DURUM kötü diyoruz…

    10 ayda, 250 milyon Euro yatırımın yapıldığı bir sektörde bu yakınma… Otobüsçülük dışında işler çok mu iyi? Diğer sektörler çok mu kazanıyor? Herkes ağlıyor Türkiye’de…

1 milyon 400 bin liraya düşmüş dolar. İhracatçı kazanamıyor. Öte yanda; benzin-mazot 3 taksitle satılıyor kredi kartıyla. “Komisyon sıfır!” Fiyatlar düştü…

Zaten, enflasyon da düştü Türkiye’de.

Şimdi…

Türkiye iyi de, otobüsçülük mü kötü? Eğer kötüyse otobüsçülük, 250 milyon Euro yatırım, nasıl yapılabiliyor? Eskiden “kârlar dönemi” vardı… “Yüksek  kâr” dönemi vardı… Bugün yok!

Dönelim bir başka sektöre… Peki; tatil köyleri kışın para kazanıyor mu? Oteller para kazanıyor mu? Otobüsçünün önü açık…

 

Tamam…

Bugün, otobüsçü kazanamıyorsa, sebebi maliyetler.

Bilet fiyatları yükseltilemiyor.

Neden yükseltilemiyor?

Artık yalnız değiliz…

Eskiden; hatta çok değil, birkaç yıl önce “biraraya gelelim…”

“Fiyatları arttıralım…

“Servisleri kaldıralım” söylemleri vardı…

Bugün, bunlar mümkün mü? İstediği gibi bilet fiyatını arttırabilir mi otobüsçü?

 

Arttıramaz!

Servisleri kaldırabilir mi?

Kaldıramaz!

Çünkü “hizmet farkı“nı servisle getiriyor otobüsçü.

Yolcu hesabını biliyor.

“Eğer otobüsle gidersem, evime kadar servis var” diyor.

Bir de yolcu; garajdan, kamu taşıtlarıyla gidemez valiziyle, yüküyle…

Onun için, servis çok önemli!

 

Artık otobüsçü, şapkasını önüne koyup düşünmeli.

Maliyetleri…

Gider kalemlerini…

Hatlarını…

Otobüsün bakım-onarım masraflarını gözden geçirmeli.

…Ve, kendi göbeğini kendi kesmeli.

Kendi şirketini, kendi işletmeli…

Uygun zamanda servisini arttıracak, olumsuz şartlarda servisleri kısıtlayacak bir sistem geliştirmeli.

Türkiye çok iyi de, otobüsçülük mü kötü?

Ekonomi çok mu iyi? Her şey güllük-gülistanlık mı? Her şey toz pembe mi?.. Hayır!

“Otobüsçülük bitti” söylemleri devam ediyor.

“Bu işin tadı kaçtı” deniyor. Bu doğru mu? Hayır; doğru değil…

 

Bir otobüsçü anlattı. Genç bir otobüsçü… Şöyle diyor: “Hayat tecrübe.  

Ama, ömür yetmiyor.

82’de  302’yi  sattık.  

83’de kuru hava çıktı.

84 – 85, 302 STurbo S çıktı…

Ama, almadık.

Babam bekledi.

Babam, direndi…

Babam ‘acele etmeyin’ dedi.

Geri kaldık…

Sonra gittik, Bülent’ e ortak olduk.”

Bülent ne?

Bülent’le nasıl ortak olunur?

Otobüsçü kardeşim devam ediyor:

“302’ler, V 6 yapıldı

V 8‘lere 304 kasa yapıldı.

304’lere 403 kasa…

Prenseslere… Dafa…

Scania’ya 403 kasa yapıldı.

Çift katlılar, kesilip-biçilip 403 oldu.

Bunlar; genelde, Bursa’da yapılır.

İşte, piyasada bu otobüslere ‘yapma otobüs’ denir.

‘Dönme’ denir. Bülent denir…”

Diyorum ki:

Bu mesleği devam ettirecekler, yatırıma devam etmek zorunda. Yoksa…

Gider, Bülent’e ortak olurlar.

Bülent’le bu iş yürümez…

 

Bu işe yatırım yapanlar…

Araç parkını yenileyenler…

Yönetim şeklini yenileyenler para kazanacak.

Türkiye gelişecekse, otobüsçü geri mi kalacak?

Türkiye geri kalırsa, otobüsçü mü gelişecek?

Gelişmiş Almanya’da, bugün otobüs yatırımı yok mu?

Otobüs satılmıyor mu Almanya’da?

O zaman…

Türkiye gelişecekse, otobüsçülük de gelişecek.

 

Latif Karaali, Güle Güle Gazetesi

29 Kasım – 5 Aralık 2004, Sayı: 359

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir