Ah şu bürokrasi!

TÜRKİYE’de herkes yabancı sermayeden yana.

Herkes “yabancı sermaye gelsin” diyor.

Hükümetler de öyle…

Ancak; Türkiye’de yabancı sermaye var.

Hem de önemli ölçüde…

Demek ki sayı itibariyle daha çok yabancı sermayenin girişi isteniyor.

İsteniyor amma…

Yabancı sermaye ürkek…

Türkiye’de iş yapan yabancı sermaye şirketlerinin birtakım “sıkıntılar”ı var.

Yıllardır önlenemeyen sıkıntılar…

Basit sıkıntılar…

Bu sıkıntıların meydana getirdiği “komik” anılar var.

Türk şirketlerle, işbirliği yapan yabancı şirketlerin yöneticileri tarafından yaşanan “garip” olaylar…

Çalışıp, faaliyet gösterdiği halde “yetkili makamlar”dan bir türlü “çalışma izni” alamayan “yabancı müdür”ler…

Bürolarına telefon bile bağlatamayan “vergi müellefi” yabancı şirketler…

 

Birkaç hafta önce “AB ve Bizden Biri” başlıklı yazımda, Türkiye’deki yabancı şirketlerin ve çalışanlarının sıkıntılarından söz etmiştim.

“Bizden biri” konuşmuştu. Kurt Sedlaczek…

Kurt Sedlaczek, 1991 yılından beri Türkiye’de yaşıyor. 1998 yılında bir Türk kızı ile evlenmiş.

Önce Konvekta Klima’da çalışmış; sonra yine bir Alman firması olan Bock’a transfer olmuş. Bay Kurt, 4 yıldır Bock Kompresörleri Türkiye İrtibat Bürosu’nda “Teknik müdür” olarak görev yapıyor.

14 yıldır Türkiye’de yaşayan, bir Türk’le evli Alman vatandası Kurt Sedlaczek Türkiye’yi, Türk insanını çok seviyor ama…

Bürokrasiden çok şikayet ediyor.

Geçen yazıda; Bay Kurt’un yabancı şirketlerin Türkiye’de karşılaştıkları “garip” olaylardan söz etmiştim.

 

Türkiye’de çalışan, bir Türk kızı ile evlenen Alman vatandaşı Kurt Sedlaczek, “oturum” konusunda da şikayetçi.

İlginç anıları var.

O nefis Türkçesiyle anlatıyor:

“2002’de yeni bir kanun çıktı.

Bir yabancı 10 sene aralıksız çalışma ve oturma müsaadesi aldıysa ya da minimum 3 senedir Türkiye’de iş yapıyorsa, doğrudan oturum hakkı kazanıyor.

Kimse tanımıyor bu kanunu…

Bana ‘sen alamazsın’diyorlar.

Neden?

‘Çalışma Bakanlığı değil, artık Hazine Yabancılar Dairesi veriyor bu izni.

İlerde çalışma ve oturma izniyle birlikte alabilirsin’

Gerekli müracatları yaptım; olmadı.

Neden?

‘İrtibat bürosunda çalıştığın için olmaz’ deniyor.

Yahu, kanun bana veriyor bu izni; şirkete değil ki…

‘Hayır, olmaz!’

Memur dinlemiyor seni.

Memurlar her şeyi iyi biliyor.

Eğer sen mevzuatı biliyor ve hak arıyorsan, sana kızıyorlar.

Sen işi hiç bitiremiyorsun…

Benim hakkım var, kanuna göre…

Bir Türk vatandaşıyla 6 senedir evliyim.

Bütün hayatım Türkiye’de geçiyor.

14 sene içinde; toplasan, Almanya’da ancak 3-4 ay kaldım.

Bunları anlatıyorum, memur başka şeyler soruyor:

‘Niye burada çalışıyorsun?’

‘Niye Türk kızı ile evlendin?’

Daha bir sürü şeyler…

Sana ne!

Allah aşkına!..

Ben burada vergi ödüyorum.

Almanya’ya şu anda dönmeyi düşünmüyorum.

Memur dinlemiyor beni.

Hepsi değil ama, çoğu böyle!

Eğer ben Türkçe bilmeseydim, kaçar giderdim buradan”

Türkiye’yi Türk insanını çok seven Kurt Sedlaczek soruyor: “Yabancı nasıl yatırım yapacak? Yabancı yatırımcı böyle mi korunacak?”

 

BAŞKA

Türkiye’nin bir Avrupa ülkesi olması gerektiğini söyleyen Kurt Sedlaczek, siyasi gelişmelerden umutlu.

Çıkarılan kanunlardan memnun…

Fakat…

Kanunları uygulayanlardan yana, bazı şikayetleri var.

“Türkiye’de çok memur var. Türkiye’nin memur  sayısını azaltması lazım.

Daha iyi eğitim vermek lazım.

Bürokrasiyi azaltmak lazım” diyor.

Ancak “Türkiye’de işini bilen memur” bulunduğunu, Bay Kurt çok iyi biliyor.

Diyor ki:

“Devlet dairesinde çaycı bile bir memurdur. Adamlar çaycıya gidiyor, çaycı işi kolayca hallediyor.”

 

Bay Kurt, Türkiye konusunda çok tecrübeli…

… Ve mücadeleci bir ruhu var.

İşini de iyi yürütüyor.

“Bir taraftan mutluyum, bir taraftan mutlu değilim. Türkiye’de oturan Türkler, ülkelerinin ne kadar güzel olduğunu bilmiyorlar” diyor Kurt Sedlaczek.

 

Latif Karaali, Güle Güle Gazetesi

17-23 Ocak 2005, Sayı: 366

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir