Sessiz kalmayın… Sürekli güçlenirler!

KAMUOYU gergin bir hafta yaşadı. 2003’ün 27 Mayısı arefesinde “Genç Subaylar Tedirgin” haberi çıktı. Genelkurmay basında tartışmaya açıldı. “İhtilal Havası” estirilmeye çalışıldı.

Aynı günlerde Milliyet Gazetesi de “türban”la ilgili bir araştırmanın sonuçlarını yayınlıyordu.

Bir tesadüf… Bu haberlerin yayınladığı günlerde bir İranlı bayan misafirimiz vardı.

“İran’ı anlat” dedim. Anlattı.

Sözü O’na bırakıyorum.

 

FİLTREDEN GEÇMEK…

23 sene evvel neredeydik?

Ya 23 sene sonra neredeyiz?

İhtilali “daha iyi bir İran için” yapmıştık.

1979’da, İhtilal öncesi Türkiye’den daha zengin bir ülkeydik. Düzgün bir ekonomimiz vardı.

Türkiye bizden gerideydi.

Şimdi hükümet değişirse…

Demokrasi yerleştirilebilirse…

60 yıl sonra Türkiye’nin yerine gelebiliriz.

Biz şu anda Türkiye’den 60 yıl geriyiz.

 

Üç çeşit “Hürriyet” vardır:

Ekonomik Hürriyet…

Politik Hürriyet…

Sosyal Hürriyet!

Şah zamanında en az ikisine sahiptik.

Politik hürriyete sahip değildik.

Fakat şimdi, hiçbirine sahip değiliz.

Parlamentoda milletvekillerinin problemleri konuştukları doğru. Hükümeti tenkit ettikleri doğru!

Basında korkunç bir “sansür” var.

İnsanların “haber alma özgürlüğü” yok.

 

Hatemi gelmeden önce bazı reformların olacağına inanmıştık. O yüzden milyonlarca insan Hatemi’ye oy verdi.

“İran’da serbest seçim var” deniyor.

Biz seçmedik. Biz oy attık!

Çünkü beş kişi koyuyorlar. Hiçbir zaman benim istediğime oy verme imkanına sahip değilim.

Mesela parlamentoda “serbest basın olmasını” savunuyorlar.

12 Molla’nın olduğu bir kurum vardır.

Her şeyin kararını verirler.

Parlamento kararlarının bu 12 molla tarafından onaylanması gerekir.

Bu 12 Molla’yı Başkan Hamaney seçiyor.

Bütün kararları filtreden geçirirler.

Ben hiçbir zaman parlamentoya giremem.

Parlamentoda, Hatemi’nin getirdiği ilk teklif “serbest bir gazete çıkarılması”ydı.

Seçimlerde çok sağcı bir adamı koymuştuk.

5 isim var. Hatemi içinde…

5 ismi kararlaştıran.

Seçim yapmadılar, oy kullandılar.

Hatemi’ye “en uç sağa hayır demek için” oy attık.

“Radikalliğe hayır” demek için Hatemi’yi  seçtik. Reformlardan bahsetmeye başladı.

İnsanlar mutlu oldu.

Hatta ilk söylediği “serbest basın kanunu” oldu.

Bu kanun Hamaney’e gittiği zaman “hayır” dedi.

20 milyon oy almasına rağmen, bu olay gücünün olmadığını gösteriyor Hatemi’nin.

“İslamın medenileştirilmesi…”

“İnsan hakları…” konuşmadan öteye gitmiyor.

Hapishaneler, hükümeti tenkit edenlerle dolu.

İdam edilenler.. Özellikle idam edilen talebeler. Hatemi’den sükut-u hayale uğradık.

Geçen sene 480 civarında insan idam edildi.

Bazıları caddelerde vinçle asıldı.

3 ay önce, üç genç cezalandırıldı.

İki elleri ve bir bacakları doktor tarafından kesildi ve cezaları verildi.

Mahkemede hakim “2 el ve 1 bacağı bir arada kesersek ölürler. Sırayla keselim. 1 ay ara ile…” dedi.

… Ve doktor kesti el ve bacakları!

Soruyorum: “İki kolu ve tek bacağı yok. Bu insan nasıl yaşar?”

Bir de; suçluya “körleştirme” cezası vermişler. Mahkeme, gazeteye ilan verdi. “Gözleri kör edecek doktor aranıyor” diye…

 

Başörtüsü… siyasi sembol olduğu için “çador”dan nefret ediyorum.

Bir bayan parlamenter “çador” takmak istemediği için parlamentoda dövüldü.

(Hatırlarsanız; Türkiye Millet Meclisi’nde de Merve Kavakçı olayını yaşamıştık. Bülent Ecevit liderliğinde müdahale edilmişti.)

Erkekler için de bazı “kısıtlamalar” var.

Kısa kol yok… Kravat yok..

21’nci yüzyıl’da parlamentoda bu kıyafetle oturulur mu?

Vücudunun tek bir kılını bile gösteremezsin…

 

Mollolar için esrar haram değil.

150 kadınla evlenilebilir, haram değil.

Erkeklerin zihninde kadın için biçilmiş bir rol vardır: “evde oturmak.”

… Ve İran’da sadece seçim günü kadınlar evden çıkartılır. İran halkı, devleti için ancak bir gün vardır.

O da seçim günüdür.

 

İran demokrasiye geçmeden terör engellenemez.

1500 kişi (Molla) devrim yaptı, 60 milyon İranlı evde oturdu.

Sessiz kalmayın… sürekli güçlenirler.

Anything is beter then Molla!

Sen ekonomik, siyasi, sosyal özgürlüğümüzü ver…

Ondan sonra ben karar veririm çador takmaya ve takmamaya…

İslam’ın nasıl yaşayacağıma ben karar vermeliyim.

Yüce Allah’a hesabı ben vereceğim…

 

İranlı bayan dostumuzun görüşleri böyle…

İlginçtir… Aynı günlerde Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, hem de Tahran’da ve de İslam Konferansı’nda yaptığı konuşmasında: “İslam ülkelerinin artık bir ‘özeleştiri’ yapmaları gerektiğini” söyledi.

Gül, sonra söyle dedi: “Hesap vermenin, şeffaflığın ve iyi yönetimin hakim olduğu temel hak ve özgürlerin, kadın-erkek eşitliğinin yüceltildiği, slogan ve kör söylemlere yer olmayan bir vizyon.”

Latif Karaali, Güle Güle Gazetesi

26 Mayıs – 11 Haziran 2003, Sayı: 282

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir