Ticaretin Külhanbeyli!

OTOBÜSÇÜLÜĞÜN Efendi’si…

Elazığ’ın Efendi’si, Efendi bey!

Yani, Elazığ Hazar’ın sahibi Fikri Kaya…

Efendi Abi ile sohbet ediyoruz.

Efendi Bey anlatıyor:

Bingöl valisi, karısı-kızı garaja geldi.

Çay-kahve ikram ettik.

Yaz’dır. V6’ların zamanıdır.

Kız yolcu. Arabanın etrafında dönüyor. Gitmiş, arabanın lastiklerine bakmış. “baba, arabanın lastikleri de yeni” dedi.

Yolcu, arabanın her şeyine dikkat ediyor.

Şimdi de otobüsçü “büyük otobüs olsun” diyor.

İlla büyük otobüs!

Ekonomik otobüs var… Olmazzzz!

İlla büyük otobüs.

“Büyük otobüs”ün masrafı da büyük.

Ama, olsun!

Efendi abi devamla “otobüsçü, ticaretin külhanbeyliğini yapıyor” dedi.

“Para kazanılmayan yerde disiplin olmaazz” diye bitirdi sözlerini efendi abi.

 

Tesadüfen aynı gün, bir bireysel otobüsçü dostum anlatıyor:

90’da, çift kat 25 milyon taksit. 75 milyon aylık kazanç…

Kumkapı’da her gece, keman çaldırıyorduk başımızda.

672 bin doçemark (DM) idi otobüs. Senetler 12.050 Mark…

283 peşin, 36 ay.

V8’lerimizi sattık çift kat alabilmek için.

Dostum, ne kadar kazandığını vurgulamak için “ne diyorsun abi, büyük para kazanıyorduk”  diye ekledi.

Sonra devam etti: şimdi okullar kapanır, bilet fiyatları yukarı.

Okullar açılır, bilet fiyatları aşağı.

Yazın iyi.. kışın bittik.

Bu kış, çok zarar ettik!

 

Tesadüf bu ya; aynı gün, eski bir yazıhaneci dostumla konuşuyoruz.

Sordum: “işler nasıl?”

“Kardeşim, biz kazanamıyoruz ama, idare ediyoruz. Yalnız, otobüsçü çok zor bir kış geçirdi. Eskiden büyük kazanç olurdu. Her gece çakıl Gazinosu… Eğlenirdik..”

 

Bu sohbetlerden, ilginç bulduğum 5 cümleyi alt alta yazıyorum:

“Otobüsçü, ticaretin külhanbeyliğini yapar…”

“Para kazanılamayan yerde disiplin olmaz.”

“illa büyük otobüs.”

“Kumkapı’da her gece, kemean çaldırıyorduk başımızda.”

“Her gece çakıl gazinosu.”

 

68-69 yılları…

İstanbul’a gelen otobüs şoförleri; Atlantik Oteli’nde, okyanus Oteli’nde Laleli Oteli’nde yatarlardı.

Otobüsler de 302’ydi.

Hiçbir konforu yoktu.

302’nin değeri 160 bin mark’tı.

Bugün; 2000’li yıllarda, otobüs son derece konforlu.

Yolcuya sunulan koltuklar çok rahat.

Teknoloji harikası otobüs.

Ama bugün, şimdi yaz, otobüsçü otobüsün bagajında yatıyor.

Karşılıklı bagaj kapağını açıp öyle uyuyor.

Kışın da otobüsün içinde.

Otobüsün değeri de 500 bin Mark!

160 bin Mark’a aldığı otobüs varken otelde yatıyordu otobüsçü. Otobüs 500 bin mark olunca, bagajda! Bir otobüsçü dostum da; bugünkü otobüsçülüğü, aşağıda zevkle okuyacağınız öyküyle ifade etti.

Öyküyü anlatmak benden yorumu sizden:

Şimdiki adı Kemaliye olan Erzincan eğin’deyiz. O dönemlerde otobüs yoktu, kamyon yoktu. Nakliye işi katırlarla yapılırdı.

Zamanın nakliyecisi, ağzını büzer yola çıkardı.

Çıkınında yolda yiyeceği evinden aldığı çökelek ve yufka bulunurdu.

Katıra da arpa-saman yedirirdi.

Bizim katırcı bir gün, serin bir yerde bir pınarın başında mola vermiş.

Önce katırının yükünü indirmiş, karının doyurmuş.

Sonra çıkınını açmış, yemeğini yemiş…

Bu arada, aklına “hesap yapmak” düşmüş. Nakliye işinden ne kazanmış?

Hayvana ne kadar arpa-saman yedirmiş?

Görmüş ki, hep katıra yedirmiş, kendine kuruş kalmamış.

Yola çıkacak, katırı yüklerken kulağına eğilmiş ve “katır, gendin gazanıp gendin yeysin, beni de ahmak etmiş arkan sıra doladeysin” demiş.

 

Ne diyordu Efendi abi?

“Para kazanılmayan yerde disiplin olmaz”

sektörün vizyonu olmalı, sektör kazanmalı.

Ama herkes “sarışın kız”ın peşinde.

 

Latif Karaali, Güle Güle Gazetesi

24-30 Haziran 2003, Sayı: 286

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir