Otobüsçülük ve demiryolları (1)

     OTOBUSÇÜLER “trenle yolcu taşımacılığı”nı konuşuyor. Üstelik bir “telâş” var. “Hava taşımacılığına devlet desteği bizi mahvetti…”

“Bir de karşımıza deniz taşımacılarının destek meselesi çıktı..”

“Şapkayı önümüze koyalım, düşünelim…” “Otobüsçülük ne olacak?..” “Vagon kiralayalım…” gibi sesler duyuyoruz…

Aslında rakamlara bakmak yeterli. Ulaşım sistemi içersinde karayolu-demiryolu yük ve yolcu taşıma rakamları çok ilginç…

 

TELAŞA GEREK YOK

Devletin resmî rakamlarına göre; bugün itibariyle, karayolu yolcu taşımacılığında oran yüzde 95. Bu rakam sadece otobüsleri kapsamıyor.

İçinde hafif ticari araçlarla, binek otolarıyla yapılan yolculuklar da var.

Demiryolunun yolcu taşımacılığında payı ise yüzde 2’dir.

Yük taşımacılığında ise karayolunun payı yüzde 97, demiryolunun payı ise yine yüzde 2.

Neyin telâşı yapılıyor?

Demiryolunun payını yüzde 100 arttırsanız, yüzde 4 olacak.

Yüzde 500 arttırsanız, ne olacak yani?

 

Demiryollarının mevcut altyapı ve işletme koşullarının iyileştirilmemesi, yeni koridorlar açılamaması nedeniyle son 50 yılda, bu alanda yüzde 38 “gerileme” yaşanmış…

Bu da devletin rakamı…

Şimdi, istediğin kadar çaba göster, yüzde 2’yi 4 yaparsın…

Bu rakamlara bakılırsa, otobüsçüler için “telâş”a gerek yok

 

BU, BİR FIRSAT

Bir tedirginlik yaşanıyor. Hatta şu tartışılıyor:

“Biz de trene talibiz, vagon kiralayalım biz de tren işletelim…”

Böyle bir tedirginlik doğru değil.

Gelişecek bir ekonomide, otobüse daha fazla ihtiyaç olacak.

Rekabet sonucu yolcunun azalacağına inanmıyorum. Türkiye 70 milyon nüfuslu bir ülkedir; şu anda bakın, seyahat eden nüfusun oranı, toplam nüfusa göre çok küçüktür.

Medeniyet arttıkça, kültür, eğitim seviyesi arttıkça seyahat etme alışkanlığı da artar.

Otobüs işletmelerinin “yolcu bulamıyoruz” ya da “yolcu kalmayacak. Alternatif taşıma araçlarına dönüşüm var” mantığı bana göre yakın plânda bir “tehdit” değil.

Kendisini standarda oturtması açısından bir fırsattır.

Tercih ediliyor olabilmesi için, katacağı

hizmeti iyileştirmesi için bir fırsattır. Buna, böyle bakmak lâzım.

 

Dünyada raylı sistemlerde en gelişmiş ülkelerden biri Japonya’dır.

Trenler, uçaklarla yarışır.

Tokyo’dan Osaka’ya giderken, uçakta yer bulamazsanız yarım saatlik farkla, trenle gideceğiniz yere ulaşırsınız.

Japonya’da otobüsle şehirlerarası yolculuk gece yapılır. Gündüz tren tercih edilir ama, yine de her tarafta otobüs görürsünüz.

Ama, tren olmasına rağmen; Japonya’da en fazla iç yolcu taşımacılığı otobüstür.

O kadar çok otobüs vardır ki…

İnsanların seyahat etme alışkanlığı arttıkça, otobüse har zaman ihtiyaç vardır.

 

DEMİRYOLU’NA DESTEK

Gerçi burada otobüsün gerekliliğini tartışmıyoruz.

Tartıştığımız konu, demiryollarının ekonomikliği ve demiryolu taşımacılığının desteklenmesi.

 

 

Demiryolları; Türkiye’de her yıl trilyonlarca lira zarar ediyor.

Bu zarar da ekonomiye yükleniyor.

Bu zararı önlemek için demiryollarında fiyat artırımına gitmek gerek.

İşin maliyetini kurtarmak lâzım.

Ama olmaz; yapamazlar.

Demiryolları; gerçek maliyeti ile yolcu taşıyacak olsa, şu andaki yüzde 2’lik payını bile kaybeder.

Demiryollarının bu lüzumsuz fiyat politikası yüzünden, karayolu yolcu taşımacılığı yapan otobüslerde de kalite arttırılamıyor.

Otobüsler, demiryolları yüzünden fiyat arttıramıyor.

 

TÜRKÜ-TURKA

Demiryolları normal maliyetiyle yolcu taşısa, meselâ bir Eskişehir-İstanbul arasında yolcu 12-13 milyon liraya taşınırken, bu, en aşağı 35-40 milyon lira olacaktır.

O hatta bu fiyata, son derece kaliteli taşımacılık yapılabilir.

Türkiye’de raylı sistem dörtdörtlük olduğu zaman, raylı sistemlerde uygulanacak fiyat, bugünkü politikalarla da yürümez.

Yatırım maliyetlerini kurtarmak için, mutlaka bilet ücretleri artacaktır.

Bırakın yatırım maliyetini, işletme maliyetleri eklense, bilet fiyatları 5 misli artacaktır.

Dolayısıyla, otobüsçülüğün önü açılacaktır.

Otobüsçü bu demiryolları ile ilgili bu projelerin yanında yer almalıdır.

Ancak, işletmeye talip olması yanlıştır.

Bir büyük yanlışlık da, otobüsçülerin ödediği vergilerle demiryollarının sübvanse edildiğinin unutulmasıdır.

Bir “Türkü-Turkadır”dır bu!

 

 

 

 

Latif Karaali, Güle Güle Gazetesi

26 Ocak – 1 Şubat 2004, Sayı: 315

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir