Bugünlere kolay gelmedik

SEKTÖR hareketli…

Gündem yoğun…

TOFED’in Zirvesi’nden sonra, hafta sonunu da Malatya’da geçirdim.

Bu yoğun gündem yüzünden yazılar bölük-pörçük çıkıyor.

Saffet Ulusoy‘un “Aklımda Kalanlar” kitabıyla “hâtıralar”ı naklediyordum, araya TOFED Zirvesi girdi.

Zirve’ye panelist olarak katıldım ve bir “sunum”da bulundum.

Yaptığım sunumu ana hatlarıyla geçen hafta köşeme almıştım.

Fazla birsey yazmak istemiyorum.

Konu ile ilgili haberleri sektör gazeteleri veriyor.

Ben yine Saffet Bey’in kitabına döneyim.

 

“Zor günler”i anlatıyor Saffet Ulusoy. Yolların olmadığı günleri…

Trabzon’dan kalkıp Erzurum’a, Kars’a yolcu götürüyorlar…

Araçlar mı?

Tabii ki. kamyondan bozma.

İşte bir anı:

“…Çavuşoğlu Mehmet’ten 1948 model Chevrolet marka bir kamyon almıştık. 9 bin 700 liraya aldığımız bu kamyona, 3 bin lira­ya kasa yaptırıp otobüs haline getirmiştik. Erzurum-Kars arasında bu otobüsle altı-yedi ay çalıştık.

Geri döneceğimiz zaman, masrafları çık­tıktan sonra 6 bin 500 lira para biriktiğini gördük. Neredeyse otobüsün parasını çıkara­cak kadar kazanmıştık.

Trabzon’a dönerken Kop Dağı’nın etekle­rine indiğimizde, motordan sesler gelmeye başladı ve yatak sardı.

Elbette tamir etmek zorundaydık. Silindir kapağını, karteri söktüm, piston kolunu çıkar­dım ve aracın altına yatarak kranka zımpara yaptım. Güzelce temizledim. Piston kolunu da zımpara ile temizleyerek düzelttim. Bir gün içerisinde sökülenleri yerine takarak motoru çalışır duruma getirdim ve yola devam ettik.”

 

Bunları anlatırken Saffet Bey, “bunca yıl sefer yaparsan ve gençliğinin çoğu yollarda geçerse, elbette arıza ile karşılaşma oranı ar­tacaktır” diyor ve bir arıza hikâyesi daha naklediyor:

“…1949’da Trabzon’dan Samsun’a 1948 model ‘Yeşilova’ otobüsümüzle yolcu götürürken yaşadık. Giresun yakınlarında, tam da Yağlıdere Köprüsü’nün üzerindeyken aracımız kovan kırdı. Yolcular otobüsü iterek köprüden geçirdiler. Göreleli Mehmet Salih Karakullukçu’ya ‘otobüsünü alıp gelsin, yolcuları ona aktaracağız’ diye haber gönderdik. Onu beklerken kovanı söktük. Mehmet Salih otobüsüyle geldi. Yolcularla birlikte kovanı da otobüse yükledik ve Giresun’a kadar geldik. Kovanı buradan da gemi ile Trabzon’a götürdük ve kırılan parçanın yerine yenisini taktırıp, otobüsün kaldığı yere bir kamyonla getirerek monte ettik. Sonra da Giresun’a geçerek bu kez de oradan yolcu aldık ve Trabzon’a geri döndük. Bu yolculuğumuz bu arızalar nedeniyle karlı olmadı.

 

Bu ‘kovan’ dediğimiz şey, öyle kolay sökülüp takılan bir şey değil. 2.5 metre boyunda, 125 kilogram ağırlığında kocaman bir metal yığını. Diferansiyelin dış kabı görevini gören ve makaslara bağlandığı için bozuk yollar nedeniyle sürekli darbe alan bir parça.”

 

“…1953-1954 yıllar’ı arasında yine kamyonlarla Trabzon ile Doğubeyazıt arasındaki taşımalarımız devam etti. olmuyordu. Trabzon’dan Kars’a 32 günde gidip geldiğimiz zamanları hatırlarım.

Yine 1953 yılının sıcak bir yaz gününde Cemal ile Kars’tan dönüyoruz. Kamyonumuz buğday yüklü. Çuval içindeki buğdaylar kasaya güzelce dizilmiş olduğu için, üzeri  dümdüz duruyordu. Cemal, yükün üzerin Esat Efendi’nin garajından 15 tane yolcu bindirmiş.”

 

“… Araçta yer kalmadığı zamanlarda yolcu taşıyan kamyon ve otobüslerde şoförün sol tarafına, yani kapıyla şoför arasına bile yolcu sıkıştırılırdı. Buna “koltuğa yolcu almak” denirdi…”

 

“… Ekmeğin karneyle satıldığı bir dönemden sonra oldukça olumlu görülen bu çalışmalar, 1957 yılına kadar devam etti. O yıllardan sonra Türkiye’de maddi sıkıntılar görülmeye başlandı. Lastik, benzin gibi mallar karaborsaya düştü…”

 

“… Türkiye gerçek otobüsle 1950’den sonra tanıştı. Türkiye’deki ilk otobüsler, daha önce belirttiğim gibi kamyon şasesi üzerine oturtulmuş otobüs kasası şeklindeydi. Bir tek Kamil Koç firmasında ‘balta burun’ denilen Mercedes marka otobüsler vardı….”

 

“… Sıkıntılı  dönemlerdi. Otobüste yer ayırtmak için biri bugün gelir yazılır, ertesi gün beş on kişi daha yazılır ve otobüsler 20-25 kişi bulununcaya dek günlerce beklenirdi. Kalkış saati, hatta günü belli olmaksızın sefer yapıldığı için, düzenli bir varış saati ya da günü de olmuyordu. Yoldaki duruma göre konaklayarak gidiyorduk. Örneğin; Vakfıkebir’de bir gece konaklayıp, ertesi gün yola koyuluyorduk.”

 

Anıları yazmalı…

Sektör nereden nereye, nasıl gelmiş; genç kuşak bilinmeli.

Sektör bugünlere kolay gelmedi.

Latif Karaali, Güle Güle Gazetesi

13-19 Haziran 2005, Sayı: 387

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir