Biz Ayrılamayız!

     KOMŞU dünya çapında bir spor etkinliğinin heyecanını yaşıyor.

Olimpiyatlar bu sene Yunanistan’da yapılacak.

Şu anda gün sayılıyor.

Sevindirici gelişmeler var.

Komşu’nun heyecanı Türkiye’de de duyuluyor.

AKP hükümeti, olimpiyat organizasyonu dolayısıyla Yunanistan’a her türlü desteğin verileceğini ilan etti.

Bu konuda önemli işbirliği var.

 

 “Yunanistan” deyince hep Teo’yu hatırlarım.

Teo… Teologos Zarifis…

Soyadındaki gibi zarif bir insan.

Teo ile sohbete doyum olmaz.

Doyum olmadığı gibi sohbetin sonu da olmaz.

Teo’yu anlatayım sizlere.

Sözü O’na bırakayım. Kendini o anlatsın:

“İşim gereği Türkiye’den Yunanistan’a sebze-meyve ticareti yapıyorum. Herkes,  Türk-Yunan ilişkilerinde dostluk havasının iki ülkede yaşanan depremlerden sonra başladığını zanneder. Oysa; o havayı, bizler çok daha önceden başlatmıştık. 14 sene önce Türkiye’den Atina’ya bir tır dolusu domates ihraç ettim. Mal­ları hemen sattım. Faturayı keserken, mecburen malın menşeini yazmak zorundaydım. O zamana kadar aldığı maldan memnun olan müşteri, faturanın üstünde Türk Malı olduğunu görünce ‘Neeee! Türk   domatesi mi? Katiyen olmaz. Ben bunu kime satarım ‘deyince’ ne olmuş Türk domatesi ise. Sen beğendin mi, onu söyle. İçinde zehir mi var. Ya da kasada bomba

mı var. Bir dene bakalım, ne olacak’ dedim. O günden bugüne, artan bir potansiyel ile iş yapmaya başladık. Ben bu konuda ısrarcı olmasaydım, kaybedeceğim sadece para olmayacaktı. 14 yıllık Yunanistan-Türkiye hattında yaşadığım dostluk, sevgi ve her türlü deneyimi de kazanamayacaktım.

Ayrıca benim için çok onur verici bir olay da Sayın İsmail Cem’in, Dışişleri Bakanı iken Aydın’da Türk-Yunan dostluğuna olan katkılarımdan dolayı tarafıma verdiği onur ödülüdür. O zamandan bu zamana, çok Yunanlı arkadaşımı Türkiye’ye getirdim ve Türkiye’den birçok işadamını Yunanistan’da ağırladım. Hepsi söz birliği etmişçesine “yahu Teo, sanki kendi memleketimizdeymişiz gibi hissediyoruz” dediler.

İşte benim de anlatmak istediğim buydu. Sizler bana dünyanın hangi ülkesinde caminin ve kilisenin yanyana olduğu ve insanların ibadetlerini serbestçe yapabildiği iki ülke gösterebilirsiniz? Ondan ziyade; yiyeceğimiz, içeceğimiz, müziğimiz, eğlencemiz ve kültürümüz hep aynı… Farklı olan tek şey din. Ama, Allah bir…”

 

 

Teo’nun Türkiye’de, her kesimden dostları var. Nur Batur ve Ertuğrul Özkök ile de iyi tanışırlar.

Birçok Yunan halkı gibi müthiş bir “iyi niyet” taşıyor. Somut örnekler de veriyor.

Politikayı bir tarafa bırakalım.

Teo’nun Türkiye ile ilgili öyle güzel anıları, anekdotları var ki…

Kıssadan hisse çıkarmak gerekir.

Sözü yine Teo‘ya bırakayım:

 

BİR MEZAR TAŞI

Atakan Nakliye Şirketi’nin şoförü ile Kostandinos’a giderken tanıştım.

Yağmurlu bir gün… Lastiği patlamış, yolun sağında biçare bekliyordu.

Yanına gittim “Arkadaş, yardıma ihtiyacın var mı” dedim.

“Seni Allah gönderdi” dedi.

En yakın benzin istasyonuna birlikte gittik. Gelenler, adamın derdine derman oldular. Daha sonra adres ve telefonlarımızı vererek ayrıldık. Tekrar Yunanistan’a geldiğinde, bana Türkiye’den sucuk getirdi.

 

Eşimin babası Aydınlı, annesi Giritlidir.

Babası 6 yaşında iken Yunanistan’a gelmiş.

Eşim, her Türkiye’ye gidişimde, benden sadece tek bir şey ister. “Teo, bana elma şekeri getirir misin” der.

Size birşey söyleyeyim mi?

Bir insana kötülük yapmak istersen; ne vur, ne öldür. Doğduğu yerden kov!

Bizim Gürkan’ın, Atina’ya geldiğinde dişi ağrıyordu.

10 sene evvel… Hristo’ya götürdüm. Hristo, Gürkan’ın dişini tedavi ettikten sonra, Gürkan’ın yaşadığı yerde, dedelerinin de yaşadığını söyler. Birbirleriyle dost olurlar.

Gürkan, Hristo’yu Türkiye’ye davet eder ve dostlukları sürer, gider…

Bir gelişinde; Gürkan, Hristo’nun yüzünün rengini beğenmez. “Neyin var Hristo” diye sorar. Hristo, “Yok bir şeyim. Bana iki parça mermer bulabilir misin” der.

Gürkan da “Ne yapacaksın mermeri… Siz zaten mermerin içindesiniz” diye cevap verir ama, ısrar üzerine iki parça mermeri kestirir.

Hristo Türkiye’den aldığı iki parça mermerle Yunanistan’a döner.

4-5 ay sonra Gürkan yanıma geldiğinde “Hadi Hristo’yu arayalım” dedi.

Hristo’yu aradığımızda, eşi telefona çıkar “Nerede” diye sorduğumuzda “Yok” der.

“Ne zaman döner” diye sorduğumuzda “Artık dönmez” diye cevap verir. Çünkü, Hristo ölmüştür. Türkiye’den aldığı iki parça mermer ile, mezarına haç yaptırmıştır.

 

Türk sanatçılarından, en çok Zeki Müren’i severdim.

1987 senesinde Bodrum’a geldiğimde, bir kasetini satın almak istedim. Kasetçi ile yaptığım sohbette, O’nu ne kadar çok sevdiğimi anlatırken “Neden gidip kendisi ile tanışmıyorsun? Ki çok yakında” dedi.

Dediğini yaptım ve Zeki Müren’in Bodrum’daki villasına gittim. Kendisi ile tanıştım. Orada kendisi ile “Biz Ayrılamayız” şarkısını söyledik. Aslında bu şarkıyı iki memleket arasında slogan yapmak gerekir:

“Biz Ayrılamayız!”

 

 

 

Latif Karaali, Güle Güle Gazetesi

9-15 Ağustos 2004, Sayı: 343

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir