Maceraya girilmemeli

     AŞAĞIDAKİ yazıyı, geçen senenin hemen hemen bugünlerinde yazmışım.

GÜLEGÛLE’nin 274. sayısında çıktı. Konumuz: Irak savaşı…

Bir sene içinde gelinen noktaya bakalım.

 

Birinci Körfez Savaşı’nda Suudi Arabistan’da yaşı­yordum.

Yıl: 1991…

Her seviyeden ve her ülkeden Arap dostlarım var­dı.

Savaşı tartışıyorduk…

Araplar Saddam’ı sevmiyorlardı ama Ameri­ka’dan da nefret ediyorlardı.

Arap halkının, Amerika karşısında boynu bükük.

Kendilerini “ezik” hissediyorlar.

…Ve Saddam’ı “Amerika’ya bir baş kaldın simge­si” olarak görüyorlardı.

 

Bir anımı anlatayım:

Suriyeli mühendis bir komşum vardı. İyi eğitim görmüş bir insan ve iyi bir aile babasıydı. Eşine karşı da son derece sevgi ve saygı doluydu.

Suriyeli komşum, Saddam’ın ordusuna çok güve­niyordu.

Amerika’yı yeneceğine inanıyordu.

17 Ocak 1991…

Gece yarısından sonra saat 01.

… Telefon çalıyor, uyanıyorum… Türkiye’den arıyorlar.

Telefondaki ses “bombardıman başladı”diyor.

Televizyonu açıyor ve komşuyu çağırıyorum.

Birlikte izliyoruz. Sabaha kadar… Sonra ayrılıyor ve o evine, ben işime gidiyorum.

O gün öğleden sonra, Suriyeli arkadaşın karısı bi­zim eve geliyor. Yüzü-gözü mosmor…

Ağzı-burnu şiş! Eşime “kocam çıldırmış. İlk defa bu şekilde gördüm onu. Hayatında ilk defa beni döv­dü” diyor.

Saddam “hayâl kırıklığı” yaratmıştı. Arkadaşta hın­cını karısından almıştı…

Evet… Suriyeli komşum aslında demokrattı. Diktatörlüğe karşıydı.

Çünkü ülkesinde diktatörlükten çok çekmişti. Diktatörlerden nefret ederdi. Saddam’dan da! Fakat; Amerika’dan, daha çok nefret ederdi…

Bugün, İkinci Körfez Savaşı’nın 1’nci günü. (30Maıt20O3,saat:10.00..)

Lübnan Televizyonu’nu izliyorum. Tüm Arap ülkelerinin gençleri Irak savaşı’nı tartışı­yor.

“Amerika, rüyalarını gerçekleştiremeyecek.”

“Amerikan ve İngiliz ordusuna direnen Irak halkı, Saddam ve rejimini korumak için direnmiyor, işgale karşı direniş gösteriyor.”

Bir başkası şöyle konuşuyor:

“Çocuğum 3,5 yaşında. Pepsi verdiler içmedi. ‘İç­mem, çünkü Pepsi Amerikan malı’ dedi.”

Hıristiyan bir Arap konuşuyor:

“Ben Hıristiyan bir gencim. Mesele sâdece İslâm’a saldırı değil. Saldırının Irak’tan sonra hedefi belli. Plân Siyonist! Ben, Kudüs’ün Yahudilerin elinde olmasını hazmedemiyorum.”

Bir Cezayirli gencin düşüncesi de şöyle: “Amerika Araplara gülüyor… Arap iktidarlarında is­tibdat (baskıcı rejim) var.”

Suud’lu büyük bir işadamı dostum

“Savaşa karşı­yım. Saddam’a da karşıyım. Ama, Amerika ve İngiliz­lerin çok zayiat vermelerini Allah’tan diliyorum. Yıllar­dır çektiğimiz acıları onlar da yüreklerinde hissetsin­ler” diye konuşuyor.

 

Arap ülkelerinde savaş karşıtı gösteriler pek olma­dı…

Olan da cılızdı!

İşte Arap sokakları ve Arap halkı böyle düşünüyor. Birde, cepheden gelen haberlere bakalım…

“Akıllı füzeye karşı canlı bomba!” “Saddam’ın kamikaze ordusu, Bush’un yeni kâbu­su oldu.”

“4 bin intihar komandosu, Bağdat’ta konuşlandı…”

“Necefte intihar saldırısı… Bir intihar bombacısı, askerî kontrol noktasında aracıyla durup yardım istedi. Yanına gelen 4 Amerikan askerini havaya uçurdu.”

Amerikalı şaşkın!

Necefteki çatışmaları değerlendiren Körfez’deki Amerikan birliklerinin komutanı Tuğgeneral William

Wallace; Iraklıların, kamyonetlere monte edilmiş hafif silâhlarla Abrams tanklara ve Bradley zırhlı savaş araç­larına saldırdıklarını belirtirken “50 kalibrelik silâhlar monte edilmiş kamyonetlerle tanklara ve zırhlılara sal­dırmak çok garip” diye konuşuyor.

.

Saddam diyor ki: “Ölen canlı bombalar, şehitlik mertebesine yükselir. Ailesine devlet nişanı verilecek.”

Evet…

Yüzlerce gönüllü canlı bomba şehitlik mertebesine yükselmeyi ve dolayısıyla Cennet’e gitmeyi bekliyor.

Amerika’nın ve İngiltere’nin işi çok zor…

Savaşı kazanabilirler.

Saddam’ı da devirebilirler.

Yalnız; savaş ve savaş sonrası, onlar için hiç de “güvenli” olmayacak.

Ayrıca savaş kısa sürmeyebilir.

Kısa sürse bile; o topraklar gelecekte, Amerikalılar ve İngilizler için güvenli olmayacak.

Sadece bu topraklar mı?..

Kuveyt’te bile bir Arap sürücü, Amerikalı askerlerin üzerine kamyonunu sürdü. 15 Amerikan askeri ezil­di…

Afganistan’da da saldırı düzenlendi.

Bu şarkı bitmez!

Bu savaş bitmez…

Savaşın ve ekonomik krizin sıkıntısını otobüsçüler de duyuyor.

Bu, daha uzunca bir süre devam edebilir.

Tedbirli olmak gerekir.

Otobüsçü meslektaşlarıma önerim:

Maliyet kalemleri gözden geçirilmeli.

Sefer sayılan yeniden planlanmalı.

Elbette “yatırım” yapılacak.

Otobüs yatırımlarında da “ekonomik otobüs”ten yana tercih kullanılmalı.

Yeni maceralara girilmemeli…

 

 

 

Latif Karaali, Güle Güle Gazetesi

12-18 Nisan 2004, Sayı: 326

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir