Kiev’de ölüm maçı

MERCEDES-Benz otobüsçüleri Kiev’e götürdü. Ukrayna-Türkiye maçına…

Ukrayna maçı, gruptan çıkmak için hayatî önem taşıyordu…

Galip gelirsek, şansımız sürecekti…

Puan kaybedersek, havlu atacaktık. Maç da, seyahat de keyifliydi.

Duyduklarımı-gördüklerimi anlatayım.

 

Otele geldik…

Resepsiyona yanaştık, bir tane küçük “rezervasyon kartı” verdiler.

Rezervasyon kartında “8. Kat” yazıyor.

8’inci kata çıktık. Her katta, ayrı bir “kat görevlisi” var. Kat görevlisine kartı gösterdim ve kapı anahtarını aldım.

Kat görevlisi, önündeki deftere ismimi yazdı. Bu sırada gözüm kat görevlisinin çalıştığı bankonun üzerindeki yazıya takıldı. “Lütfen odanızın telefon parasını burada ödeyiniz” yazıyordu.

 

Kiev, pırıl-pırıl bir kent…

İnsanları çok canayakın ve medeni…

Maçtan sonra bizi alkışladılar.

Kentte gezerken de öyle…

Her yerde el salladılar.

Yolda karşılaştığımız Kievliler bayrak-flâma istedi…

 

Kiev, yemyeşil… Şehrin yüzde 60’ı yeşil.

Kestane ağaçları çok fazla…

Bir de kavak ağaçları… “Kavak” dedik; bilirsiniz, hani bizde güzel, boylu-poslu kızlara “selvi boylum” denir ya, Ukraynalılar da “kavak gibi kız” dermiş…

 

 

Ukrayna’da tek bir Lenin heykeli kalmış.

O da Kiev’de…

Diğerleri sökülmüş…

Neden, sadece bir Lenin heykeli var?

Heykel, birebir ölçekte.

Heykel sanatı dalında dünyada ödül almış bir heykeltraşın ürünü. Özelliği şu: Ressam ve mimar olan heykeltraş, eserini yapmadan önce Lenin’in yüzünden “mask” çıkarmış…

Heykelin boyu; 1.68 metre.

Lenin’in de boyu 1.68 metre.

Lenin’e benzeyen tek heykel.

Onun için sökülüp atılmamış…

 

Bir başka heykel gördük.

Savaş Müzesi‘nin yanında…

108 metre yüksekliğinde, 500 ton ağırlığında…

Titanyumdan yapılmış…

Heykelde; bir kadın, bir elinde kılıç, bir elinde kalkan… Vatanını koruyor.

“Neden kadın” diye sordum. “Çünkü” dediler ve eklediler: “Kadın, aileyi toparlar. Kadın, bereketi simgeler. Kadın, vatanı simgeler.”

“Aile” önemli Ukrayna’da…

Aileye ve aile birliğine önem veriyorlar. .

 Evli Ukraynalı erkek bir başka kadına giderse ve karısı, kocasını patronuna şikâyet ederse, adamın işten atılması mümkün…

 

Ukrayna; çok verimli toprakları olduğu için tarih boyunca istilâya uğramış, saldırı altında kalmış bir ülke. En büyük yarayı 2’nci Dünya Sayaşı’nda almışlar.

İkinci Dünya ve Afganistan Savaşları’nda . erkekler kırılmış.

Bu yüzden, kadın nüfusu fazla…

2’nci Dünya Savaşı’nda yaşadıklarını, savaş âletlerini, uçakları, silâhları, savaş kalıntılarını “Savaş Müzesi“nde sergiliyorlar.

Bu devâsâ heykel de, Müze’nin arkasında heybetle duruyor.

“Savaş Müzesi“nin en ilginç eserlerinden biri, bir eldiven… Almanların, Ukraynalı insan derisinden yaptıkları bir eldiven…

“Kadınlar Çukuru“nda 300 bin kadın
öldürülmüş.

İşgal sırasında Naziler Ukraynalılara “davetiye” göndermişler. Davetiyede “değerli eşyalarınızı alın ve gelin” diye yazıyormuş.

“Şerefli davetiye”…

…Ve davete uyup gelenleri öldürüp, kemiklerini öğüterek tarlalara dökmüşler.

 

Toplama kamplarında ortalama ömrün 9 ay olduğunu öğreniyoruz. Gaz odalarında her 15 dakikada 15 kişi ölüyormuş

“Her ölen insan için bir dakika saygı duruşunda bulunsak, 15 yıl bekleriz” diyorlar.

3-8 yaş çocuklar üzerinde, laboratuarlarda “denemeler” yapmışlar. 10 yaşındaki çocukların tüm kanlarını çekip, Alman askerlere vermişler.

 

 Bir de “maç” anlatayım size. Bizim maçı değil. Bir “ölüm maçı”nı anlatacağım.

12 Haziran 1942… Kiev, Alman işgali altında. İşgal kuvvetleri dış dünyaya bir “mesaj” vermek için spor karşılaşması düzenlemek ister.

12 Temmuz 1942’de; Kiev’in Dinamo takımı, Almanlarla bir maç yapmaya ikna edilir.

Alman Silâhlı Kuvvetler Takımı ile Dinamo arasında maç başlar. Devre 2-1 Dinamo‘nun galibiyetiyle biter. Alman komutan Eberhardt, soyunma odasına girer ve Dinamolu oyuncuları kurşuna dizmekle tehdit eder.

Ikince yarı başlar. Skor 4-1 olunca, Alman komutan stadı terkeder. Hakem maçı erken bitirir. Almanlar kızgındır. “Rövanş” isterler.

17 Temmuz 1942’deki rövanş maçına çok güçlü birtakım çıkarırlar.

Kievli futbolcular maç skorunun hayatlarına mâl olacağını bile bile sahaya çıkar. Sonuç: 6-0. Ukraynalılara 3 gün düşünme payı verirler.

“Ya yenilirsiniz, ya öldüreceğiz” derler.

9 Ağustos 1942 tarihinde maç yapılır ve Almanlar tekrar kaybeder. Futbolcular tutuklanır.

5 gün sonra futbolculardan Nikolay Korotkih, Nikolay Trusevich, İvan Kuzmenko ve Aleksey Klimenko stadta kurşuna dizilir.

Sahada kurşuna dizilerek “galibiyetin bedeli”ni ödeyen bu takımın hikâyesi “Victory” adlı bir John Huston filmine de ilham vermiş.

Başrollerinde Pele, Sylvester Stallone ve Michâel Caine’nin rol aldığı film, bizde “Zafere Kaçış” adıyla gösterilmişti.

 

Latif Karaali, Güle Güle Gazetesi

19-25 Eylül 2005, Sayı: 401

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir