‘Temsa’ya giriciyk mi?’

    OTOBÜSÇÜLERLE birlikte, geçen hafta Kıbrıs’taydık…

Çok keyifli bir seyahat oldu. Otobüsçü, seyahatte de otobüsü konuşur.

Otobüsü konuştuk…

Otobüsçülük tarihini konuştuk…

Geçmişi konuştuk…

Bugünü konuştuk…

 

MARATON ÖYKÜLERİ…

Geçmişte yaşanan ilginç birkaç olayı nakledeyim…

Çayırağası’ndan Ali Soybay anlatıyor:

“Maraton aldık… Kliması, bagajda.

Klima çalışınca, otobüste sinekler ölüyordu. Yolcular rahat…

Dışarısı yanıyor, otobüsün içi püfür püfür…

Perondayız…

Yanımızda bir 303 var; V 8…

Bakıyorum; içinde yolcular gazete ile yelpaze yapmış, bir yandan sallıyor, bir yandan oflayıp pufluyor…

Bizim listeler bir ay önceden dolu…

V 8’den fazla yolcu alıyoruz.

2 ay geçti, bir hesap yaptık.

Maraton ayda 6 milyon kazanmış, V 8 ise 10 milyon…

Allah Allah!..

Biz daha dolu gidiyoruz ama, daha az kazanıyoruz. Bu nasıl iş?

Sonra anladık; V 8 kargodan para kazanmış/’

 

Ali Soybay’dan bir Maraton hikâyesi daha:

“Molada durduk; yanımızda da bir Maraton var.

Kahraman Maraş Tur’un arabası… Arabanın arkasına gittim, kaputunu açtım.

Kahraman Maraş Tur’un şoförü uyardı: ‘Maraton’un motor kaputu açılmaz. Suyu yoksa, düdük çalar. Yağı yoksa, motor çalışmaz. Eğer kayış koparsa lambası var…'”

 

Maraton‘a devam…

“Arabalar yolda durmaya başladı…

İstanbul’dan yola çıkıyoruz, her seferinde Adana’da fabrikaya uğruyoruz.

Servise giriyoruz; ya parça alıyoruz ya bakım yaptırıyoruz.

Yolcular da 1-2 saat tamirin bitmesini bekliyor.

Olay öyle bir hale geldi ki, sürekli Adana’da bakıma giriyoruz.

Bir gün İstanbul’dayım…

Yolcu, bilet alırken kâtibe soruyor: Temsa’ya giriciyk mi, girmiyciyk mi?’

Temsa’ya girmiyen otobüs yok mu?’

Çünkü, Temsa’ya girmek 2 saat…

Gerçi, Temsa da hizmette kusur

 

etmiyordu; çaylar, ayranlar, her türlü ikram hazırdı…”

 

Bir de “fren” meselesi var…

İlk çıkan Maratonların tutmayan frenleri konuşuldu.

Vitesle dıırduruluyormuş Maraton… Ama, bir “püf noktası” var.

7, 5, 3 Formülü…

Arabayı durdurmak mı istiyorsun; 7’den 5’e alacaksın vitesi, sonra da 3’e…

Yetiştirebilirsen, duruyordu Maraton..

Retarder gibi…

 

Otobüsçüler bir de “takvim hikâyesi” anlatıyordu…

Yıl 1992…

Mercedes’ten Sabri Karataş’ı ararlar.

“Albüm yapacağız. Senin fotoğrafını çekmek istiyoruz” derler.

Sabri Karataş, takım elbise giyip kravat takar ve Mercedes’e gider.

Albüm yapılacak ya…

Fotoğraflar çekilir…

Aradan zaman geçer, bir gün Sabri Karataş‘ın masasına bir takvim getirirler.

Bir Mercedes Takvimi…

Sabri Karataş takvimin kapağını kaldırır, birinci sayfada kendi fotoğrafını görür…

Eşref Biryıldız’ı arar.

“Yahu Eşref, hani albüm yapacaklardı? Benim fotoğrafı takvimin birinci sayfasına koymuşsunuz…”

Eşref Biryıldız cevap verir: “Sabri abi, az önce de bir abimiz aradı. Şimdi kapattım telefonu. ‘Niye beni ikinci yaprağa koymuşsunuz’ dedi. İki saat onu ikna etmeye çalıştım. Bir de sen konuşma. Zaten takvim 6 yaprak… 6 yaprağa hangi otobüsçüyü sığdıracağız.”

 

Bu “Takvim”in bir de Temsa ayağı var.

Rahmetli Özdemir Sabancı, Mercedes Takvimi’ni görmüş.

Görünce üzülmüş…

Çağırıyor Mustafa Sarıgül’ü “Yahu Mustafa, Sabri Karataş’ı Mercedes Takvimi’ne basmışlar” diyor.

Sabri Karataş, o zamanlar Temsa’nın iyi müşterisi…

 

Kıbrıs gezimiz 4 gün sürdü.

 4 eğlenceli gün…

Tabii ki otobüs sohbetleri bu kadar değil.

Renkli, çok anılar var.

Eksik fatura, “gelengeç” yamuk otobüs, aksesuar faturaları…

Bir kısmını da haftaya nakledeyim.

Bu arada; Mustafa Dinçer’in açılışta yaptığı konuşmadan bir tespitini aktarayım.

Ne enteresan bir piyasa…

Herkes, herkesi yakından tanıyor…”

 

Latif Karaali, Güle Güle Gazetesi

21-27 Haziran 2004, Sayı: 336

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir