Geçmişi unutmadan

TÜRKİYE’nin AB serüveni”nde “mutlu son”a ulaşma ihtimali büyük…

Beklentiler; Türkiye’nin yıl sonunda müzâkere tari­hi alacağı yönünde…

Türkiye Cumhuriyeti’nin en büyük projesi gerçek­leşirse; Türkiye’den Avrupa’ya, özellikle Yunanistan’a göç eden azınlıklarla birlikte, Türkler “Avrupa vatan­daşı” olacaklar.

 

Size bir kitaptan bahsedeceğim:

“AŞKALE YOLCULARI… Varlık Vergisi ve Çalışma Kampları…”

Rıdvan Akar‘ın önemli bir çalışması…

Kitap; Belge Uluslararası Yayıncılık tarafından yayınlanmış.

O dönemleri; Mâlî Tetkik Heyetinde görevlendirilmek üzere Ankara’ya çağrılan eski başbakanlardan Ferit Melen özetle şöyle anlatıyor: Kanun tasarısını il gördüğümde, doğrusu dehşete kapılmıştık. Çünkü bizim anladığımız mânâda bir ver­gi tasarısı değildi. Kazanç ve irat tahmine dayalıydı. Verginin oranı belirsizdi. İtiraz hakkı yoktu. Bu haliyle vergi hukuku açısından doğrusu pek benim­seyemedik. Ama o tarihte bir olağanüstü kazanç vergi­sine ihtiyaç vardı. Bir milyon insan askere alınmıştı.

Ticaret hayatının Türkleştirilmesi hedefi gözetilmiştir. Varlık Vergisi sonrasında tüm Anadolu tüccarı, örneğin Koçlar, Sabancılar bu hadise ile kendilerine yer bulmuşlardır.”

Aşkale Yolcuları’ndan bazı alıntıları nakletmek istiyorum.

 

SİRKECİ

“….Varlık Vergisi’yle; ilk kez, Müslüman ve Türk olmayan bütün azınlıklar bir blok olarak mağdur edil­di. Sonraki yıllarda da, gerek 1955’teki 6/7 Eylül olay­ları, gerekse 1964’te Rumların sınırdışı edilmesi kararı, böylesine kapsamlı ve sistemli bir politikayı içermedi.

Varlık Vergisi, azınlıklar için ‘ekonomik bir soykırım’dı. Türk burjuvazisinin ise önünü açan bir ‘proje’ydi. Yarattığı psikoloji, sonraki yıllarda azınlık karşıtı provakasyon ve uygulamalardan çok daha kalıcı oldu.”

“….Ekonomik krize karşı sihirli formül olarak halka yansıtılan bu vergi, hiçbir ekonomik soruna çözüm olmadığı gibi, siyasi açıdan devletin ayrımcılığını ortaya koyduğu bir uygulama olarak hafızalara kazındı.”

“….Azınlıklar tedirgindi. Sonunda hep birlikte Başbakan Şükrü Saraçoğlu’nun kapısını çaldılar. Azınlık cemaatleri önderlerinin teklifi açıktı:

‘Efendim, siz ne kadar vergi toplamayı düşünüyor­sunuz?..

300 milyon mu toplamak istiyorsunuz? Siz bunu bize bırakın, biz bunu (kendi aramızda) toplay­alım ve hükümetimize verelim…’

Başbakan Saraçoğlu ‘biz bu teklifi nasıl kabul eder­iz? Biz modern bir devletiz’ gerekçesiyle teklifi reddet­ti.”

O günlerde; tedavüldeki para miktarı 300 milyondu. Listenin ilk sıralarında bir milyonun üstünde vergi ödeyecek 11 mükelleften 9’u gayrimüslimdi. Diğerleri ise, dönmeydi.

“….Gözdağı verilenler sadece vergi mükellefleri

değildi. İtiraz edenlerin avukatlarına yönelik bir yıldırma kampanyası başlatıldı.

Gad Franko, 420 bin lira Varlık Vergisi istenen bir avukat olarak öne çıktı. Franko, vergi tutarını ödemek için sahibi olduğu Karaköy’deki Bahtiyar Hanı’nı satışa çıkardı. 15 gün içinde vergi tutarını nakit olarak öde­mek zorundaydı. Ancak Franko’nun bu 15 günlük mehil müddeti dikkate alınmadan malları haczedildi. 62 yaşındaki Franko, Aşkale’ye taş kırmak üzere gön­derildi.

Franko, taş kırdığı Aşkale’den bir zamanlar öğrencisi olan Başbakan Saraçoğlu’na şu mesajı gönderdi:

‘Saraçoğlu’na söyleyiniz, devlet vatandaşının her şeyini, hatta canını isteyebilir ama olmayan birşeyi iste­meye hakkı yoktur.’

Franko sonraki yıllarda bir handa kiralık bir odada avukatlığını sürdürdü. Cumhuriyete küskün bir vatandaş olarak 1952’de öldü.”

“….Mükellef, çalışması karşılığı günde 100 kuruş alacak ve bunun 60 Kuruşu yiyecek, yatacak vb. mas­rafları için kesilecek, geriye Kalan da Varlık Vergisi bor­cunun tamamını ödeyinceye kadar çalışmak zorundaydı.

Örneğin; mükelleflerden Yorgaki Muratoğlu’nun borcu 600 bin, Paskalidis’in 450 bin ve İzaksiyan’ın ise 500 bin liraydı. Yani bu mükelleflerin borçlarının ‘tamamını’ ödemeleri için günlüğü 1 TL.den ortalama 1600 yıl çalışmaları gerekiyordu(!).”

“….Azınlıklar ise yapılan ayırımcılığı, yaşadıkları haksızlığı hicvediyor, aralarında fıkralar anlatıyorlardı.

– Mişon sen ne verdin?

– 9.575.67 kuruş.

– Yorgo sen ne verdin?

– 15.48767 kuruş.

– İyi paradır, iyi paradır. Mehmet Efendi sen ne verdin?

-2.18 kuruş.

Salamon ellerini havaya kaldırmış, “Ey büyük Atatürk sen ne güzel söylemişsin ‘ne mutlu Türküm diyene’ diye…”

Türkiye’de yaşayan Rum ve Ermenilerin vaziyeti de aynıdır. Bir de Musevilikten Müslümanlığa dönen ve “dönme” diye tanınanlar da yüksek oranda vergiye tâbi tutulmuşlardı.

“….Kendilerini tamamiyle Türk addeden Sabetaycı aileler ‘D’ sınıfı altında belirlenmişler; Bezmenler, Atabekler, Dilberler gibi bilinen aileler, korkunç parasal miktarlar ödemek durumunda bırakılmışlardır.”

31 yaşında genç bir kereste tüccarı olan Gevrekyan anlatıyor: “Vergi tutarı 150 bin liraydı. Düşünün ki, bir kamyon kereste 25 liraydı. Tüm mal varlığımı satsam yine de bu parayı ödeyemeyecek durumdaydım. Zaten Erzurum’daki annemin gayrimenkullarını elden çıkar­ması sayesinde kurtuldum.

Cahide Sonku ile birlikte yaşardım. Onunla ilişkimizi kıskananların Varlık Vergisi’ni fırsat bilip bana yüklendiklerini biliyorum.”

 

 

Azınlıkları 20 dolar ve 20 kilo yükle gönderdiğimizi unutmayalım.

Bu olumsuzluklara rağmen AB ile yeni ufuklara açılacağız.

“Aşkale Yolcuları”nı okumanızı tavsiye ederim.

 

Latif Karaali, Güle Güle Gazetesi

5-11 Temmuz 2004, Sayı: 338

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir