ve dedi ki:

– Efendim… 5 artı 5 nasıl oldu da Meclis’ten geç­medi? İnanamıyorum… Oysa, sizin Cumhurbaşkanlığı’na bir dönem daha devam etmenizi o kadar çok istiyorduk ki.

Oysa, o siyasetçi 5 artı 5’e oy vermeyen… Partisindekilere de oy verdirtmemek için uğraşan biriydi.

Ve Demirel onun “ne olduğunu” çok iyi biliyordu. O siyasetçi Demirel’in yanından ayrılınca… Demirel, yakın çevresine “yukarıdaki fıkrayı” anlattı.

 

Demirel’den anı çok.

Bu hafta da bu kadar!..

 

Latif Karaali, Güle Güle Gazetesi

13-19 Mart 2006, Sayı: 426

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir