Birbirini anlamak

     YOĞUN günler geçiriyorum. Kah Türkiye’deyim, kah komşu bir ülkede…

Bu yüzden yazılarımı yazmakta zorlanı­yorum.

Bazen gündemi takip etmediğim de olu­yor.

Yine böyle yoğun bir gün…

Size arşivimden bir yazı sunayım. İzninizle…

 

Diyalog çok önemli.

Siyasette de… Ekonomide de… Otobüsçülükte de…

İnsanların birbirlerini anlaması için “diya­log” çok önemli.

“Monolog” yalnız insanlara mahsus.

 

Ya seyahatler…

Seyahatlerin amacı değişik kültürleri gör-
mek, coğrafyaları tanımak, paylaşımı, insanlığın ortak değerlerini öğrenmek değil mi?

“Başkasının gözüyle bakmayı” öğretir.

Başkasının gözlüğüyle bakabilmek…

Garip de gelebilir.

Ama, “bakabilmek” önemli.

Milletler arasında coğrafya, iklim ve kül­tür farkı vardır.

Gelenekler, görenekler farklıdır.

İsterseniz bir “gelenek-görenek turu” ya­palım dünyada…

 

ADEMİN OĞLU OLABİLMEK

* İklimi sıcak çoğu ülkede “buzdolabı” gıda maddelerini soğutmak için kullanılır.

Ama eskimolar yiyeceklerin donmasını önlemek için “dolap” kullanır.

* Sudan’da ebe; doğan çocuğu eline alır, yüzünü bir bıçakla çizer, keser…

Sebep? Her kabilenin bir simgesi vardır… Bu işlem “kabilesi bilinsin” diye yapılır. Bu, bir gelenek!

 

İnsan doğar anasının karnından, hiçbir şey bilmeden!

Ancak insan; her kültüre… her coğrafya­ya… ve de her toplumsal dokuya hazır bir po­tansiyelle doğar…

Kalıba girmeye hazır, insanoğlu.

 

Çinli kızın ayakları çok küçüktür. Çünkü Çin’de; zamanında, büyük ayaklı

kız makbul değildi.

…Ve “kızların ayaklan büyümesin” diye kalıba koyarlardı.

Bakır ayakkabı giyerdi Çinli kız!

Sonra…

Sonra, Çinli kız hep küçük ayaklı doğmaya başladı… Doğallık kazandı.

* Avustralya yerlileri arasında, kadının gö­ğüsleri açıktır. Ve bu gayet doğaldır.

* Filipinlerdeki kabilelerde erkek, kadın ve çocuklar çırılçıplak birarada yaşarlar. Ve bu da çok doğaldır.

* Bazı Arap ülkelerinde kadının başı, yüzü örtülüdür.

Hatta, ellerinde eldiven vardır. Öyle bir kültür ki; erkek, kolunda çantası olan kadını “çantana dikkat et” diye uyarır.

Kadın anlamaz ve yanındaki bir başka ka­dına sorar: “Anlamadım?!”

Kadın “çantanın kayışı göğsünü sıkıştırmış, ortaya çıkarmış” diye izah eder.

* Akdeniz insanı sıcakkanlıdır.

Bir yere girdi mi, cümbür-cemaat girer. Yüksek sesle konuşur. Türk’ü de böyle, Yunan’ı da, İtalyan’ı da, İspanyol’u da böyle…

* İngiltere’de yüksek sesle konuşmak bü­yük kabalık…

* Gözünü dikip bakmak, meraklı bakışlar­la incelemek, bütün Kuzey Avrupa ülkelerinde hiç yapılmaması gereken davranışlar arasında­dır.

* Belçika’da yakın arkadaşlar karşılaşınca öpüşürler.

Her iki yanaktan. Hem de birer kere değil, üç kere! Lübnan’da da bu, böyle…

* Belçika’da bir şeyi parmakla işaret etmek, biriyle konuşurken elini cebine sokmak ağır kabalık sayılır.

* Çeklerde ise, evlilik töreninde alkış ko­parma çok ayıptır.

* Eskimolarda; misafirperverlik, karısını misafire sunmakla olur.

Birçok ülkede, namus uğruna kolayca ci­nayet işlenir.

* Çin’de ölünün mezarına en lezzetli ye­mekler konulur.

Duruma tanık olan bir İngiliz hayretle so­rar: “Niye ölüye yemek koyuyorsunuz? Ölü yemek yiyemez ki…”

Çinli: “Peki siz ölüye ne koyarsınız?” İngiliz: “Biz çiçek koyarız.”

Çinli: “Ölü koklayabilir mi?”

* Bir zenci İngiltere’de doğarsa, İngiliz… Bir beyaz Afrika’da doğarsa Afrikalı olur.

 

Hepsi gelenek ve görenek…

Gelenekler arası çelişkiler…

…Ve herkes kendi geleneklerini doğru bu­lur ve karşı geleneği yadırgar.

Ve de, herkes bir diğerinin gelenek ve gö­reneklerini küçümser!

Allah’tan değil bunlar. Allah insanı “Ben-i Adem” (Ademoğlu) olarak yarattı.

 

 

Bizim sektörde de birbirini anlamak için diyaloga ihtiyaç var, monologa değil.

Hoşgörü çok önemlidir.

Olaylara tek açıdan bakmamak gerekir.

Kişisel çıkar sektörün aleyhinde olmamalı.

Biraraya gelmenin, birlikteliğin amacı or­tak sorunları çözmektir.

Kişisel sorunları çözmek değil…

 

 

 

Latif Karaali, Güle Güle Gazetesi

10-16 Mayıs 2004, Sayı: 330

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir