Otobüsçünün kaderi bu!

2005′te neler yazmışız?

Yazılarımdan bazı özetler vereyim.

2004’ü kapatırken, “Umudunuzu Kaybetmeyin” demiştik…

“…. Özellikle uçakların indiği illerdeki otobüsçüler tedirgin…

Otobüsçülük etkilendi.”

Yazının özeti böyle. Şöyle bitirmiştik: “Otobüsçüler, kendi göbeğini kendi kesmeli. Kendi şirketini kendi işletmeli.

Bu işe yatırım yapanlar…  

İnsana yatırım…

Eğitime yatırım…

Yönetim şeklini yenileyenler, şirketini yenileyenler para kazanacak.

Türkiye gelişecekse, otobüsçülük geri mi kalacak?

Gelişmiş Almanya’da bugün otobüs yatırımı yok mu?

Türkiye gelişecekse, otobüsçülük de gelişecek.”

 

2005 Ocak ayında bir başka yazıdan:

“…. Sektörde bir yakınma var:

‘Maliyetler yükseldi. Herkes kontak kapatacak. Firmalar kapanacak. Bu maliyetlerle bu iş yapılmaz…’

Ben 30 yıldır bu sektördeyim.

Bu nakarat hep söylenir.

Söylenir ama, firma sayısı artar.

Otobüs sayısı artar; azalmaz…

Bazıları bu sektöre girer-çıkar.

Bu, ekonominin gereğidir.

Ekonomi; samimiyetle, duyguyla hareket etmez. Piyasa herkesten büyüktür.”

 

Bir de “Eli Öpülecek Adam” diye bir yazımız var. Bir dostum nakletmişti. Bir “baba vasiyeti“ydi. Cabra’nın babasının vasiyeti: .

 

“… Rahmetli babam; ‘oğlum, hayatta senden daha puşt birisini görürsen, rastlarsan o puştun elini öp’ derdi.

Bu yaşıma kadar benden puşt bir seni gördüm. Bunun için üç kere elini öptüm…”

 

Yeni Travego çıktı. Yeni Travego ile ilgili “Digital Otobüs” diye bir yazı yazdım. O yazı’dan:

“… Otobüslerde elektronik donanım kullanılmaya başlandı ya…

Otobüsçü dertli.

Otobüsçü istemiyor otobüsünün digital olmasını…

Ama, otobüs biletlerini digital ortamda kesiyor.

Bir tuşa basıyor, bütün bilgiler önünde…

İşlemler kompütürle yapılır… 444’lü telefon kullanır otobüsçü. Kullandığı cep telefonu digital.

Yeni Travego’nun tanıtımında gördüm: Hacı Zeki Kızılkaya’nm elinde, digital fotoğraf makinesi vardı.

Yeni digital otobüsün fotoğraflarını çekti…”

 

Tek Rakibim THY” diye yazmışız.

İlhan Aksoğanoğlu ile sohbetten:

“… ‘İşler nasıl’ dedim, ‘iyi’ dedi ama, devamla:

‘Alışkanlıktan iyi diyorum. Rekabete başladık.

Bilet fiyatları 20 milyon oldu.

‘Kimle rekabet ediyorsunuz’ diye sordum. Direktör gülerek cevap verdi: Uçaklarla…” Yazı şöyle bitmiş:

“…. Evet, ner’den nereye…

Hani bir söz vardı ‘Tek Rakibim THY’ diye… Gerçek oldu.

Şimdi otobüsçü, uçaklarla rekabet ediyor…”

 

Yokluk içinde üretimden bahsetmişiz…

70’li yıllar…

“…. Bugün digital otobüsten bahsediyoruz. Türkiye’de üretilip dünyaya satılan otobüsleri konuşuyoruz.

Salih Dilli yazmış ‘Otomarsanlı Yıllar’ı…

Salih Dilli’nin kitabından: ‘Yoklar listesine hergün bir veya birkaç kalem ekleniyor.

Boya yok… Lastik yok… Mazot deposu yok… Jant yok… Bijon saplaması yok… Kontrplak yok…

Kısaca; ne ararsanız yok! yok…. Yok…

Fabrikada yoklar için çözüm aranırken; dışarıda yağ, şeker, sigara, kahve ve ampul yok.”

Bir de; 70’li yıllarda otobüs fiyatını devlet belirlerdi.

Otobüsün fiyatını bile Bakanlık tesbit ediyordu. Fiyatı düşük veriyordu. Onun için otobüs fiyatına;

ön cam perdesi, şoför şapkalığı, cant kapakları aksesuar diye yazılıyordu faturaya.

Hatta otobüsün önünde ve yanlarında bulunan Otomarsan yazısı, Mercedes yıldızı bile faturaya aksesuar olarak geçiyordu. Bugün öyle mi?..”

 

Başka bir yazının konusu, bilet fiyatları…

“… Bilet fiyatları yükselemiyor.

Neden zam yapılamıyor?

Artık yalnız değiliz.

Eskiden; hatta çok değil, birkaç yıl önce: ‘Biraraya gelelim, fiyatları arttıralım…’

Bugün, bunlar mümkün mü? İstediği gibi bilet fiyatlarını arttırabilir mi otobüsçü?

Artık otobüsçü şapkasını önüne koyup düşünmeli. Maliyetleri… Gider kalemlerini… Haklarını… Otobüs bakım-onarım masraflarını gözden geçirmeli ve kurumsallaşmalı.

 

“Motorun sesini dinlemek” diye bir yazımız da var:

“…. Allah rahmet eylesin; Mercedesçi Ali Usta anlatmıştı: ‘312 Mercedes motoru düzgünse, şınnn… şınnn…şınnn diye çalışır. Bize keyif verirdi bu sesi dinlemek. Karşısına geçer, keyifle sigaramızı içerdik.

Mercedes O 3211er vardı. O 322’ler de… Egzosttan dinliyordum. Sesten arızayı tesbit ederdik.

O zaman parça yok. Parça bulmak zor… Arabacı gelirdi; ayna-mahruti kırık. Araba O 321… O 322’nin ayna-mahrutisini buldum. Ayna-mahruti büyük; yerleşmez. Tornaya gidiyoruz. Etrafını al, sonra yerleştir…

O 321’i de O 322’ye uydururduk. Yine tornada… Şimdi bizim tamirciliğimiz bitti…’

Mercedesçi Ali Usta o gün şunu söylemişti: Otobüsçünün kaderi bu; Rekabet… Rekabet, otobüsçünün kaderi…”

Yeni yılınız kutlu olsun…

 

 

Latif Karaali, Güle Güle Gazetesi

26 Aralık 2005- 1 Ocak 2006, Sayı: 415

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir