Herşeyin bedeli var

      BAĞDAT’ta Firdevs Meydanı… En son dikilen Saddam Heykeli’nin yıkılışı, rejimin yıkılışını simgeledi Bağdat’ta..

60 yaşındaki Iraklı, elindeki Saddam posterine darbeler indirirken haykırıyordu:

“Gençliğimin katili…”

“Evlâtlarımın katili…”

“Milyonların katili…”

 

İşte, Irak’taki Saddamlı yıllar!

Irak Halkı, Sarayları yağmaladı. Bakanlıkları da…

Bu manzara karşısında ABD’li yetkili şöyle konuştu: “Bunlar zâten halkın malıydı. Şimdi gerçek sahibini buldu.”

 

MEZARA KADAR…

Deprem…

Bu, bir deprem!

Arap Âlemi’nde deprem!

Bu deprem, Arap âleminde ciddi sarsıntılar yaratacak.

Gerçekle yüzleşmek zorunda Arap liderleri.

Rejim değişiyor Bağdat’ta…

Nasıl?

Evet, nasıl?..

Amerikan askeri, Amerikan-İngiliz silâh gücüyle…

Neden?

Neden rejim sandıkta değişmiyor?

Neden oy’la değil, kurşunla?

Niçin?

Evet..

Niçin arap liderleri çeyrek asırdır iktidardalar?

Mısır… hüsnü mübarek, hala başkan!

Libya lideri Kaddafi…

Filistin…. Yaser Arafat!

Mezara kadar başkan…

 

Herşeyin bir bedeli var.

Karşılıksız olmaz.

Irak halkı, diktatörlüğü devirmek için ayaklanamadı.

Saddam’ı oyla deviremedi.

ABD devirdi, kurşunla.

Kurşun’un bedeli de petrol.

Asıl amacı da o!

Yoksa, Irak’a demokrasi getirmek değil amaç.

 

Petrol kirlidir.

Kirlidir evet..

… Ve petrol işinde “insan hakları” yoktur.

Petrol şirketlerinin hakları vardır.

Petrol; insan haklarını, ayaklar altına alır.

Son okuduğum kitap; Klaus Werner ile Hans Weiss‘in ortaklaşa kaleme aldığı “Markaların Kara Kitabı” adlı bir eser. MediaCat Kitabevi tarafından yayınlanmış.

İlginç ve sürükleyici bir bakış açısı var.

Tavsiye ederim, okuyun…

Kitaptan bâzı alıntılar yapayım:

Nijerya’da petrol savaşı…

Nijerya’da; askerî diktayla Shell işbirliği içindeydi.

Angola’da petrol savaşı…

Aslında Angola zengin bir ülke.

Petrol dışında; dev mâden yataklarına, değerli taş, altın, demir, pamuk, şeker, pirinç, tütün ve balığa sahip.

Bir zamanlar, dünyanın 3’üncü en büyük kahve üreticisiydi.

Ama bugün, “protez fabrikaları” (Anderson) dışında üretim yapan bir endüstri kolu yok.

100 binden fazla insan, mayına bastıkları için kesilmiş kol ve bacaklarıyla dolaşıyor.

Bu yüzden sâdece protez fabrikaları iş yapıyor.

12 milyon Angolalının yüzde 80’inden fazlası yoksul. 10 çocuktan 3’ü, 5 yaşına basmadan ölüyor.

İç savaşta ölenlerin sayısı, yüzbinlere ulaştı. 2,5 milyon insan, mülteci oldu.

Bunların sebebi; genelde, ülkede zengin sınıfın daha fazla zenginleşmesi için yürütülen savaş…

Bu savaş, Batı’nın parasıyla ödenen silâhlarla yürütülüyor.

Bunlar Chevron ve Total-Final-Elf Konsorsiyumunun yanısıra, BP/Amaco, Texaco, Shell, ana şirketi Esso ve Mobil olan Agip ve Exxon Mobil.

 

Sudan’da da petrol için akıtılan kan var.

Çad’da ve Kameron’da da…

Realite bu!

 

Amerikan güçlerinin, Iraklılara, “rejime karşı ayaklanın” bildirisinden:

“Irak Halkı; Vakit geldi.

Sizi özgürleştirmek isteyen güçlere katılın. Aslanlar gibi kükreyin ve bu nesille, gelecek nesillerin daha parlak geleceğini hayâl edin…”

Gerçek amaçsa bölgeye demokrasi getirmek, peki, Filistin’e de demokrasi gelecek mi?

Filistin de özgürleşecek mi?

 

Latif Karaali, Güle Güle Gazetesi

7-13 Nisan 2003, Sayı: 275

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir