Bir borsa hikayesi…

      BÜYÜK İstanbul Otobüs İşletmeleri A.Ş, geçen hafta “Borsa’ya giriş kararı” aldı. Evet…

Borsa’ya girmek, bugünkü durumdan daha iyi durum mu?

Dün; isteyen, AŞ’nin hisse senedini toplayabilir miydi?

Parası varsa…

Hisse satan da varsa…

Toplayabilir!

Şirket Borsa’ya açıldıktan sonra da toplayabilir mi?

Toplayabilir…

Borsa, bugünkü durumdan daha iyi bir durum mu?

Belki!

Ama… Kuşkular var. Güven bunalımı var.

 

“Borsa” demek “yeni ortaklar” demek. Garaj içi ve garaj dışı farklı sektörlerden ortaklar…

Belki “sade vatandaş” da hisse alacak… Belki de bir otobüs yolcusu. Hatta, kızgın bir yolcu! Tabii, eğer Borsa’da hisseler talep görürse…

Bilemiyoruz; zaman gösterecek.

 

Vehbi Koç da Borsa’ya açılmıştı.

Bir “borsa hikâyesi” aktarayım.

Kaynak; Anılarımla Patronum Vehbi Koç. Yazarı Can Kıraç… Milliyet Yayınları 1995 Eylül baskısı…

Kitabın 214 ve 215’inci sayfalarında

şöyle yazıyor Can Kıraç:

“İlginçtir ki, ‘hesap alan patron’ durumunda olan Vehbi Koç, halka açılarak ‘hesap veren patrondurumuna düşmekten korkmamış ve tercihini daima ‘halka açılma’ istikametinde kullanmıştı…

Bu arada ‘halka açık şirketlerin’ genel kurullarına kanlan bazı hissedarların davranışları, ellerinde tek bir hisse senedi bulunsa dahi, yönetimlerin umulmadık soru sorunlarla karşılaşmalarına sebep olmakta, davalar açılmakta ve bazı sıkmalar yaşanmaktadır.

Bu olaylar karşısında ‘halka açılmayı’ sakıncalı bulanlar ‘biz söylememiş miydik’ diyerek haklı olduklarım ispat etmek istemektedirler…

Ancak Vehbi Bey bu konuda da

demokratlığını korumaya devam etmekte,

‘kötü niyet olmadığı takdirde yönetimlere zorluk çıkaran hissedarların genel kurullardaki davranışlarını hoş karşılamak gerekir.

Ben bazı tenkitlerin yerinde yapıldığına ve bunlardan yararlanılması gerektiğine inanıyorum’ demektedir.

Yıllar önce satın aldığı Anadol’un radyosuna ilave bir bedel istendiği içine  Ankara’daki Otokoç şirketiyle anlaşmazlığa düşen Mustafa Öztürk isimli bir vatandaş kendisine yapıldığı sandığı haksızlığın intikamını almaya karar verince, 1980’li yılların başında Koç Topluluğu’nun halka açık şirketlerinde ilginç olaylar yaşanmıştı…

Öztürk; Koç Holding, Koç Yatırım, Garanti Bankası gibi şirketlerin hisse senetlerinden birkaç tane satın alarak bu şirketlerin genel kurullarına girmeyi başarmış, verdiği önerge ve açtığı davalarla toplantıları sabote etmeye uğraşmıştı…

Bu mücadeleden ben de nasibimi almıştım.

Açtığı dava yüzünden yurt dışına çıkışım bir süre engellenmişti…

Mustafa Öztürk; Koç Holding’in bir hissedarlar toplantısında söz alarak, Vehbi Koç’u da uyarmaya çalışmıştı:

‘Vehbi Bey! Siz iyi yürekli bir Müslüman olduğunuz için, etrafınızda toplanmış fesat taşanların kötülüklerini faik etmiyorsunuz!..

Bakınız, (eliyle faaliyet raporunun kapağını göstermişti) burada Koç’un ‘K’ harfini çerçeveleyen kocaman bir ‘üçgen’ var… Bu üçgen, Masonların alâmetidir…

Siz, hâlâ, etrafınızın Masonlarla kuşatıldığının farkında değilsiniz…

Bir ortağınız olarak sizi uyarıyorum!’

Mustafa Öztürk, engellemelerini ölünceye kadar sürdürmüş ve onun katılacağının bilin­diği toplantılara daha dikkatle hazırlanılmıştı.

 

Evet…

Satın aldığı Anadol otomobil için ilâve olarak “radyo bedeli” istendiği için kızan müşterinin hikâyesini okudunuz.

Yarın; Otogar’a girip veya yolcusunu karşılamaya gelen bir yolcu, garaj çıkışında ödediği otopark parasına kızarsa…

Kızıp da hisse senedi alır mı?

Ondan sonra bu “kızgın yolcu” genel kurula “ortak olarak” gelir mi?

Veya…

Kapı çıkış parasını fazla bulan bireysel otobüsçü, İstanbul Otogarı’ndan hisse alıp da hak aramaya kalkar mı?

 

 

 

Latif Karaali, Güle Güle Gazetesi

26 Nisan – 2 Mayıs 2004, Sayı: 32

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir