Otobüsçü, daima varolacaktır

KIBRIS öykülerine devam…

Sabri Karataş, “yahu Mustafa Abi, cıvata taksanız bile fark alıyordunuz” diyordu.

O günler, bir başkaydı…

Sütrak farkı…

Metalik boya farkı…

Şimdi de metalik boya farkı var.

Ama…

O zamanlar, otobüsçünün verdiği sipariş olmamasına rağmen, metalik verilebiliyordu…

Otobüsçü itiraz ediyor “abi, ben metalik istemiyorum” diyordu

Fakat, boşuna!..

“Senin araban böyle çıktı. Araban bu!”

Otomarsan yazısı bile aksesuar olarak satılıyordu.

Klima da aksesuardı…

Herşey faturaya yazılırdı.

Mustafa Dinçer, Sabri Karataş’a cevap veriyor:

“Ecevit hükümetiydi…

Sanayi Bakanlığından fiyat alınırdı.

Bakanlık fiyat belirlerdi.

Üstelik ‘şu fiyata satacaksın’ derdi.

Dolayısıyla 2 fatura olurdu.

Biri, Sanayi Bakanlığı’nın belirlediği fiyatı yansıtan fatura, diğeri de aksesuarlar için…

Bu yüzden Otomarsan yazısı bile, aksesuar olarak, para ile satılırdı.”

Bu; ayrı ve bağımsız bir yazı konusu olacak kadar enteresan bir olaydı…

 

Sabri Karataş:

“V 6 yeni çıkmıştı. Pompa bozuldu. Mustafa DinçeKe gittim; Dinçer, banttaki otobüsten mazot pompasını söktü, bana verdi.”

Dinçer, “evet hatırlıyorum” dedi ve bir başka olayı anlattı:

“302 dönemi… Teslime hazır bir otobüsten şaftı söktük, yolda kalan bir otobüse verdik. Şaftı sökülmüş arabadan kimsenin haberi yok.

Olayı da unuttuk…

Yeni otobüs teslim edilecek, şoför arabayı çalıştırıyor.

Motor saat gibi ama, otobüs yürümüyor…

‘Abi, otobüs yürümüyor!’

‘Niye yürümüyor?

Sonra anlaşıldı… Şaftı sökülmüş!”

 

SİRKECİ ÖYKÜLERİ…

Bir de “Sirkeci”yi konuştular…

Araba çıkardı; 8 fatura olurdu plâka takılana kadar…

Çünkü, 8 kere el değiştirirdi araba.

Sabri Karataş anlatıyor:

“Abi; fatura 1800, para 4 bin…

Arabayı Sirkeci’den alıyorum.

Bâyiyi şikâyet edemiyorum.

Faturayı elime aldım, evirip-çevirirken ‘Amca bunun faturası çok düşük olmuş’ dedim.

Tâli bayi gözlüğünün üstünden şöyle bir baktı; yüreğim titredi.

Kırmızı kalem çekecek diye korktum.

‘Ya otobüsü vermezse’ diye sustum….”

 

Bir Sirkeci öyküsü de Mustafa Kıranşal’dan:

“Arabayı birisinden satın aldım.

Sirkeci’ye birkaç senedi geçmiş.

Gittik Sirkeci’ye…

İsmini söylemeyeceğim…

Arabayı satan tali bayiye gittik.

‘Selamunaleyküm!’

‘Aleykümselam!’

‘Birkaç seneden günü geçmiş… Hesabı – kitabı nedir, halledelim.’

‘Buyrun oturun.

Ben abdest alıp namaz kılacağım.

Namazdan sonra hallederiz.’

Bu arada birkaç kişi geldi ‘cami yaptırıyoruz’ dediler.

Bayi bağış yaptı ve namaza gitti.

Ben döndüm otobüsü satın aldığım arkadaşıma ‘senin gözün kör olsun.

Bu Hacı abi ile beni niye tanıştırmadın? Bak; namaz kılıyor, camiye yardım yapıyor. Bizden faiz-maiz almayacak’ dedim.

 

Hacı abi namazdan geldi.

Kasayı açtı, senetleri çıkardı.

Senetler 300 bin… 7 ay geçmiş…

Hesap-kitap, 700 bin çıkardı. Küllüğü kaptığım gibi adama fırlattım.

‘Bizi soymak için mi camiye yardım yaptın.’ 300 bini ödedik, senetleri aldık ve çıktık…”

 

Dinçer, ‘Tamer beni arıyor’ abi, önümdeki araba ilengeç gibi’ gidiyor diyor.”

“İlengeç ne lan?”

“Yengeç, yengeç…

Araba yan yan gidiyor.

Araba yamuk!”

“Yamuk sensin!”

Sözü edilen araba, 12’nci veya 13’üncü

V 8… Neyse…

Mustafa Dinçer devam ediyor:

“Tâ ki V 8, Boğaz Köprüsü’nde gişeleri

geçerken kıçını gişelere vurdu, o zaman anlaşıldı yamukluk.

Ondan sonra düzeltildi…”

 

Açılış konuşmasında, Mustafa Dinçer otobüsçüye önemli bir mesaj verdi.

Dedi ki: “Görüyorum ki, Hükümetin havayolları ve demiryollarına desteği, otobüsçüleri düşündürüyor.

Umutsuz olmayın.

Her şey rayına oturacaktır.

Otobüsçülük geri gitmeyecektir.

Bunlara rağmen ileri gidecektir.

Otobüsçülük, daha da gelişip büyüyecektir.

Çünkü; gelişmiş ülkelere baktığımızda, pazarda ciddi miktarda otobüs var.

…Ve otobüsçüler iyi para kazanıyor.

Otobüsçü daima var olacaktır…”

 

 

 

Latif Karaali, Güle Güle Gazetesi

28 Haziran – 4 Temmuz 2004, Sayı: 337

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir