Berlin Duvarı bile yıkıldı

MASAMDA, 1989 yılında yıkılan Berlin Duvarı’ndan küçük bir parça, cam muhafaza içinde duruyor.

Gözüm ona takıldı.

1945’ten 1989’a kadar 44 yıllık süreyi iki Almanya’yı düşündüm.

Bir tarafta Doğu Almanya, bir tarafta Batı Almanya…

Bunları düşünürken aklıma Süleyman Demirel’in bir seminerde yaptığı konuşma geldi.

Not almıştım.

Notları arayıp buldum.

Demirel, “Berlin Duvarını yıkan, ideoloji değil, ekonomidir…

1945’te Almanya ikiye bölünür.

Aynı gelişmişlik…

Aynı yıkılmışlık..

Aynı eğitim…

Aynı insanlar…

1989’da Doğu Almanya’da kişi başına düşen milli gelir 3 bin dolar…

Batı Almanya’da ise 20  bin dolar.

İşte aradaki 17 bin dolar, Berlin Duvarı’nı yıkmıştır” diyordu….

 

 

GEÇMİŞTEN  BUGÜNE

Türkiye’ye bakalım…

1920’lerde Cumhuriyet Türkiye’si coğrafyasının bir ucundan diğer ucuna gidilememektedir.

Yol yoktur…

Elektrik de yoktur.

1914’te Ankara’da bile elektrikler yoktur.

Sadece İstanbul’da elektrik vardır.

Bir de Şam’da elektrik vardır.

1835’te Türk topraklarında üç fabrika vardır:

Beykoz ayakkabı fabrikası, Cuha fabrikası…

Yani askere giyim, palaska, potin üreten fabrikalar bunlar.

1920’de 50 milyon dolar ihracatımız var. (Bugün sadece MBT, bunun dört mislini ihraç ediyor.) 85 milyon dolar da ithalat.

Kişi başına gelir ise 50 dolar

Türkiye 1950’de karanlıktı.

Nüfusun yüzde 80’inde elektrik yoktu. 30’lı yıllarda insanın ortalama ömrü 40 yıl. Bugünlerde 70 yıl yaşama ümidi var.

Anne – Baba,  çocuklarının mürüvvetini görmüyordu çok kere.

İnsanlar şimdi torununu, torununun çocuğunu görüyor.

Fukaralık ise “kader” olmaktan çıktı.

 

Otobüsçülük tarihine bakarsa.

Kiğı – Elazığ arası 300 kilometre ve bir günde zor gidilirdi. Yol yok; çukur-çamur!

Virajlar… Virajlar… Virajlar!

Kamyon arkası, tahta kasa içinde yolcular…

Koltuk yerine tahta sıralar.

Yolcu beraberinde: koyun, keçi, tavuk bile vardı.

Kışın ise ortada soba…

Devrilip, kamyonu ve yolcuları yakmasın diye kaynakla tabana monte edilmiş.

Türkiye garipti.

Yol yoktu, araç da…

O tarihlerde; Samsun – Ankara yolunda çalışan otobüsler, “yatma” molası verirdi “Yozgat – Palas”ta…

İki gün sürerdi yolculuk.

 

Bugün dünyanın en iyi otobüsleri Türkiye’de üretiliyor.

Mola yerleri dünya standartlarında.

Terminaller, garajlar da öyle.

Yani, refah seviyesi yükseldi  Türkiye’de.

Yollar her yerde tam seviyesinde değilse bile; firmalar, Türkiye’nin en ücra köşesine tarifeli seferler düzenliyor.

Hem dakik kalkıyor, hem dakik varıyor.

Geçmişle  bugünü kıyasladık.

Bir “ufuk turu” yaptık.

Halen Türkiye, olması gereken yerde değil!

Türkiye iyi yönetilmedi.

Evet…

Ulaştığımız seviyeye bakarsak Türkiye, çok iyi bir yere geldi.

Ama…

Türkiye iyi yönetilseydi, çok daha iyi yerlerde olacaktık!

 

SEKTÖREL BİRLİK YOK

Sektöre gelelim.

Türkiye’de artan refah seviyesini en iyi yansıtan kesimler arasında otobüsçülük sektörü de var.

Teknoloji harikası araçlar kullanıyoruz. Modern otogarlar sahibiz.

Yolcularımıza “lüks hizmet” veriyoruz.

Bütün bunlara rağmen..

Sektör de iyi yönetilmiyor.

Sektörel birliği tesis edecek kurumlarımız görevini yerine getiremiyor.

Artan refah seviyesinin yanında sektör, “paylaşım sorunu” yaşıyor.

Gelir-gider dengesizliği yaşanıyor.

Mutsuz insanların sayısı giderek artıyor.

Meslektaş olmanın gereklerini yerine getiremiyoruz.

Berlin Duvarı’nı yıkan 17 bin dolarlık farktır..

Unutmayalım!..

Latif Karaali, Güle Güle Gazetesi

2-8 Haziran 2003 Sayı: 283

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir