Kimse düşünmedi..

OTOMARSAN’ın ilk genel müdürü Sayın H. Tahsin Önalp ile sohbetimize devam ediyoruz…

Tahsin Bey anlatıyor: “Milli Eğitim Bakanlığı hesabına Almanya’da tahsil yaptım. Zürih’de doktora yaptım.

1930’lu yıllarda Atatürk’ün direktifiyle kurulacak olan yüksek mühendislik mektebinin hocalarından biri olmak için bizzat Atatürk’ün talimatlarıyla gönderildim Almanya’ya.

3 sene arka arkaya 10’ar kişilik grup, toplam 30 kişi gittik. Maalesef 2. Cihan Harbi’nin patlaması nedeniyle Ankara’da bu üniversite kurulamadığı için, bizler de Türkiye’ye döndüğümüzde çalışacak yer bulamadık.

Ben Milli Eğitim Bakanlığı hesabına 10.5 sene dışarıda okudum, devletin parasıyla doktora yaptım. 3 yıl sonra bana ‘seni Ankara teknik okuluna mekanik öğretmeni olarak tayin edelim’ dediler.

Böyle çıktılar karşıma.

Benim teknik okulda ne işim var?

Kariyerim başka! Bu yüzden kabul etmedim.

Karayolu Genel Müdürlüğü Şose ve Köprüler Reisliği adam arıyordu. Gittik.

Beni 10 seneyi aşkın bir süre Almanya’da okutan müessese iş veremezken, kadro bulamazken Karayolları Genel Müdürü bana 5 dakikada ’30 lira yevmiye ile gel başla’ dedi.”

Evet…

Kendini böyle tanıtan H. Tahsin Önalp, Otomarsan’ın ilk genel müdürü… Kurucu Genel Müdürü…

Otomotiv sanayiinin hayatta olan en eski mensubu…

 

Otomarsan günleriyle başlayalım…

“Mercedes uzun yıllar Türkiye’de

herhangi bir tesis kurmayı düşünmedi.

İhtiyaçlar arttıkça, Türkiye’nin döviz imkânları daraldıkça, montaj sanayii bünyesinde, hiç olmazsa az parayla daha fazla araç alınabilecek bir düzen kurulmaya başlanmıştı.

Montaj sanayiinin temelinde bu düşünce yatar.

Yerli katkıyı yavaş yavaş arttırarak, zamanla heyet-i umumiyesini yerli yapabilirdik.

Ve böylece Türkiye’de yılda 240 otobüs imal etmek üzere Otomarsan kuruldu. Bu bir ihtiyaç tabii…

1967 senesinin başlarıydı. Şirket henüz kurulmuştu. Ben intisap ettim.

68 başında ilk otobüsü banttan indirdik. 8 Haziran İ968’te de resmi açılış yaptık.

Gerçekten zor kuruldu Otomarsan… Rahmetli Ahmet Veli Menger Mercedes’i ikna etmek için çok uğraştı.”

Türk hükümetlerini ve bürokratlarını ikna etmek daha da zordu.

Tahsin Bey devamla:

“Mercedes buraya kolay kolay gelmek istemedi. Hiçbirşey yok… Parça yok… Yetişmiş eleman yok… Yetişmiş kadro yoktu. Almanya’dan dönen işçiler vardı…

Sanat okulu mezunlarını aldım, mühendis yaptım.”

 

Ben soruyorum: Sayın Önalp, çok zorluk çektiniz?

Önalp: “Kolay bir iş değil… Evvelâ montaj yapıyorsunuz, devletle uğraşıyorsunuz… Devletin imkânları kısıtlı…

Mahdut bir dövizle, muayyen bir faaliyeti icra etmek için mümkün olduğu kadar zorluk çıkartıyor.

Siz o parayla, aldığınız tahsis ile otobüs parçası getireceksiniz. Motor getireceksiniz…

Dövizinizin müsait olmadığı andan itibaren ana aksamı getiremezsiniz ve otobüs yapamazsınız.

Bu yüzden ihracata yöneldim. O benim kurtarıcım. O benim dövizim…

İhracatı yaparım, kendi dövizimi kendim sağlarım.

İhracat olmasaydı, döviz bulamayacaktım. Kredi bulmak da zor.

Bankaların güveni yok.

O zamanın bankacılığı, herşeyi gayrimenkula endekslemişti. Varsa gayrimenkulun, para alabiliyorsun. Ama, fabrikaya zor veriyorlar krediyi.”

Evet… Menderes‘i ikna etmek de

zor olmuştu…

İhtilâl oldu, iş 1967’ye sarktı.

İhtilâl olmasaydı, Otomarsanın kuruluşu 1960’da olabilirdi.

elki de…

Rahmetli Adnan Menderesin otomotiv sanayiine büyük etkisi var.

Sadece Mercedes‘te değil…

“Magirus olayında da… Magirus‘u kuran İzzet Ünver, Menderesin terzisiydi.

 

“Daha ürün çıkmadan Türkiye sathında servisleri plânladık. 10 yerde bayi ve servis ağı kurduk. Karayolu Teşkilâtı, başlangıçta Türkiye’nin 10 bölgesinde örgütlenmişti. Otomarsan’a, Karayolları tecrübemi taşıdım. Nerede teşkilât kurulması gerektiğini araştırarak bulmuştuk Karayollarında…

Stratejik bölgeler…

Türkiye’nin ihtiyacını karşılayacak bölgeler…

Bana ‘sen nerden biliyorsun bunları’ derlerdi. Yahu, Karayolları Genel Müdürlüğü bölge teşkilâtını kurmadan evvel nerde bölge teşkilâtı kurulması gerektiğini etüd etmiş ve kararını vermiş.

Bunlar bilgi ve araştırmaya dayanan kuruluşlardır.

Karayolları Bölge Müdürlükleri bir strateji gereği oluşturulmuş ve iyi işleyen kurumlar olmuş.

Dün de, bugün de durum böyle…”

 

“Biz yavaş yavaş yan sanayii desteklemeye başladık. Onlara imkân vererek, proje hazırlayarak hatta maddi destek vererek onların gelişmesinde katkıda bulunduk.

‘Montaj ve ambalaj’ diye alay mevzuuyduk.

Kimse inanmadı Türkiye’nin 40 senede bu seviyeye geleceğine… Bu günleri kimse düşünemedi.

Hoşdere 2 Fabrikasını görünce nereden nereye
görüyorum.”   

 

 

Latif Karaali, Güle Güle Gazetesi

29 Ağustos – 4 Eylül 2005, Sayı: 398

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir