Kurumsallaşacaksınız

      OTOBÜSÇÜLERİN           problemi şu:

Olaylara sadece “garaj gözlüğü” ve “otobüs sektörünün problemleri” açısından bakılıyor.

Halbuki gelişmeleri “evrensel” ve “çok boyutlu” değerlendirmek gerekiyor.

Dün 15- 20 milyon dolarlık maliyetle kurulan bir tekstil fabrikası, bugün 5 milyon dolara alıcı bulamıyor. Zamanında 1 milyon dolar eden değerli bir emlak, bugünlerde 200 bin dolara satılamıyor. Türkiye bir sıkıntı yaşıyor. Daralma var. Daralma bütün ekonomide oldu. Türkiye fakirleşti. Türkiye fakirleşti demek, toplum fakirleşti demek.

Bu ekonominin içinde, otobüsçü de var. Otobüsçü de fakirleşti.

Türkiye’de hep beraber yaşıyoruz. Türkiye’nin sorunu çözülmeden, otobüsçünün sorunu çözülmez. Otobüsçülükte “çok firma” var deniyor. Peki: kaç konfeksiyoncu… Gömlek üreticisi… Lokantacı… Seyahat acentesi var?

Her alanda sayı fazlaca. Ekonomide sıkıntı yaşayınca hemen “birleşelim, anlaşalım” deniyor. Sonra ne oluyor? Tedbir alınıp işler düzelince, tekrar bölünme başlıyor.

Bugün söylenenler çözüm değil.

Türkiye’nin anayasası’na, serbest piyasa kanunlarına, ekonomik, sosyal ve kültürel ortamına, rekabet ortamına, rekabet kurumu yasalarına, AB uyum yasalarına paralel düşmeyen bir çözüm, olmaz. Birbirimizi kandırırız. Bugün Türkiye’de sistem doğru mu?

Önemli bir de handikap var.

Otobüsçülükte herkesin  çıkarı farklı.

Otogar işletmecisi… Firma sahibi… Yazıhaneci… Bankocu… Kelleci… Otobüsçü… Şoför… Muavin… Host-hostes… Yolcusu… Yol lokantacısı…

Herkesin çıkarı farklı.

Böyle olduğu için de her an bir çıkar çatışması çıkabiliyor. Bizim çıkar gruplarını bir araya getirme şansımız çok az. Bir şansımız var. Kurumlaşmak.

Çünkü otobüsçülükte en önemli sorun, kurumlaşma isteğinde yatıyor. Kurumsallaşırken, “ilişkilerin de kurumlaşması” sağlanmalı.

“Aile şirketleri” konusunda bu köşede iki makale yazmıştım. Otobüs firmalarının hepsi birer aile şirketi. Aile şirketlerinin karakteristik sorunları var.

Türkiye’de şehirlerarası yolcu taşımacılığı yapan 500’ün üzerinde otobüs firması bulunuyor. Bunların sahipleri değişebiliyor.

Bir zamanlar; firma sahibi olanlar veya kendi otobüsünü kullananlar, şimdi başkalarının yanında şoförlük yapıyor. Sayıları da çok fazla.

Şoförlerin ve firmada çalışanların genel anlamda sosyal hakları yok.

 

Otobüsçülük, siyasete benziyor. Allah rahmet eylesin, değerli siyaset adamı Osman Bölükbaşı’nın 30 sene önce politikayı bırakırken yazdığı “siyasete veda” şiirinden çarpıcı bir mısra:

“Bir ömür kaybettim, acep ne buldum. Seraba harcanmış ömre yanarım.”

Dürüst bir politikacının engin deneyiminden süzülen sözler bunlar.

Bu sözleri otobüsçülere uyarlayalım.

Otobüsçü de ömür tüketti. Ne buldu acaba? “seraba harcanmış ömürler.”

Onun için iyi bir araştırma yapmak gerekiyor.

Bu sektöre kaç kişi girdi; kaç kişi çıktı?

“Doktora tezi” için ideal bir konu.

Teknoloji boyutuyla, yolcu boyutuyla menfaatler grubuyla, tüm sistemin tarihsel gelişimiyle, bugünkü durumuyla ve bir çok yönüyle önemli bir konu. Ancak –maalesef-  bunu ele alan yok.

Aslında “burası Türkiye” dememek lazım.

Türkiye, gelişen dünyanın bir parçası.

Otobüsçülüğün sorunlarını, “evrensel ölçüler”e göre çözelim.

Önce sorunlara bakalım.

On yıl önce, 40 yıl önce de bugünkü sorunlar vardı.

Bunların başında “rekabet” geliyor.

Olay, bugüne ait değil ki…

Bir anektodu aktarayım:

60’lı yılların sonu, 70’li yılların başı…

Mercedes 0 302’ler dönemi.

Otobüs işletmecisi Haşimoğlu, Güney Anadolu’nun önemli firmalarından biri.

Tabii ki rakibi de var.

Yolcu adeta bedava taşınıyor.

O dönemlerde firma sahibi, kendi firmasında şoförlük yapardı. Haşimoğlu da, kendi arabasını kendi kullanıyor.

Bir mola sırasında, yol lokantasında rakibine rastlar.

Otobüsü park eder, el frenini çeker ve aşağı iner. Doğru rakibinin yanına gider.

“Bak” der ve ekler: “Böyle rekabet olmaz. Birbirimizi bitireceğiz. Rekabet yapacaksak, şuradan iki bidon benzin alalım. Bir otobüs sen yak, bir otobüsü de ben. Rekabet böyle olur.”

Şimdi de rekabetten yakınıyor, çözümler arıyoruz. Aradan geçen o kadar yıla rağmen değişen ne oldu. Yarın da aynı sıkıntılardan söz edip, çareler aramayacak mıyız? Çözüm; şirketlerin kurumsallaşmasından, sektörün kurumsallaşmasından geçer.

Ancak… serbest rekabet kurallarını gözardı etmeden.

Latif Karaali, Güle Güle Gazetesi

22-28 Mart 2004, Sayı: 323

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir