‘Güçlü’ ya da ‘Zayıf’

DEMOKRASİLERDE 3 kuvvetten bahsedilir.

…Ve kuvvetlerin eşitliği ve ayrılığı prensibi geçerlidir.

Yasama; yasaları yapan parlamento…

Yürütme; hükümet.

Yargı; bütün mahkemeler…

Bir de bu güçlere “4’üncü kuvvet” olarak “medya” eklendi.

4’üncü kuvveti de “5’inci güç”; sivil toplum kuruluşları, örgütleri izliyor.

Batı’da önce “hükümet dışı örgütler”

(non-govermental organisation) çıktı.

Türkçe’ye “sivil toplum kuruluşları” olarak tercüme edildi.

…Ve yumuşatıldı.

Tercümesi bile asıl felsefesini tam yansıtmıyor.

Zaten sivil toplum örgütleri de “hükümet dışı organizasyonlar” olarak çalışmıyor.

“El indir-kaldır” şeklinde işliyor sistem.

Temsilde zafiyet var.

Üyeler de kaderine razı gibi…

Derneklerle ilgili tanımlar var.

Kabul görmüş bir tanım:

Demekler, sivil toplum kuruluşlarıdır.

Nedir sivil toplum kuruluşları?

“Vatandaşların ortak bakış, ortak çıkar, ortak duyarlılık, ortak talep vb. temelinde gönüllü olarak biraraya gelerek; devletin hukuki, idari, üretici ve kültürel organlarının dışındaki alanda meydana getirdikleri dernek, vakıf, sivil girişim, platform, ilişki ağı ve benzerlerinden oluşan yapılara ve etkinliklere sivil toplum kuruluşları (STK) denir.”

Sivil toplum kuruluşlarının önemli özellikleri ve vasıflan vardır.

* STK’lar devlet aygıtının bir parçası değildirler. Devlete karşı hem yönetim ve hem de mali açıdan özerktirler.

* STK’lar kendilerine çıkar sağlamayı hedeflemeyen bir amaç etrafında örgütlenirler.

* STK’larda içsel hiyerarşi çok önemli değildir.

* STK’lar; yönetim için değil, haberleşme ve koordinasyon için kurullar oluştururlar; yatay ilişki temelinde faaliyet gösterirler.

* STK’lar; amaçladıkları hedefe göre yapılanırlar. Genel bir siyasi program oluşturmaya kalkışmazlar.

 

Şu an bizim derneklerimiz de Ulaştırma Bakanlığı ile görüşüyor.

Sayın Bakan, kendileriyle görüşen ve sorunları aktaran dernek yöneticilerine özetle şöyle diyor:

“Artık dünyada taşımacılık konseptleri değişiyor. Taşımacılık konseptimizi biz de değiştireceğiz. Bir uçtan bir uca uzanan karayolunu otobüsle gitmeyeceğiz.

Yavaş yavaş kombine taşımacılık uygulamalarına geçecek altyapıyı hazırlamamız, arkadaşlarımızın da zihnen buna hazırlanması lâzım.”

Sayın Bakan’ın Müsteşar Yardımcısı Barış Tozar da fikrini belirtiyor ve “Karayolunun, yolcu taşımacılığı sistemi içersinde payının mutlaka düşürülmesi” gerektiğini söylüyor. “Karayolu yolcu taşımacılığı sektörünün mutlaka küçülmesi”

gerektiğinden söz ediyor.

Sayın Başbakan:

“THY ve diğer sivil sektör hava taşımacılığındaki rekabet, Türkiye’de başka sektörleri de etkilemiştir. Sadece karayolu taşımacılığını bile balanse etmiştir. Orada kaliteyi arttırmıştır. Sürekli zam olayını etkilemiştir. Halkımıza olumlu bir şekilde yansımaya başlamıştır.” Evet… Böyle diyor Sayın Başbakan.

 

Gerçek şu:

Hükümet; yolcu taşımacılığında deniz ve özellikle havacılığın payını arttırma çabasında.

Zaten Bakan “18 saat otobüs yolculuğu olmaz”, “uzun mesafelerde otobüsle yolculuk olmaz” diyor.

Gerçek niyet bu.

Ama… Bir başka “gerçek” daha var:

Yakın gelecekte, orta vâdede, temel taşıma aracı otobüs olacak.

Ulaştırma Ana Plânı‘nda açıkça görülüyor bu.

Peki… “Ana taşımacı” otobüsçüyü neden zora sokuyorsunuz?

Kâmil Koç ve Hacettepe Üniversitesi işbirliği ile geçenlerde bir sempozyum yapıldı. Sempozyumda konuşan Sayın Sema Gülez önemli noktalarda tesbitler yaptı. Özetleyeyim:

“Ulaştırma alanında, popülist politikalarla marjinal bir sektör yaratılmıştır.

Karayolu taşımacılığı kontrolsüz büyümüştür. Raylı sistemin, denizlerin, havayolunun ulaşımda paylarının artmaması devletin politikalarının sonucudur. Etkin kullanılmamaktan hükümetler sorumludur. Ama, yıllar süren ihmallerin faturası otobüsçülüğe kesilmektedir.

Taşıma modları arasında denge sağlamak doğru bir hedef. Ama, bu hedefe ulaşmak için seçilen yollar yanlış. Bir kesime yüklenirken, diğer kesimlere destek veriliyor ve özellikle havada kontrolsüz büyüme yaratılıyor.

Hadi… Hükümet zora sokuyor…

Ya otobüsçü sivil toplum kuruluşları, dernekleri ne yapıyor?

Toplantı düzenliyorlar.

“Sayın Bakan’ın himayelerinde…”

Ulaştırma Bakanı’nın…

Plâketle ödüllendiriyorlar. Alkışlıyorlar… Dernek yöneticileri bakanlarla toplantının sonuçlarını üyelerine duyuruyor.

İç yazışmalarda bile “Sayın Bakan’ın emir ve direktifleriyle” toplantı düzenlendiğinden söz ediliyor. Turizm Bakanı’nın…

İşte bu yaklaşım; sivil toplum kuruluşu felsefesine aykırı.

Derneklerin “seçilmiş” yöneticileri; “otobüsçülerin sorunlarını çözmek-hükümetle  iyi geçinmek” arasında sıkışmış kalmış…

Peki…

Bütün Türkiye’deki otobüsçüler ne yapıyor? Sessiz…

Bu gösteriyor ki;

Ya dernekler güçlü değil…

Veya otobüsçüler zayıf…

 

 

Latif Karaali, Güle Güle Gazetesi

19-25 Aralık 2005, Sayı: 414

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir